10 Aralık 2010 Cuma

GÜNDEMDEN KISA KISA NOTLAR

Bugün 10 Aralık “Dünya İnsan Hakları Günü “… Bizim ülkemizde de siyasiler nutuk atıyor, dernekler açıklamalar yapıyor, mesajlar veriliyor. Akşam tv haberlerinde bu nutukların bir kısmını izleriz. Yani usulüne uygun kutlanıyor bu evrensel gün de…

Bu konu ile ilgili çok sayıda köşe yazısı da var. Ama ben bir tanesinden çok kısa bir alıntı yapıp bu konuyu geçeceğim. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nde uzun yıllar yargıçlık yapan Rıza Türmen bugün Milliyet’teki “ İnsan hakları gününde Türkiye’den manzaralar” başlıklı yazısında şöyle diyor :

“ Bireylerin düşüncelerini serbestçe ifade etmeleri, serbestçe toplantı yapmaları, insanı özgürleştiren etkinliklerin başında gelir. Siyasal iktidar, kendisini protesto etmek isteyen öğrencileri kaba kuvvetle susturuyorsa, üstlerine biber gazı sıkıp copla dövüyorsa, kente girmelerini bile yasaklıyorsa, o ülkede insan hakları ve demokrasi açısından çok ciddi bir sorun var demektir. Gazetelerde yayımlanan polisin ayakları altındaki kız öğrencinin resmi gerçekte Türkiye’deki insan haklarının resmi. Bir ülkede demokrasi ve insan haklarının sınırları siyasal iktidarı eleştirmekten geçiyorsa, hak ve özgürlükler sadece iktidarı destekleyenler için geçerli ise, bu rejimin adı otoriter demokrasidir. İktidarın seçimle iş başına gelmesi bunu değiştirmez. “

Blogumuza yazı yazalım dedik ama yazacak o kadar çok konu var ki hangisinden başlayıp hangisini erteleyeceksin. Seçim yapmak gerçekten zor.

Son haftalarda bütün dünyada yankı bulan “ Wikileaks “ belgelerinin siyasiler ve medya tarafından değerlendirilmesi, gündeme getirilmesi bizim Başbakanı niye bu kadar telaşlandırdı ve öfkelendirdi ki… Ya Wikileaks internet sitesinin kurucu ve yöneticilerinden Julian Assange’ın Londra’da tutuklanmasının nedeni bu belgelerin başta ABD olmak üzere ve tüm dünyada yarattığı panik mi yoksa Julian Assange’ın yırtık prezervatifle seks yapması mı ? Vallahi bu belgeler de bu belgeleri yayınlayanların başına gelenler de izlenmeye değer…

İzlenmeye değer bir başka konu da ; Ülkemizde son günlerde öğrencilerin yumurtalı eylemlerinin yankıları, siyasilerin korkuları ve tepkileri, medyanın ve mizah dergilerinin yazıp çizdikleridir. Hele yandaş medyanın tavrı gerçekten ilginç… 12 Eylül referandumunda verilen “evet” oyları ile ileri demokrasiye geçen ülkemizde öğrencilerin bu eylemlerini ileri demokrasiyi hazmedemeyenlerin işi olarak değerlendirenlerden bu öğrencileri “ergenekonun maşası” olarak suçlayanlara kadar neler var neler. İleri demokrasi adına öğrencileri sokakta dövülen, biber gazı ile püskürtülen, tekmelenen öğrencilerin okudukları üniversitelerin rektörleri nerede ve ne yapıyorlar dersiniz ?

Yargının Adalet Bakanlığı’na, Ordunun Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasından çok önce bütün üniversiteler Milli Eğitim Bakanlığı’na değil Başbakanlığa bağlanmıştı. Öğrenciler dışarıda Fethullahçı eğitimden geçmiş polisler tarafından “orantısız güç kullanılarak” acımasızca dövülürken rektörler Dolmabahçe’de Başbakanı dinliyorlardı uslu uslu, kuzu kuzu… Hiçbir rektörden üniversitelerini ve öğrencilerini savunacak tek satırlık bir açıklama gelmemesi bu kurumların siyasi iktidar tarafından nasıl susturulduğunun kanıtı değil mi ? Konuşan, üniversitesini, öğrencisini savunan rektörün son durağı Silivri olduğunu şimdiki rektörler çok iyi biliyor.

Dolmabahçe’de uslu uslu Başbakanı dinleyen ve konuşamayan bu rektörlere bir öğretim üyesinin iki sorusu var. Onu da burada alıntılayıp bu konuyu da geçelim.

Bakın Ondokuz Mayıs Üniversitesi öğretim üyesi ve Samsun Akademik Elemanlar Derneği Başkanı Profesör Süleyman Çelik rektörlere nasıl sesleniyor :

“Sayın Rektörler,

1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti Ankara’dır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı resmi işlerini Ankara’dan yürütür. Üniversite rektörleriyle toplantı yapacağı zaman, bilime saygı gereği, onları ayağına çağırmaz. Toplantı ya Ankara’daki üniversitelerden birinde (tercihen en eskisinde), ya da YÖK’te yapılır, Sayın Başbakan oraya teşrif buyurur. Sayın rektörler, sizin İstanbul’da, Dolmabahçe Sarayı’nda ne işiniz var? Sizler Türkiye Cumhuriyeti’nin üniversitelerinin rektörleri misiniz, Osmanlı’nın medreselerinin eminleri mi?

2. Dışarıda öğrencileriniz, yani Türk halkının size emanet ettiği çocukları cop, tekme, gaz bombası vd. yöntemlerle öldüresiye dövülür, dahası cinsel tacize maruz kalırken, sizler içeride bu olayların baş sorumlusuyla birlikte olmaktan hicap duymadınız mı?

Ben sizlerden hicap duydum ve sizleri kınıyorum...”


Türkiye’de yaşayan herkesin yakından izlemesi gereken bir konu daha var. O da İmralı’daki PKK’nın lideri Abdullah Öcalan ile ABD’deki cemaatin şeyhi Fethullah Gülen arasındaki ittifak olayıdır. Bu ikisi Türkiye’nin dinamik güçleri imiş Türkiye’nin sorunların ancak bunlar çözermiş…

Ben kendi adıma bu gelişmeyi ilgiyle izlerken bir şeyi de çok merak ediyorum. Bir eski dostumun (!?) son yazısının ilk cümlesinde sözünü ettiği Cumhuriyetin şekillenme sürecinin yeni koordinatlarından kastettiği acaba bu kutsal ittifak mı ?

“ Türkiye siyaseti, 12 Eylül referandumu ile fiilen sona eren Cumhuriyetin kuruluş döneminin “paradigması”nı da geride bırakmış olarak, yeni koordinatlar bazında şekillenme sürecine girmiş bulunuyor.”

Türkiye’de ve dünyada olup biteni izlerken şu yazdığım son cümleyi iyice bir okuyun ve üzerine de biraz düşünün isterseniz.

Havalar soğudu. Kendinize dikkat edin. Hızla değişen olayları ve gündemi izlerken aklınızı da koruyun ! İyi hafta sonları.

Hiç yorum yok: