<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530</id><updated>2012-01-28T02:10:02.661+02:00</updated><category term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><category term='HİNDİSTAN'/><category term='FOTOĞRAF-ÖYKÜ'/><category term='FOTOĞRAF- ŞİİR'/><title type='text'>YAZILARIM-FOTOĞRAFLARIM</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>139</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1805919737093480408</id><published>2012-01-08T21:20:00.001+02:00</published><updated>2012-01-08T21:25:05.721+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9GZR-TlXrpQ/TwnsW4fvQ5I/AAAAAAAAER0/6GXIVKF__Vg/s1600/DSC_0682.JPG" imageanchor="1" style=""&gt;&lt;img border="0" height="178" width="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-9GZR-TlXrpQ/TwnsW4fvQ5I/AAAAAAAAER0/6GXIVKF__Vg/s400/DSC_0682.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1805919737093480408?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1805919737093480408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1805919737093480408&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1805919737093480408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1805919737093480408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2012/01/blog-post.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-9GZR-TlXrpQ/TwnsW4fvQ5I/AAAAAAAAER0/6GXIVKF__Vg/s72-c/DSC_0682.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-638210653444369314</id><published>2012-01-01T23:10:00.001+02:00</published><updated>2012-01-01T23:12:22.129+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;b&gt;01.01.12&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılın ilk yazısına bir itirafla başlamalıyım . Geçen yıl blogumu çok ihmal ettim… Bu blogu okuduğunu bildiğim dostlarımdan özür diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ihmalin nedenleri arasında öncelikle tembelliğim geliyor elbet. Bir de bu ülkede yaşanan olaylar… Yaşanan olaylara ilişkin siyasi iktidarın, sözüm ona parlamenter muhalefetin düzeysiz tartışmaları… İnsanların dini inançlarını ticaret ve siyasete malzeme olarak kullanan cemaat ve tarikatların ülkedeki etkinlikleri… Bu cemaat ve tarikatların denetiminde yalakalığın sınırlarını zorlayan yandaş medyanın, yargının, üniversitelerin teslimiyetçi tavırları… Cemaat faşizminin bitmeyen operasyonları ve davalarına karşı duyarsız  insanların seçimlerdeki tercihini inadına bu olumsuzlukları sürdürmekten yana kullanmaları…  Bendeki yazı yazma isteğini yok etti. Bu koşullarda yazı yazmak içimden gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl ki yeni yıl yazıma “  YENİ YIL VE YENİ UMUTLAR  “ başlığını uygun görmüşüm. Geçen yıl ki ilk yazımda umut olarak gördüğüm ve hazırlıklarına bir yıl önceden başladığım Hindistan-Nepal-Sri Lanka gezisiydi. Bu geziyi 16 Eylül – 30 Ekim tarihleri arasında tam da planladığımız gibi hiçbir aksilik olmadan gerçekleştirdik. Onun için geçen yıl umutlarım gerçekleşti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45 gün süren bu gezimde yeni ülkeler, yeni kentler, yeni insanlar tanıdım. Bol bol fotoğraf çektim. Bu gezim sırasında ülkemdeki yukarda saydığım olumsuzluklardan mümkün olduğunca uzak kaldım. Ama tümüyle kaçıp kurtulmak asla mümkün değil. Bu gezinin sonunda izlenimlerimi anlatırken şu değerlendirmeyi rahatlıkla yapıyorum. Biz bugüne kadar sadece Batı’yı (ABD ve Avrupa) dünya olarak tanımışız. Batı’nın değerleri, Batı’nın kültürü, Batı’nın yaşam biçimi okullarda, medyada, iş yaşamında bize öğretilmiş, benimsetilmiş, bazen de dayatılmış… Oysa dünya sadece Batı’dan ibaret değil… Orada, Doğu’da bambaşka bir dünya var. Bizim tanımadığımız, bilmediğimiz Doğu’nun yaşam biçimi, değerleri, kültürü, inançları Batı’dan çok farklı. Bu gezilerin sonucu olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Artık bana Doğu, Batı’dan daha yakın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gezide Hindistan’ın kuzeyinde Delhi, Jaipur, Agra, Kajuraho, Varanasi kentlerini , güney batısında Kerala ve Goa eyaletlerini ve güney doğusundaki Tamil Nadu eyaletinin Chennai kentini gezdim. Hindistan’ın kuzey komşusu Nepal’i ve güney komşusu Sri Lanka’yı da gezdim, gördüm, fotoğrafladım. Bu üç ülkenin farklı kentlerinde değişik izlenimlerim oldu ama bir de ortak izlenimim var. O da bu üç ülkenin inanç ağırlıklı bir toplumsal yapılarının olduğudur. Bölgesel ve kentsel değişiklikler dışında Ortadoğu merkezli üç kitaplı-peygamberli dinlerden İslamiyet ve Hıristiyanlık toplam inanç içinde yüzde onların altında. Yahudilik ise eser miktarda. Buna karşılık Hinduizm yüzde yetmişbeşler düzeyinde. Yüzde sekiz-on civarinda Budizm yaygın. Azınlık düzeyinde Janistler, Sihler, Yezidiler ve diğerleri var. Tapınaklarını ve inananlarını gördükten tanıdıktan sonra din konusundaki düşüncelerimde, yargılarımda değişiklikler oldu. Bu çok ayrı bir yazının konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gezide en çok etkilendiğim yer ise hiç kuşkusuz Hindistan’ın Kerala eyaleti oldu. Hindistan gezileri için rehber kitapları ve internetteki web sayfalarını okurken Goa için hep şu uyarı ile karşılaştım. “Hindistan Goa değil. Goa Hindistan değil.” Kuzey Hindistan’ı gördükten sonra  bu saptamanın ne denli doğru olduğunu anlıyorsunuz. Kerala’yı gördükten sonra ise Goa Hindistan değilse Kerala hiç değil…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 yıldan fazla geçen yılın Nisan ayındaki son seçimlere kadar ( bu seçimleri iki sandalye farkla kaybettiler) Hindistan Komünist Partisi (Marksist) tarafından yönetilen Kerala’nın her yerinde kızıl bayraklara, orak-çekiçli duvar yazılarına, Marks-Engels-Lenin’li parti afişlerine rastladıkça  ne kadar farklı bir dünyada olduğunuzu anlıyorsunuz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası 11 yılındaki 45 günlük Hindistan, Nepal ve Sri Lanka gezisinden çok sayıda fotoğraf ve değişik anılarla döndüm. Öncelikle en kısa zamanda bu gezi fotoğraflarını blogumda paylaşacağım. Zaman buldukça da anılarımı yazmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çizerini bilmediğim için adını yazamadığım ama internette görüp çok beğendiğim bu karikatürü –çizerinin emeğine saygı duyarak ve hoş görüsüne sığınarak) sizinle paylaşıyorum. Yeni yılda; Uyuyanlara, uyutanlara inat uykusuz kalmaya, okumaya, araştırmaya, gezmeye, görmeye ve düşünmeye devam edenlere selam, sevgi ve saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-KszanORRECk/TwDLJfJvnnI/AAAAAAAAELo/qRSnRaVVK5o/s1600/Uyku-suzluk-.jpg" imageanchor="1" style=""&gt;&lt;img border="0" height="400" width="285" src="http://3.bp.blogspot.com/-KszanORRECk/TwDLJfJvnnI/AAAAAAAAELo/qRSnRaVVK5o/s400/Uyku-suzluk-.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-638210653444369314?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/638210653444369314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=638210653444369314&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/638210653444369314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/638210653444369314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2012/01/010112.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-KszanORRECk/TwDLJfJvnnI/AAAAAAAAELo/qRSnRaVVK5o/s72-c/Uyku-suzluk-.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-5987037090129530955</id><published>2011-09-09T10:39:00.006+03:00</published><updated>2011-09-09T10:46:47.712+03:00</updated><title type='text'>YENİDEN " NAMESTE HİNDİSTAN ! "</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                     5 Ekim ’09 tarihinde bu blogda yazdığım “ NAMESTE * HİNDİSTAN ! “ başlıklı yazımda ilk Hindistan yolculuğum öncesi Hindistan hakkındaki düşüncelerimi, Hindistan tutkumun kaynağını yazmıştım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                    ’09 yılında 15 Ekim – 22 Kasım tarihleri arasında Mumbai ve Goa’yı kapsayan çok keyifli bir Hindistan yolculuğu yapmıştık eşimle. Hatta bu yolculuğun bir bölümünde 24 Eylül ’10 da yitirdiğim can dostum Emin Tanrıyar’la ve arkadaşı Arzu ile de buluşmuştuk… Emin’le uzun süre yaşamayı düşündüğümüz Hindistan’ın güney batısında Goa’yı tanımış ve Kerela’yı sonraki yıla bırakmıştık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                     Hindistan’a ikinci kez “ Nameste ! – Merhaba ! “ dememe sadece bir hafta kaldı. Bu yolculuğumun takvimi ve rotası konusunda kısa bilgiler vermek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                      Bu kez 09’da eksik kalan Hindistan’ın klasik turu olan Kuzey Hindistan bölgesini (Delhi-Agra-Jaipur-Varanasi) tanıdık bir dost grubuyla gezeceğiz. 16-26 Eylül’deki bu klasik turdan sonra dostlarımız İstanbul’a dönerken biz ailecek (eşim ve kızımla birlikte) Hindistan’ın kuzey komşusu Nepal’e geçeceğiz. Nepal’de Himalaya dağlarının eteklerindeki Katmandu ve Pokhara kentleri ile çevrelerini gezeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nepal’den tekrar Hindistan’a dönüp kızımızı İstanbul’a yolcu ettikten sonra eşim ve ben Hindistan üçgeninin en güney-batı ucundaki Kerala’ya gideceğiz. 11 gün Hindistan’ın bu çok farklı eyaletinde gezindikten sonra Hindistan yarımadasının incisi ya da gözyaşı damlası olarak adlandırılan Kerela’ya çok yakın Sri Lanka’ya geçeceğiz. Yakın zamana kadar Tamil gerillaları ile bir iç savaş yaşayan bu ülkenin iç kesimlerindeki ünlü Hindu tapınaklarını ve sahillerini görmeye de bir beş gün ayırdık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sri Lanka’dan bu kez Hindistan’ın güney-doğusundaki Chennai bölgesine geçeceğiz. Beş gün kadar da bu bölgede dolaştıktan sonra 09’da tanıdığımız Goa’ya da bir nostaljik bir beş gün ayırdıktan sonra başladığımız noktaya Yeni Delhi’ye geri döneceğiz. Cumhuriyet Bayramını Yeni Delhi’de geçirdikten sonra 30 Ekim’de yolculuğumuz İstanbul’da son bulacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolculukta Hindistan’ın 3 ayrı bölgesini ( kuzey, güney-batı ve güney-doğu) tanıdığımız gibi Hindistan’ın kuzey ve güneydeki komşu ülkelerini de görmüş olacağız. Bu yorucu geçeceği belli olan yolculukta hem Hindistan’ın hem de komşu ülkelerinin farklı kültürlerini tanımış olacağız. Ben yine bol bol fotoğraf çekeceğim. Fotoğraf makinem için hafıza kartlarımı yedekledim. Eşim de gezdiğimiz yerleri video kamerasıyla saptayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolculuğun Kuzey Hindistan, Kerala ve Goa bölümlerinde sevgili dostum Emin Tanrıyar’ın ruhu da benimle birlikte olacak. Bu nedenle bu yolculuğumu sevgili dostuma adıyorum. Bütün Hindu ve Budist tapınaklarındaki tanrılara ve tanrıçalara ondan selam götüreceğim. Yediğim her yemekte , içtiğim her içkide, çektiğim her fotoğraf ta onu anacağım. Bu yolculuk benim için biraz da benim kendime bir iç yolculuğum olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolculukta Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarından zaman zaman uzak kalacağım. Siz dostlarım için en güzel fotoğrafları çekmeye çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hindistan’ın farklı coğrafyası, tarihi, kültürleri, inançları, tapınakları, tanrıları, tanrıçaları, zenginliği, yoksulluğu, sahilleri, balıkçıları, renkli ve mutlu dost insanları beni çağırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Hindistan’a yolculuk zamanıdır… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esen kalın ! Dostlukla kalın ! &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-5987037090129530955?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/5987037090129530955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=5987037090129530955&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5987037090129530955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5987037090129530955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/09/yeniden-nameste-hindistan-5-ekim-09.html' title='YENİDEN &quot; NAMESTE HİNDİSTAN ! &quot;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-7961674028663536886</id><published>2011-08-16T22:54:00.002+03:00</published><updated>2011-09-09T11:00:41.542+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wQIv7hXcHnM/TmnHlWnoJtI/AAAAAAAAEKs/RC2iiulFBTQ/s1600/17%2BA%25C4%259Fustos%2B01.JPG" imageanchor="1" style=""&gt;&lt;img border="0" height="294" width="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-wQIv7hXcHnM/TmnHlWnoJtI/AAAAAAAAEKs/RC2iiulFBTQ/s400/17%2BA%25C4%259Fustos%2B01.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;17 AĞUSTOS'U UNUTMAYALIM ! UNUTTURMAYALIM !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 AĞUSTOS DEPREMİNDE YAŞAMINI YİTİREN TÜM YURTTAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 AĞUSTOS 2000'DE VEFAT EDEN BABAMI VE 6 YIL SONRA 17 AĞUSTOS 2006'DA VEFAT EDEN &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANAMI DA ÖZLEMLE ANIYORUM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-w1YuHWxh1C8/TkrLSwnW2lI/AAAAAAAAD_A/Fn0Xyk6b8rY/s1600/17%2BA%25C4%259Fustos%2B02.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-w1YuHWxh1C8/TkrLSwnW2lI/AAAAAAAAD_A/Fn0Xyk6b8rY/s400/17%2BA%25C4%259Fustos%2B02.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641545006383028818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-FuZGp9CLWC4/TkrLL4mF-NI/AAAAAAAAD-4/hX-wQecOzxw/s1600/17%2BA%25C4%259Fustos%2B03.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 273px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-FuZGp9CLWC4/TkrLL4mF-NI/AAAAAAAAD-4/hX-wQecOzxw/s400/17%2BA%25C4%259Fustos%2B03.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641544888266127570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-8HIcId6Ku0I/TkrLCW1YUdI/AAAAAAAAD-w/eZM5LBX5xgc/s1600/17%2BA%25C4%259Fustos%2B04.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 259px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-8HIcId6Ku0I/TkrLCW1YUdI/AAAAAAAAD-w/eZM5LBX5xgc/s400/17%2BA%25C4%259Fustos%2B04.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641544724584616402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-7961674028663536886?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/7961674028663536886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=7961674028663536886&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7961674028663536886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7961674028663536886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/08/17-agustosu-unutmayalim-unutturmayalim.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-wQIv7hXcHnM/TmnHlWnoJtI/AAAAAAAAEKs/RC2iiulFBTQ/s72-c/17%2BA%25C4%259Fustos%2B01.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-978457589657061242</id><published>2011-07-01T11:07:00.002+03:00</published><updated>2011-07-01T11:26:11.126+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SİVAS : KATLİAM SERBEST AMA ANMAK YASAK !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın 2 Temmuz ! Sivas Madımak Katlamı’nın 18.yılı…Bugünkü gazetelerden sadece Cumhuriyet’in ilk sayfasına girebilmiş, birkaçında bir-iki satırlık yer bulabilmiş, diğerlerinde yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-SwM_BTdqS8s/Tg2AgQ1fn9I/AAAAAAAADyg/C-Jjq4-P74k/s1600/Ekran%2BAl%25C4%25B1nt%25C4%25B1s%25C4%25B1.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 377px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-SwM_BTdqS8s/Tg2AgQ1fn9I/AAAAAAAADyg/C-Jjq4-P74k/s400/Ekran%2BAl%25C4%25B1nt%25C4%25B1s%25C4%25B1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624292801419124690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla söze gerek var mı ? İşte balkon demokratı Başbakanın “ileri demokrasi” ile Türkiye’nin geldiği nokta bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her 2 Temmuz’da yazdığım yerel gazetede ve bu blogda Sivas’ın Madımak Oteli’nde yakılan insanlarımızı- aydınlarımızı anmaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl 2 Temmuz’da blogumun konukları AZİZ NESİN ve oğlu AHMET NESİN ! Ahmet NESİN’in blogundaki yazıyı sizlerle paylaşırken Sivas’ta yitirdiğimiz canları ve Aziz Nesin'i de bir kez daha saygıyla anıyorum. 2 Temmuz 1993 Sivas’ı unutulmamalı ve unutturulmamalı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;MADIMAK OLAYI, SALMAN RÜŞDİ VE AZİZ NESİN…&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Her yıl 2 Temmuz yaklaştığında aynı sorun yaşanıyor, Madımak Katliamı’nın sorumlusunun kim olduğu yazılıp çiziliyor ve dinci çevreler ve yazarlar Aziz Nesin’in Aydınlık Gazetesi’nde Salman Rüşdi’ye ait olan “Şeytan Ayetleri” kitabını yayınlatmasını tahrik gerekçesi olarak gösteriyor. Ben de inadına bunun böyle olmadığını en az 2 kez yazıp belirli yazarlara gönderdim ama onların işine gelmediğinden tekrar yazıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yapmalarının önemli bir gerekçesi var, birincisi bilhassa iktidara geldiklerinden ve Ergenekon davasını başlattıklarından beri sadece Sıvas Madımak Katliamı değil buna benzer bütün olayların (Kahramanmaraş, Çorum, Kanlı Pazar, 15-16 Haziran) kendileri tarafından değil de derin devlet tarafından yapıldığını kanıtlamaya çalışıyorlar. Esasında kendilerinin demokrat olduğunu kanıtlamaya çalışmak kimi demokratımsı aydınımtrakları da yanlarına alarak işlerine geliyor. Yıllardır işledikleri cinayetleri derin devlete -onu da sadece asker sanarak- yıkmaya çalışıyorlar. Derin devleti de Ergenekon davasıyla beraber kendilerinin keşfettiğini yazıp duruyorlar. Oysa devrimciler derin devleti neredeyse 60 yıldır yazıp çiziyor, Sabahattin Âli’nin katledilişine kadar konuşuluyor. Artı olarak dincilerin (MSP, Akıncılar ve Hizbullah) ve Turancıların (MHP ve Ülkücüler) derin devletten ciddi bir şekilde nemalandıklarını da yazdık. Yani kimse “Bu işleri bize derin devlet yaptırdı, o yüzden biz öldürdük ama masumuz!..” deme hakkına sahip değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci bir konu daha var, o da Aziz Nesin ve diğer gazeteci yazar arkadaşların (O dönemde 2 aya yakın ben de dahil) Doğu Perinçek’in çıkardığı Aydınlık Gazetesi’nde çalışmadığımız. Aydınlık Gazetesi’ni Aziz Nesin ve arkadaşlarının kurduğu “Onbinler AŞ” almak istedi ve bu toplantılar Aziz Nesin’in evinde yapıldı. O yüzden Aziz Nesin ve Onbinler AŞ’yle beraber kısa dönem Aydınlık Gazetesi’nde çalışanlar bugünkü deyimiyle “Ulusalcı” olduklarından değil, gazeteyi satın almak istediklerinden orada bulundular. Ama Doğu Perinçek verdiği sözü tutmadı ve gazeteyi kendi partisinin gazetesi gibi çıkarmaya devam etti. Aziz Nesin’in “Şeytan Ayetleri” kitabını da yayınlatmak istediğini bildiğinden bundan faydalandı ve gazetede yayınladı. Doğal olarak da Sıvas katliamının nedeni sayıldı ve suç İşçi Partisi ve Doğu Perinçek’e değil Aziz Nesin’e kaldı. Yani derin devlete bu konuda –bilinçli yada bilinçsiz- yardım eden Doğu Perinçek ve saldıran dinciler oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu daha net anlamanız için Aziz Nesin’le o tarihlerde TGRT’nin yaptığı söyleşiyi tam olarak veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AZİZ NESİN’İN TGRT’DEKİ SÖYLEŞİSİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: 4. Pir Sultan Abdal Etkinlikleri’ne geldiniz. Burada konuşmacı olarak konuştunuz, Kültür Merkezi’nde konuştunuz. Tabi, ilginç sözler, kendinize özgü ilginç sözler var bunların içinde. “Ben dinsizim.” Şeklinde ifadelere yer verdiniz. Tabi, bazı insanlarımız, Müslüman camiası bilhassa bundan rahatsızlık duyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Niye ben mecbur muyum, Müslüman…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Yok efendim, ondan değil tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Böyle birşey var mı, niye rahatsız oluyorlar? Ben Müslümanlardan rahatsız olmuyorum; onlar niye benden rahatsız oluyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Şuna bağlıyorlar; Salman Rüşdi’nin kitaplarından siz tercüme ediyorsunuz, yazıyorsunuz; Aydınlık Gazetesi’nde çıkıyor, Peygamber efendimizin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Aydınlık Gazetesi’nde çıkan Salman Rüşdi, bana ait değildir. Onu da yazdım. Burada bu gazeteyi okursanız, görürsünüz. İki, üç, dört gün önce, Salman Rüşdi’nin ajansına cevap verdim. Bu gazetede çıkan bölümleri ben çevirmedim; zaten kitabı da ben çevirmiyorum, başkasına çevirttiriyorum. O yazı var, o yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Üç gün veya dört gün oldu. Ben, Müslümanlardan hiçbir zaman rahatsız değilim; Müslümanlar da alışsınlar, benden rahatsız olmasınlar. Ben Müslüman olmaya mecbur değilim. Ama Müslümanlara ve dinlere saygım var. Yani, bir insan taşa tapıyorsa, namusluca ve içtenlikle saygım var. Bana ne, kendi sorunudur o. Müslümanlara saygım var; aynı özellikle, daha çok saygım var. Çünkü ben çok Müslüman bir aileden geliyorum. Onun için ben, İslam, İslami hareketten ya da ondan yana değilim. Bu, benim kendi sorunum. Birisi hakaret ediyorsa, etmesin demem; ya da Hıristiyanlığa ediyorsa, etmesin demem. Cevap verdiniz; cevap, medeni insanlar kendisine yapılan haksızlığa karşı yanıt verir, yani böyledir. Böyle saldırarak, öldürerek, hırlayarak filan değil, uygar insansa, uygarlığın gereğini yerine getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Yalnız, Müslüman camiası Peygamber efendimizin namuslarına, mübarek zevcelerine dil uzatılmasından elbette ki imtina ediyorlar, rahatsız oluyorlar; bu konuda da tabi tahrik oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Olsunlar, cevap verirler; tahrik olunca insan saldırmaz ki, ya da şey gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Bakın, bu Sivas’ta dağıtılan bir belge; bilmem gördünüz mü? Sizinle ilgili bir sürü yazılar var burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Olsun, alayım. Ver, altında imzaları var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Yok, sadece dağıtmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Öyle Müslüman olur mu; altına imzasını atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Yalnız, şurada efendim, sürekli siz Müslüman aileden geldiğinizi ifade ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Evet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Orada Müslümanlarla ilgili ve ayetlerle iltibas edilmiş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Evet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Allah yolunda, vesaire ifade ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Evet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Tahrik olduklarını ifade ettiklerini söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Olsunlar, ne yapalım; tahrik olunca insan saldırmaz. Tahrik olunca, herkes tahrik olunca, tahrik derecesine göre tepki gösterir. Medeni insanlar, aydın insanlar da bu tepkiyi yazı ile, konuşarak, bildirerek anlatırlar. Yoksa böyle hart diye saldırmazlar. Adamı öldürmeye kalkmazlar, vurmaya, dövmeye kalkmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Yani, tartışma zemini istiyorsunuz bu konuda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Elbette istiyoruz. Zaten, Aydınlık Gazetesi’nde bunun tartışma zemini açıldı ve gerçekten Müslüman olanlar, Müslüman aydınlar yanıtlar verdiler; ille kabul etmesi gerekmez. Salman Rüşdi’nin kitabından dolayı, bu böyle bir kitap yazıldığından dolayı, ben memnun değilim; ama bu kitabın yasaklanmasına karşıyım. Hiçbir kitabın yasaklanması doğru değildir. Laik Türkiye’de bu hiç olmaz, hiçbir zaman olamaz. Müslümanlar bundan rencide olurlar ve yanıt verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Ama, Aydınlık Gazetesi’ni bütün camia okumuyor, herkes okumuyor; herhalde 13 – 14 bin gibi bir tirajı var. Kamuoyuna da deklare ediyorlar her şeyi ile. Bunu başka bir tartışma zemininde ayarlayamazsınız. Başka bir gazeteye veya ben tartışmak istiyorum veya kamuoyuna bu konuda mesajınızı söyleyelim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: 13 bin, 15 bin satıyorsa, bu az bir rakam değildir. Oraya yanıt verirler, orada konuşurlar veya kitap çıkarırlar veya kendi dergilerinde yayımlarlar. Bakın, şimdi yalan söylüyorlar. Burada bunlar herhalde Müslüman gazeteler, kesin yalan söylüyorlar; burada yalan dolu, bunlar nasıl Müslüman? Yani, Salman Rüşdi’nin yaptığından daha alçaklık yapıyorlar. Müslüman, benim söylediğim lafları söylüyorlar. Lafa bak; yani “Müslüman Mahallesinde salyangoz satılıyor.” Böyle tahrik ederek, asıl tahrik bunlar. Neyi tahrik ediyorlar? Vursunlar, kırsınlar. Ondan sonra, başları göklere erecekler. Müslümanlık adına yapılan bu, burada da öyle, burada da öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Tabi, Sivas şu anda kozmopolit bir yer olduğu için, duyarlılık… Şöyle; şimdi, 1978′de bir hatırası var Sivas’ın, coşkun bir hatırası var, tereddüt ve endişe içerisinde; haliyle böyle yazılar dökülebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Kozmopolit değil, kozmopolit buna denmez. İstanbul’a kosmopolit denilebilir belki bir ölçüde; ha, mozaik… Mozaik var olsun; her mozaik karşısındakinin inançlarına saygı duymalıdır. Öyle saldırmak yok; öyle şey gibi, uyuz, kuduz, sırtlan gibi höt diye sen benim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Ama efendim, Salman Rüşdi’nin yazdığı kitapta peygamber efendimizin zevcelerine dil uzatma var. Bunun nasıl tartışma zemini olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Olabilir, olabilir, ben onu onaylamıyorum, tasvip etmiyorum. Ben, yasağa karşıyım. Varsa, delilleri ile karşı gelirsiniz; ya gelirler, delilleri ile karşı gelir, kanıtları ile ortaya koyarlar. Bu adam yalan söylüyor, derler, eğer akıllı bir toplumsa, Türk toplumu bakar, yalanı hangi doğru anlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Ayetler bu konuda efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Tabi, ayetler var. İki taraf da ayetlerini, kanıtlarını koyarlar. Ben hiçbir peygamberin ailesine, hatta bugün yaşayan insanların ailesine saldırmaktan yana değilim. Böyle bir şey olmaz. Saldırıldı diye yasaklamaktan yana değilim veya saldırıldı diye o adamı öldürmekten de yana değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Aman efendim; iktibas etmekle bunu yapmış oluyorsunuz. Yani, bakın peygamberler müminlerin kendi canlarından ileridir. Bunun hanımları da müminlerin analarıdır, diye ifade ediliyor burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Ben mümin de değilim, anam da değil benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Ashaf suresinde öyle ifade ediliyor. Mümin olmayabilirsin, ama tabi bundan Müslümanlar duyarlılık gösterir haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Duyarlılık, öldürmek değildir arkadaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Muhakkak, öldürme taraftarı olamaz, öyle bir şey…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Bitti, yumrukta değildir, vurmakta değildir; tepki göstermeye hakları var, göstersinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Öyleyse, tartışmak gereği konuyu mütalaa edelim diyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Elbette, ben, ben aslında yasağa karşıyım. Yoksa Salman Rüşdi’yi seviyorum, bayılıyorum; çok güzel kitap. Bunları da yazdım burada, daha geniş olarak yazdım. Lütfen okuyun bu gazeteyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Bir de, Kültür Bakanı da yasakçı başkan oluyor, yasakçı bakan oluyor. Zira, bazı kitapların dağıtılmasında iktibas edilmesine karşı geliyor. Yasakçı, nasıl yasakları kaldıracağım diye geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Ben, Fikri Sağlar’ın avukatı değilim; bana niye soruyorsun bunu, kendine sor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Evet, ama siz onun düzenlediği kültür etkinliğine katıldınız. Efendim, burada bir çelişki çıkmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Aa, Allah Allah; ben (Namık Kemal) Zeybek’ in zamanında Kültür Bakanlı’ nın şûrasına da katıldım, (Namık Kemal) Zeybek zamanında… Yani, ben avukatıyım onun bir Kültür Bakanı beni çağırıyorsa, bir toplantıya nice olduğu için, bir tane, iki tane değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Herkes okumuyor ki bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Burada sizin televizyonunuzu herkes dinliyor mu? Benim alanım o kadar; o kadar yazıyorum, yazabildiğim alan bu. Bu sizin televizyonunuzda bir parça söyledim bu konuyu aslında. Gerçek Müslümanlar, gerçek Hıristiyanlar, neyse, dindar tartışmadan, dindarlar tartışmadan yana olmalıdır, kavgadan, kavgayla bir şey çıkmaz, sonuç elde edilmez. Aziz NESİN’ ni öldürürler, başka bir Aziz NESİN çıkar. Başka Ahmet çıkar, Mehmet çıkar. Çünkü, insanın beyni var, düşünüyor. Düşünce, düşünceye karşı gelinmez; karşı düşünceyle gelinir. Karşı düşünceyle iflas ettirirsin. Mahkûm ettirirsin, ama düşünceyle mahkûm ettirirsin, öldürerek değil ki!.. Yani şey, burada şu gazetelerde yazıyor; hepsi bunların Müslüman, hepsi yalan yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Söylediklerinizi yazıyor efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Aa, benim söylediklerim bunlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Yok, onları ben okumadım, incelemedim de. Bakın, mesela Hürdoğan Gazetesi’nde söyledikleriniz aynen iktibas etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Aynen etmemiş, ben okudum, siz de okursunuz. Ben aynen söylemedim. Bunlar, hoşgörü içinde yaşamak zorundadırlar. Yoksa birbirini boğazlarlarsa, Türkiye birşeye çıkmaz. Ne düşünce çıkar, ne ilerleme olur; bunların önlenmesinin tek yolu hoşgörüdür ve bu hoşgörüye şiirlerle Pir Sultan Abdal, kendi zamanına göre, bugün aynı şeyler geçerli değildir. Bugün aynı doğrultuda, aynı felsefi doğrultuda başka insanlar çıkabilir. Aynı şeyler olmaz ama bu hoşgörüdür. Hatta, bütün tarikatlar bir anlamda hoşgörüdür de. Ama en çok -tarikat olmakla birlikte, hatta bir mezhep olmamakla birlikte- Alevilik bunu en güzel sirkülerden biridir, bir tanesidir; tek bir tanesi değildir. Hoşgörü bu dünyada 20. yy.’da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Aleviliğin Türkiyeleştirildiğini söylüyorsunuz; Pir Sultan Abdal, Türkiyeleştirildi diyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Bana öyle geliyor. Yani, Aleviliğin kökünü aramak gerekiyorsa, Şamanizm’de var; ama daha çok Şiilik’in Türkiyeleştirilmişi var. Yani, uygarlaştırılmış Şiilik’le bir bağı kalmamış. Öyle, bir anda kaynaklanmamış olmakla birlikte, Şiilik’te hiçbir bağı kalmamış. Çünkü Şiilik’te hiç hoşgörü yok. Halbuki, Alevilik’te hoşgörü var. Aynı şeyler değil; bana öyle geliyor. Bu da benim düşüncem; belki de yanlıştır. Bana, kaynak olarak, kaynağını Şiilik’ten almış gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Bu kadar ne için önem veriyorsunuz efendim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Neye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Alevilik veya Türkiyeleştirilmiş olması halinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Çok önemli birşey tabi, yani…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Mesela Kur’an-ı Kerim’in tefsirini okudun mu sizler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Bir kaç tefsiri var yani, hangisini?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Mevdûdi, İbn-i…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Onu okumadım, ama birkaç tefsirini okudum. Ee…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Birbirini tamamlayıcı özellikleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Birbirini tamamlayıcı, birbirini aksedici de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Tabii, neşreden hadiseler başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: İslam dinini mahveden tefsirler dolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Şimdi mesela, Seyyid Kutub’un, Mevdûdi’nin, diğer tefsirlerin değişik değişik özellikleri var. Günümüze binaen yorumları var. Bunları gözetmenizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Ben gözetsem ne olacak? Bakın; birçoğunu, sizden fazla tefsir okumuşumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Muhakkak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Hayır, muhakkak değil. Belki sizden fazla okumuşumdur. Tefsirleri okudum. Kur’an-ı çok, kaç kez okudum; bundan sonra kendime göre bir yol seçtim. Bu yola… bu yola…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Eskidiğini söylediniz Kültür Merkezi’nde, eskidiğini…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Hiçbir söz yoktur ki, kimin sözü olursa olsun, bin yıl geçerliliğini korusun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Ama bu, Allah’ü Teala’nın sözü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Allah’ı Teala, sizin Allah’ı Teala’nız, benim Allah’ı Teala’m yok. Onun için, ben diyorum ki, hiçbir söz nereden gelirse gelsin, değerini sirkü sürdüremez. Bakalım, şimdi o şeyden, bakın, burada bir baş yazı var. Dün de yazdım; burada da cennet, cehennem üzerine… Bakın, buradaki cehennem üzerine sözler, bugün geçerli midir, Kur’an’dan alınmış ayetler bunlar, bunlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Baki olay; yani, siz onu sonsuz, ebediyete kadar koruyacağız… Başka bir tartışma ortamında ben size ifade etmem gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Ben de diyorum ki, felsefi olarak hiç dünya yüzünde, hiçbir söz yoktur ki, değerini kaybetmesin; en güzel söz, en büyük söz, Mustafa Kemal’in sözü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Beşeri, beşeri sözler muhakkak öyle; ama bu Allah’ü Teala’nın kelamı olduktan sonra değişir değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Allah’ü Teala’nın bu sözlerine ben inanmıyorum. Çünkü, bunlara inanmam için aklımı kaybetmem lazım. Burada, cehennem için söylenen şeyler… Bunu Allah söylemiş; ben buna inanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİRBAŞKA ŞAHIS: Neden? Neden insanların fikirlerine saygı duymuyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz NESİN: Duyuyorum işte. Gelsin… İnsanların fikirlerine saygı bende; bu, onlar da bana saygı duysun. Şimdi bu arkadaş saygısızlık yapıyor, ben yapmıyorum. Ben düşüncemi söylüyorum bu konuda; bu düşüncem doğrudur, yanlıştır. Sen kabul etmezsin, karşı düşünceyi söylersin, karşı düşünceyi söylersin, ben burada şey yapmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TGRT: Teşekkür ederim.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://ahmetnesin.wordpress.com/&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-978457589657061242?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/978457589657061242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=978457589657061242&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/978457589657061242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/978457589657061242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/07/sivas-katliam-serbest-ama-anmak-yasak.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-SwM_BTdqS8s/Tg2AgQ1fn9I/AAAAAAAADyg/C-Jjq4-P74k/s72-c/Ekran%2BAl%25C4%25B1nt%25C4%25B1s%25C4%25B1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-8332169669888588913</id><published>2011-06-19T19:28:00.003+03:00</published><updated>2011-06-19T19:56:37.362+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;YARIM İKTİDAR,&lt;br /&gt;ÇEYREK MUHALEFET&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;TAM - MAT - DEMOKRASİ !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Haziran 11’ seçimleri geldi-geçti… Nasıl geçti ? Seçimlerden bir hafta sonra bile çevremdeki insanların bir çoğunun şaşkınlık içinde olduğunu gözlemliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun uzadıya bir seçim analizi ve değerlendirmesi yapacak değilim. Nasıl olsa bu değerlendirmeyi yapan ve yapacak milyonlarca uzman var. Bana düşmez. Bu ülkede -konuyu bilip bilmemesi hiç önemli değil- herkes siyaset ve futbol uzmanıdır. Televizyon ekranlarında, gazetelerde ve internette uzmandan geçilmiyor. Siyaset ve spor uzmanlarının bazıları dış politika uzmanı, bazıları da deprem uzmanı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seçimlerden önce esas konusu seçim olmayan ama seçimlere de değindiğim iki yazı yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimlere 78 gün kala yazdığım 26 Mart tarihli yazımda &lt;em&gt;“12 Haziran seçimlerinde de her şey olabilir ! Her sonuca hazırlıklı olmakta yarar var. &lt;/em&gt;“ diye yazmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu yazımın başlığı “ YARIM-ÇEYREK-TAM “ seçimden bir hafta önce 5 Haziran’da yazdığım yazımın başlığı olacaktı. Bu başlık altında o yazımda anlatmak istediklerimi şöyle ifade etmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 	“ &lt;em&gt;Geçen hafta bu seçimlerle ilgili anketlere bakarken bu üç sözcüğü düşündüm. Bu anketlere göre AKP oyların yüzde 45-50’sini alacakmış. Yani yarısını… CHP ise yüzde 25-30’unu. Yani çeyreğini. Buna göre seçim sonuçları anketlerde iddia edilen şekilde olursa AKP ile yarım bir iktidar ve demokrasimiz, CHP ile çeyrek bir muhalefet ve demokrasimiz olacak. Diğer çeyrek ise teferruat… Sonuç olarak herkesin barajsız, engelsiz temsil edildiği tam bir demokrasimiz olmayacak… &lt;/em&gt; “&lt;br /&gt;	&lt;br /&gt;“ Ben demiştim ! “ demeyi pek sevmem ama ne yazık ki yazılarımdaki öngörülerimin gerçekleşmiş olması bu sonucu ortaya çıkarıyor. Demek istediğim çevremdeki insanların şaşkınlığına karşılık seçimlerin sonucu beklentim doğrultusunda oluştuğu için sonuçlar karşısında kendi adıma son derece sakin olduğumu söyleyebilirim. Ne AKP’liler gibi yüzde 50’nin sarhoşluğu ile göbek attım. Ne yüzde 26’nın hayal kırıklığı ile CHP’liler gibi karalar bağladım. Ne de Türk ve Kürt milliyetçileri gibi bölgesel zaferlere sevindim.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;	Benim görüşüme göre bir ülkede 4 yılda bir seçimin yapılıyor olması, sandıktan çıkan oylara göre kiminin iktidar, kiminin muhalefet olması o ülkede demokrasi olduğu anlamına gelmez. Demokrasinin göstergeleri seçimler ve sandık değildir. Seçim sandıklarından oylar çıkar, yüzdelere bölünür, iktidar ve muhalefet çıkar ama o sandıklardan her zaman demokrasi çıkmaz. O sandıklardan faşizm de çıkar, şeriat da çıkar, kaos da çıkar. Dünya tarihi ve coğrafyasında bu durumun örneği çoktur. Onun için ben bu seçimlere ve sonuçlarına çok fazla önem vermiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;	Dünyanın ve Türkiye’nin can alıcı sorunlarının konuşulmadığı, tartışılmadığı bir seçim kampanyasında siyasi parti liderlerinin ahlaki düzeyi bile çok düşük kısır atışmalarının sonucu olarak sandıktan demokrasi çıkmasını beklemek ve çıkan sonuca göre göbek atmak ya da karalar bağlamak ne kadar doğrudur. Bu sandık demokrasisi bizim futbolumuza da benziyor biraz. Dünya futbolunun çok gerisinde oynanan futbolu eleştirmek, değiştirmek yerine futboldan başka her şeye benzeyen bu oyunun -çekişmenin-maçın sonucuna göre yorum yazmak sadece futbol yazarlarımıza  mahsus bir yetenek değilmiş…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Siyaset yazarları da Türkiye’de siyaseti yönlendiren cemaatlerin, tarikatların, din bezirganlarının durumunu dikkate almadan, yargının, hukukun, üniversitelerin, basının, sanatın, bilimin nasıl baskı altında tutulduğunu görmeden, işçinin, köylünün, emeklinin, esnafın, öğrencilerin sıkıntılarını görmezden gelerek sadece siyasi parti liderlerinin söz yarıştırmalarına göre yapılan bir seçim kampanyasının sandığa yansımasına bakarak tahlil-analiz yapmaları bana hiç inandırıcı gelmiyor. Bana göre bu yapılan siyaset değil bu siyasetten çıkan da demokrasi değil. Bu koşullarda ha AKP kazanmış ha CHP kazanmış-kaybetmiş ne fark eder ? Aynı şey futbol için de geçerli. Ortada oynanan doğru dürüst futbol olmadıktan sonra maçı ha Fenerbahçe kazanmış, ha Beşiktaş kazanmış ne fark eder ki…?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerli ve yabancı siyaset yorumcularının yere göğe sığdıramadığı, seçim kampanyasındaki konuşmalarından, hakaretlerinden herkesin payını aldığı AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan partisinin balkonuna çıkıp “ Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır ! “ deyip bir de “ herkesi kucaklamaya” kalkmaz mı ? Balkon demokratı Başbakan gözünü seveyim beni kucaklama ! Ben kucaklanacak seçmenlerden değilim… Sen yüzde 50 ile değil yüzde 90’la, yüzde 100’le de iktidara gelsen ben senin kucağına oturmam. Çünkü ben sana ebedi muhalifim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu balkon demokratı Başbakan’ın lideri olduğu parti Mehmet Şevket  Eygi’nin ve de Fethullah Gülen’in talepleri doğrultusunda Anayasa’yı değiştirecek… İktidar umutlarını yitiren CHP’de kendi iç iktidar kavgasından zaman bulursa bu değişikliklere “destek” olacak. Türklük-Kürtlük kelimelerinin yeni Anayasa’da alacağı yere göre bu milliyetçi partiler de “destek” olacak… Kürt milliyetçilerinin eteğinin  altında  Meclise girebilen 3 “sosyalist” arkadaş ta bu demokrasi korosunu alkışlayacak !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzde 50’lik yarım iktidar, yüzde 25’lik çeyrek muhalefet, yüzde 13’lük ve yüzde 6’lık renkli garnitür ve 3 sos arkadaş… Siz buna demokrasi, bu seçimlerde sandıktan çıkanlara siz demokrasinin zaferi diyorsanız deyin ama bana göre bu demokrasi değildir. Hele “tam” demokrasi hiç değildir. “Tam” ı tersten okuyun ! Bu seçimlerde tam demokrasi “mat” olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün dünya nükleer enerjiden kurtulmaya çalışırken nükleer santral yapmak için çalışanların, dünya bir yudum suya muhtaç bir küresel ısınma ve iklim değişikliği ile uğraşırken HES santralleri ile derelerimizi kurutanların, cemaatlerin güdümünde yargıyı, basını susturanların, işçileri, öğrencileri, muhalefet eden herkesi zorla susturanların , giyimimize kuşamımıza, yediğimize içtiğimize, düşündüğümüze, yazdığımıza, çizdiğimize karışanların, internetimizi sansürleyenlerin iktidarı da, muhalefeti de, teferruatı da, sosu da bilsin ki bu oynadıkları demokrasinin bir kuklasıdır sadece. Bunun demokrasi olduğuna kimse beni ikna edemez. &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-8332169669888588913?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/8332169669888588913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=8332169669888588913&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/8332169669888588913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/8332169669888588913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/06/yarim-iktidar-ceyrek-muhalefet-ve-tam.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-6934400543085421517</id><published>2011-06-05T16:57:00.001+03:00</published><updated>2011-06-05T16:57:18.146+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;5 Haziran Dünya Çevre Günü&lt;br /&gt;Anadolu’yu Vermeyeceğiz !&lt;br /&gt;12 Haziran 11’ Seçimleri İçin Kişisel Bir Değerlendirme&lt;br /&gt;Ve Kararım : OYUM EMANETEN KILIÇDAROĞLU’NA !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bugün 5 Haziran . Dünya Çevre Günü. 12 Haziran 11’ seçimlerine de tam bir hafta kaldı. Haftaya bu saatlerde oylarımızı kullanmış olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Son  “SEÇİME GİDİYORUZ SEÇİME…” başlıklı yazımı  yazdığım 26 Mart’tan bu yana iki aydan fazla bir süre geçti. Bu arada kısa seyahatlerim, bahçe çalışmalarım ve zorunlu bir İstanbul seyahatim oldu. Bu süre içinde yazı yazmamamın gerekçesi bu mazeretler değil elbette. Seçim kampanyasının ana gündem olması, kampanyanın her zamanki gibi dünyanın ve ülkemizin gerçek sorunlarını geri itmesi, liderlerin seçim kampanyalarındaki seviyesiz söylemleri, boş  vaatler ve de iğrenç şantaj kasetleri nedeniyle doğrusu yazı yazmak pek içimden gelmedi. Bu nedenle seçim kampanyasını göz ucuyla izledim diyebilirim. Ne bir seçim mitingine katıldım, ne de televizyon haberi ve tartışması izledim. İnternette haber başlıkları ve de İstanbul’da iken insanı sinir eden gürültülü çığırtkanlara küfürü bastım geçtim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu iki ay içinde (Nisan-Mayıs) seçim kampanyasından ziyade ben “ANADOLU’YU VERMEYECEĞİZ !” sivil inisiyatifinin düzenlediği “BÜYÜK ANADOLU YÜRÜYÜŞÜ” nü izledim. Çünkü bu uzun yürüyüş beni seçimlerden daha çok ilgilendiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-cD1h1MXfAZY/Tet9vsddbcI/AAAAAAAADyI/XZUwO4oRqWU/s1600/3.png"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 303px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-cD1h1MXfAZY/Tet9vsddbcI/AAAAAAAADyI/XZUwO4oRqWU/s400/3.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5614719618789502402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-p9Lxxqi2nyM/Tet9gycy5RI/AAAAAAAADyA/ulxgSzCHs9Q/s1600/2.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 250px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-p9Lxxqi2nyM/Tet9gycy5RI/AAAAAAAADyA/ulxgSzCHs9Q/s400/2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5614719362699289874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-JB6thniDwLE/Tet9VvmYTEI/AAAAAAAADx4/--rpBZmVQ6Q/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 398px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-JB6thniDwLE/Tet9VvmYTEI/AAAAAAAADx4/--rpBZmVQ6Q/s400/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5614719172955622466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Son on yıl içinde tüm sularımız enerji şirketlerinin eline geçti. Üzerlerine binlerce HES ve baraj kuruluyor. Dağlarımız maden şirketleri tarafından parsellendi, delik deşik ediliyor. Yaşamımız, nükleer ve termik santrallerle tehlike altında. Feryadımızı duyan yok. Binlerce yıldır ekip biçtiğimiz tohumlar, yok olmaya başladı. Ormanlarımız, parça parça kesiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanımız, doğduğu bereketli topraklarda artık doyamıyor. Köyünü, ata toprağını terk ediyor. Binlerce insan şehirlere göç ediyor ve kadim Anadolu kültürleri birer birer yok oluyor. Hızla kalabalıklaşan şehirlerimizde yaşamak her geçen gün daha da zorlaşıyor, maddi ve manevi bedeli artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle biz, Anadolu insanları, Anadolu’yu yaşatmak için kendi halk irademizi kullanmaya karar verdik. Birleşiyoruz! Vicdan sahibi herkesle buluşarak yedi ayrı koldan, 40 gün 40 gece Anadolu’yu arşınlıyoruz ve nehirler gibi akarak Ankara’ya yürüyoruz. Geçmişe olan saygımız ve çocuklarımızın geleceği için, doğanın hakları ve yaşam hakkımız için yürüyoruz. “ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesajı ile başlayan yürüyüşe katılanlar 21 Mayıs’ta Ankara’ya ulaştılar ama yasadışı olarak Ankara’ya sokulmadılar. Çünkü mevcut AKP hükümeti ne Anayasa’nın seyahat özgürlüğünü, ne düşünce özgürlüğünü, ne ifade açıklama özgürlüğünü tanıyor. Daha önce defalarca yazdığım gibi cemaat, tarikat destekli din bezirganı AKP zihniyeti türban özgürlüğünden başka bir özgürlük bilmez ve tanımaz. Bu zihniyet yazılı ve görsel medyayı da baskı altına aldığından Büyük Anadolu Yürüyüşü’nü hiçbir medya kuruluşu haber bile yapmadı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yürüyüş direnişe dönüştü. Anadolu’nun toprağına, suyuna, dağına, yaylasına,&lt;br /&gt;vadisine, ağacına, kuşuna, doğasına sahip çıkan insanları Ankara yakınlarındaki Gölbaşı’nda direnişe devam ediyorlar.40 yıldır tüm dünyada kutlanan 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü polis barikatlarının arkasında onurlu ve gururlu bir şekilde halay çekerek kutluyorlar. O kutlamaya ben de buradan katılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; AKP hükümetinin korkudan engellediğini, bu korku sonucu Hopa’yı binlerce polisiyle basıp emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüne neden olanların zulmünü basının görmediğini, görse bile yazamadığını, haberleştiremediğini söyledik. Peki bu yürüyüşü seçim için kent kent, meydan meydan dolaşan siyasiler gördü mü ? Seçim gündemi içinde bu yaşamsal konuya hiç yer verdiler mi ? Bir istisna dışında  koskoca bir HAYIR ! O bir istisnayı da yazalım da bilmeyenler bilsin. Geçtiğimiz günlerde Gölbaşı’ndaki yürüyüşçüleri-direnişçileri sadece HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş ziyaret ederek destek verdi. Bir de CHP Ankara İl Örgütü’nün bir alt komisyon üyeleri Anadolu yürüyüçülerini-direnişçilerini ziyaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; AKP başından beri bu yürüyüşe karşı ve engellemek için elinden geleni ardına koymuyor. Peki nerede CHP,MHP,BDP ve diğer sol partiler ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ben kendi adıma bu yürüyüşe ve direnişe çok önem veriyorum. Bana göre bu hareket 2.Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcıdır. Birincisinde emperyalist orduları ve  askerleri ile ülkemizi işgal edenleri çok zor koşullarda Anadolu’dan kovduk. Ancak bu kez emperyalizm yerli işbirlikçileri, şirketleri, iş makineleri ile Anadolu’yu yok etmek üzere işgal etmiş durumda. Bu kez bu işgalde de iş yoksul Anadolu halkının yine kendisine düşüyor. Birincisinden daha zor koşullarda geçecek olan bu savaşı kazanmak zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İşte bu duygu ve düşüncelerle bir hafta sonra yapılacak seçimlerle ilgili kişisel değerlendirmeme ve kime neden oy vereceğim konusuna geçebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Açıkça ve içtenlikle ifade etmeliyim ki mevcut siyasi partilerin hiç biri programları ve örgütsel yapıları ile benim beklentilerimi, taleplerimi karşılamıyor. İsterdim ki insanı, doğayı, çevreyi, kültürel mirası, evrensel bilimi, sanatı, demokrasiyi, sosyalizmi savunan bir devrimci sol muhalefet partisi veya yeşiller partisi olsun. Gönül rahatlığı ile düşüncelerine, eylemlerine katılayım ve oyumu vereyim. Ama maalesef böyle bir parti yok !!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gündelik yaşamda zaman zaman kullandığımız üç sözcük geliyor aklıma… Tam, yarım, çeyrek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gündelik yaşamda bu sözcükleri sık kullandığımız yerleri bir anımsayalım mı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ülkemizde ayda üç kez çekilen, yılbaşı çekilişleri olay olan Milli Piyango biletleri nasıl satılıyor ? Tam, yarım, çeyrek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Parası olanın yatırım aracı olarak kullandığı, doğum, düğün gibi günlerde hediye yerine kullandığımız Cumhuriyet altın nasıl satılıyor ?&lt;br /&gt;Tam, yarım, çeyrek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yarım ekmek döner ya da köfte… Çeyrek ekmek balık gibi uzatmak mümkün ama biz kısa keselim de yazının esasına gelelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen hafta bu seçimlerle ilgili anketlere bakarken bu üç sözcüğü düşündüm. Bu anketlere göre AKP oyların yüzde 45-50’sini alacakmış. Yani yarısını… CHP ise yüzde 25-30’unu. Yani çeyreğini. Buna göre seçim sonuçları anketlerde iddia edilen şekilde olursa AKP ile yarım bir iktidar ve demokrasimiz, CHP ile çeyrek bir muhalefet ve demokrasimiz olacak. Diğer çeyrek ise teferruat… Sonuç olarak herkesin barajsız, engelsiz temsil edildiği tam bir demokrasimiz olmayacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bildiğim kadarı ile piyango biletlerinde en çok çeyrek biletler satılır. Sonra yarım biletler. Halkın ekonomik gücü hiçbir zaman tam bir piyango bileti almaya yetmez. Aynı şey altında da geçerli. Hediye için herkes çeyrek altın alabilir. Çok az da yarım altın. Tam altın alan yok gibidir. Biz de bu seçimlerde de işte bu durumun yansıması olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya çeyrek ya da yarım demokrasi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize tam demokrasi görmek kısmet olmayacak galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ben bu koşullarda kendi adıma oy verirken iki temel kriterim vardır. Birincisi: Din, cemaat, tarikat temelinde siyaset yapan hiçbir siyasi partiye asla oy vermeyi düşünmem. İkincisi ; Aynı şekilde hangi milliyetçilik temelinde olursa olsun milliyetçi bir partiye de oy vermeyi düşünmem. Yukarıda açıkladığım gibi sol ya da yeşil bir muhalefet partisinin olmadığı koşullarda ; Bu iki temelin dışında merkez sağda veya solda siyaset yapan partilerin oy verdiğim bölgedeki adayına göre oy verebilirim. Hiç birisi içime sinmiyorsa oy vermem olur biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 12 Haziran 11’ seçimlerinde başından beri karşı olduğum cemaatçi, din bezirgancısı, türban özgürlüğünden başka bir özgürlük tanımayan baskıcı AKP’ye ve onun herkese tepeden bakan, herkesi aşağılayan, herkese hakaret eden liderine oy vermeyeceğim gibi geçmişlerinde kan izleri bulunan Türk milliyetçisi MHP’ye de, Kürt milliyetçisi BDP’ ye de oy vermem mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geriye bir tek CHP kalıyor. Geçmişte eski lideri Baykal yüzünden bu partiye oy vermedim. Baykal’ın yerine gelen Kılıçdaroğlu dürüst, naif ve biraz da saf bir lider. Ancak çevresindeki bir çok isim maalesef kendisi ile taban tabana zıt. Yani içlerinde cemaatçi de var, bir an önce iktidara gelelim de cebimi doldurayım hırsıyla yanıp tutuşan düzenbazlar da var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Fethullah Gülen cemaati ile bağlarını koparamayan, çevre sorunlarına duyarsız, ne HES’ler konusunda ne de nükleer enerji konusunda net bir görüş ortaya koyamayan CHP’nin iktidarından da bir şey beklemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Oyumu kullanacağım İstanbul 2.Bölge’de listenin başında bizzat Kemal Kılıçdaroğlu var.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AKP’DEN KURTULMAK ADINA OYUMU “EMANETEN” KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA VERECEĞİM…&lt;/strong&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Eğer bu bölgede listenin başında Gürsel Tekin olsaydı oyumu CHP’ye değil bir bağımsıza vermeyi düşünürdüm…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İşte bu da benim seçim için kişisel görüşüm ve kararım. Herkesin görüşü ve kararı da kendine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Seçim sonuçları tahminime gelince… 70 gün önce yazdığım gibi. Sandıktan her türlü sürpriz çıkabilir. Bu halk sandıkta sürpriz yapmayı sever. Yüzde 50’lik AKP zaferine de yüzde 40’lık CHP zaferine de şaşırmam. Bir hafta daha sabredelim ve görelim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-6934400543085421517?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/6934400543085421517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=6934400543085421517&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6934400543085421517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6934400543085421517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/06/5-haziran-dunya-cevre-gunu-anadoluyu_05.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cD1h1MXfAZY/Tet9vsddbcI/AAAAAAAADyI/XZUwO4oRqWU/s72-c/3.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-2245275043645719463</id><published>2011-03-07T16:43:00.006+02:00</published><updated>2011-03-07T16:54:52.993+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;YASAK KİTAPLAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazımda son dönemlerde okuduğum kitaplardan söz etmek istiyordum. Ancak son haftanın gelişmeleri aynı konuyu başka açıdan bakmamı ve değerlendirmemi gerektirdi.&lt;br /&gt;“Yasak” ve “Kitap” kavramlarının geçmişte ve günümüzde kullanımı üzerine beynimde bir düşünce fırtınası oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Blogumda 27 Şubat tarihinde yazdığım “ PAYLAŞIM ÜSTÜNE “ başlıklı yazımı internet ortamında yayınladıktan sonra tüm bloglara  erişim mahkeme kararıyla yasaklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Daha önceki “youtube” yasağında yasağın nasıl delineceğini Başbakanımızdan öğrenmiştik. Biz bilgisayar kullanıcıları bu kez Başbakanı beklemeden yasak bloglara erişim yöntemini bulduk. Ancak ben kendi adıma bloguma erişebilmekle birlikte tedbir olarak kendime başka bir servis sağlayıcıdan bu blogu açmakta yarar gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 27 Şubat tarihli “PAYLAŞIM ÜSTÜNE” başlıklı  yazımın son cümlelerini burada tekrarlamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;“ Son söz olarak söylemek istediğim şudur : Beyninizin enformasyon çöplüğüne dönüşmeden aydınlık bilgilerle dolması için Türk görsel ve yazılı medyasına mesafeli durun ! Daha az televizyon seyredin ama daha çok kitap okuyun lütfen ! “&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Medyaya mesafeli durmak, ülkede ve dünyada olup bitene duyarsız kalmak anlamına gelmiyor elbette ki. Okur-yazar bir yurttaş olarak bu duyarlılığınızı, düşüncelerinizi, tepkilerinizi diğer insanlarla nasıl paylaşacaksınız ? Öncelikle yazarak, konuşarak ve bir araya gelerek… Demokratik ülkelerin Anayasalarında ve yasalarında buna  yurttaşların “bireysel hak ve özgürlükleri” denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ancak faşist, totaliter rejimlerde ve bizdeki gibi “ileri demokrasi” lerde bu bireysel hak ve özgürlükler karşımıza “yasak” olarak, “gözaltı”, “ cezaya dönüşmüş yıllarca süren tutukluluk”, “yandaş medyanın yargısız infazı”, “bitmeyen ceza davaları”, “tecrit”, “işkence”, “orantısız güç”,”tekme-tokat”, “cop”, “biber gazı” ve “tazyikli su” olarak karşımıza çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 12 Eylül 10’ referandumunda yüzde 58 “evet”, “yetmez ama evet” oyuyla geçiş yaptığımız “ileri demokrasi” mizde geçen haftanın olaylarına bakar mısınız ? Önceki hafta gözaltına alınıp tutuklanan Odatv yöneticisi  Soner Yalçın ve 2 arkadaşından sonra geçen hafta da gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık’la birlikte 5 kişi daha gözaltına alınarak tutuklandılar ve Silivri’ye gönderildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hukuki prosedür uygulanmaktadır. Haydi diyelim ki “soruşturmalar gizlidir” bilmediğimiz şeyler vardır “hala yasalara saygılı” bir hukukçu olarak yorum yapmayalım, eleştirmeyelim… Ama bugün ve geçen hafta bütün medyaya yansıdığına göre polis ve savcılık sorgularında Soner Yalçın, Nedim Şener ve Ahmet Şık’a yazdıkları yayınlanmış ve yazacakları yayınlanmamış kitapları ile ilgili sorular sorulmuştur.&lt;br /&gt;Bu sorular, sorgular neyi gösteriyor sizce ? Size neyi gösterir bilmem ama bana göre bunun Hitler gibi faşist yönetimlerin “kitap yakması” ndan, 12 Mart ve 12 Eylül faşist yönetimlerinin “kitap yasaklaması” ve insanları “ yasak kitaptan yargılaması”ndan hiçbir farkı yoktur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İleri demokrasimizin bu ilk aşamasında “kitap yazmanın suç” olduğu dönemi yaşıyoruz. Çok yakında “kitap yasaklama” dönemine de geçeriz. Ardından da “yasak kitap bulundurmak suçtur” dönemine ve de “yasak kitapların yakıldığı” döneme geçeriz. Hiç kuşkunuz olmasın gidiş o yönedir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı yazmanın, kitap yazmanın  suç olduğu, Amerika’dan bile fazla özgür basınımızın çalışan gazetecileri yazdıkları kitaplardan ve yazılardan dolayı sorgulanıp tutuklandığı bu dönemde peki ne yapmalı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyet Gazetesi köşe yazarı Nuray Mert’in dün (6 Mart 11) yaptığı gibi &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Doğru bildiklerimizi özgürce yazamayacaksak, yazmanın anlamı yok!” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;deyip yazı yazmayı mı bırakalım ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünün blog yasaklarını, kitap yasaklarını şimdilik bir kenara koyup konuyu biraz kişiselleştirip şöyle biraz geriye gidip benim kitap okuma tutkumdan, yasak kitaplar yüzünden başıma gelenlerden, anılarımdan kısaca söz etmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumdan beri kitap okumayı çok severim. Çocukluğumda ne bulursam okurdum. Gençliğimde ise ( 12 Mart 71 – 12 Eylül 80 dönemlerini kapsar) bizim edebiyatımızın ve dünya edebiyatının klasikleri ile birlikte siyaset üzerine yazılmış, özellikle de yasaklanmış kitapları okumayı çok severdim. Şimdilerde ise yakın tarih ve gezi kitaplarını okumayı seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu araya bir parantez açıp şu anda yeniden ve keyifle okuduğum üç kitabın adını vermek istiyorum. Sayfaları sararmış, yıpranmış, ikisi benim adıma biri bir yakınım adına yazarları tarafından imzalanmış bu üç kitaptan ilki 7 Nisan 67’ tarihinde &lt;strong&gt;Mahmut Makal’ın &lt;/strong&gt;benim adıma imzaladığı &lt;strong&gt;“ HAYAL VE GERÇEK”&lt;/strong&gt; isimli kitabı. İkincisi ise 5 Mayıs 67’ tarihinde &lt;strong&gt;Fakir Baykurt’un &lt;/strong&gt;benim için imzaladığı &lt;strong&gt;“KARIN AĞRISI-Hikayeler”&lt;/strong&gt; kitabı. Üçüncüsü ise &lt;strong&gt;Rıfat Ilgaz’ın &lt;/strong&gt;bir yakınım adına imzaladığı &lt;strong&gt;“MEŞRUTİYET KIRAATHANESİ-mizahi roman”&lt;/strong&gt; isimli kitabıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın özgür düşünmesine, aydınlanmasına yarayan kitapların başına, o kitapları yazanların ve okuyanların başına neler geldiğini tarihten biliyoruz. “Kutsal Kitaplar” a inanan tek tanrılı dinlerin, özellikle kiliselerin nasıl kitap yaktığını bir kenara bırakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendi aydınlanma sürecimde ilk “ kitap yakma “ eylemini faşizmin tarihini okurken Hitler’de gördüm diyebilirim. Hitler tarihe milyonlarca insanın ölümünden sorumlu faşist bir diktatör olarak ve de 33’ yılında Berlin Opera Meydanında yaktırdığı kitaplarla da geçmiştir. Faşist Hitler’in yaktırdığı kitapların belgesel filmini de izlemiştim. Sizinle bu olayın 3 fotoğrafını paylaşayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ApX8xGmiV1U/TXTwVeO4E9I/AAAAAAAADug/4u8PoWby9AI/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 316px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ApX8xGmiV1U/TXTwVeO4E9I/AAAAAAAADug/4u8PoWby9AI/s400/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5581350089902265298" /&gt;&lt;/a&gt;*&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-czmis_ZBm2k/TXTwsAcS-5I/AAAAAAAADuo/DKM6OwPd8x0/s1600/2.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 315px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-czmis_ZBm2k/TXTwsAcS-5I/AAAAAAAADuo/DKM6OwPd8x0/s400/2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5581350477042482066" /&gt;&lt;/a&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Yl4jY4U9KJY/TXTxDFakvEI/AAAAAAAADuw/QutZwBzrczM/s1600/3.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 302px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Yl4jY4U9KJY/TXTxDFakvEI/AAAAAAAADuw/QutZwBzrczM/s400/3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5581350873514425410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mart 71’ sürecinde kitabın nasıl bir suç unsuru olduğunu, evlerden, iş yerlerinden, kitapçılardan  toplanan kitaplara, insanların korkudan kendi kitaplarını yakmasına, yasak kitap yüzünden yargılanan yazarlara, okurlara bizzat tanık oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;77 Mayıs ayına geldiğimizde bu kitap düşmanlığını bizzat yaşadım. İstanbul’daki öğrenci evimizi basan polis evimizde benim kitaplarımdan başka bir suç unsuru bulamadı. Ben kitaplarım sayesinde Sirkeci’deki Sansaryan Han’ında ve Gayrettepe 1.Şube hücrelerinde 5 gün misafir kaldım. Sonrasında da “yasak kitap bulundurma” suçundan yargılandım. Yargılama sürecinin sonunda ise hem bu suçtan aklandım hem de mahkeme kararı ile yasaklanan kitaplarımı adli emanetten geri aldım. Rahmetli babamın da yasak bile olsa kitap okumanın, bulundurmanın suç olmadığını yaşayarak öğrenmesi ile bana kendi eliyle yaptığı kütüphaneme o yasak kitaplarımı yerleştirmemi unutamam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül 80’ faşizminin azgın günlerini yurt dışında olduğum için bizzat yaşamadım. Ama yakın dostlarımdan öğrendim. 12 Mart’ın üzerinden tam 40 yıl geçti. 12 Eylül 80’ faşist darbesinin üzerinden 30 yıl geçti. 12 Eylül’den hesap sorulacak diye yapılan 12 Eylül 10’ referandumunun üzerinden 6 ay geçti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleri demokrasimizin bu döneminde Mart 11’ de yine yasak kitaplar gündemde. Şimdilik kitap yazanların, kitap yazmaya hazırlananların evleri, işyerleri basılıyor. Yazılacak kitap taslaklarına, belgelerine, bilgisayarlarına el konuyor. Şimdilik sadece yazarlar ve gazeteciler hedefte. Hiç merak etmeyin yakın zamanda kitapların okurlarına da sıra gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendi adıma okur yazar bir yurttaş olarak 30-40 yıl önce faşizmin yasakladığı kitapları nasıl okuduysam, bugünde ileri demokrasinin yasakladığı kitapları okumaya devam edeceğim. Blog yasaklarına inat olsun diye de yazmaya devam edeceğim. Yasakçılar kendi yollarına devam etsin ben de kendi yoluma…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-2245275043645719463?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/2245275043645719463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=2245275043645719463&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2245275043645719463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2245275043645719463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/03/yasak-kitaplar-bu-yazmda-son-donemlerde.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ApX8xGmiV1U/TXTwVeO4E9I/AAAAAAAADug/4u8PoWby9AI/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-2807779089881147642</id><published>2011-03-06T14:18:00.000+02:00</published><updated>2011-03-06T14:19:40.915+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;BU YASAKLAR NEREYE KADAR GİDER ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MERHABA SEVGİLİ DOSTLAR,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi bloglar sudan bir nedenle kapatıldı… Eminim ki bu yasak kararını veren hakim ne bilgisayar kullanmayı biliyordur, ne de internetten haberi vardır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefet eden gazeteciler içeri alınıp susturuluyor. İçeri alınanlar tecrite alınıp iyice yıldırılmak isteniyor. Dışarıdakiler sıranın kendilerine gelmesinden korkuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Türkiye bu koşullarda 3 ay sonra bir genel seçime gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefetin olmadığı, basının olmadığı bir ortamda yapılacak seçimler özgür ve adaletli olabilir mi ? Bu koşullarda yapılacak seçimin sonuçlarını kabul etmek mümkün mü ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasaklarınız da, seçimleriniz de, iktidarınız da sizin olsun !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasaklar,baskılar üzerine kurulan bir siyasal sisteme demokrasi denilebilir mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefetsiz, özgür basınsız yapılan seçimlerde sandıktan çıkan oylar toplanırken bilgisayar hileleri ile de değişiklikler yapılırsa açıklanan sonuçlar ancak baskıcı iktidarını bu yolla sağlamlaştıranları memnun edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılacak, söylenecek, yapacak çok şey var !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece onların baskılarına boyun eğmeyelim ve onlardan korkmayalım !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar bizden korksunlar. Çünkü bütün diktatörler halklarından korkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin hiç bir döneminde kısa süreler hariç “Eşkiya dünyaya hükümdar” olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıkılmayan hiç bir kale, yıkılmayan hiç bir diktatörlük yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar yollarına devam etsinler biz de mücadelemize devam edelim !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni blogumdan tüm dostlara yeniden MERHABA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yorumlarınızı, düşüncelerinizi bu blogun “yorumlar” bölümüne yazarsanız sevinirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-2807779089881147642?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/2807779089881147642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=2807779089881147642&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2807779089881147642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2807779089881147642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/03/bu-yasaklar-nereye-kadar-gider-merhaba.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-7376650934964434311</id><published>2011-02-27T12:32:00.006+02:00</published><updated>2011-02-27T15:07:35.500+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;PAYLAŞIM ÜSTÜNE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu yazdığım satırlar size internet üzerinden ulaşıyor. Son yıllarda adına internet denilen bu iletişim teknolojisi yaşamımıza öylesine girdi ki hiçbirimiz ondan vazgeçemez olduk. İnternet teknolojisi iyi ve yerinde kullanıldığı zaman gerçekten bireyin gelişmesinde de toplumların dönüşmesinde de çok önemli rol oynayabilir. Ancak internet kullanıcılarının ne kadarı bu “iyi ve yerinde” kullanım koşuluna uyuyor, ya da ne kadarı interneti sadece “oyun ve eğlence aracı” olarak kullanıyor ? Şüphesiz bu konularda yapılan araştırmalar vardır ama benim şu anda bunu araştırmaya zamanım yok. Ancak çevremdeki internet  kullanıcılarından gözlemlediğim kadarıyla tahminen yüzde doksanlık bir kesim maalesef interneti bir “oyun ve eğlence aracı” olarak kullanıyor. Çok yazık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İnterneti “iyi ve yerinde” kullanan kesimdekiler olarak tanımladıklarımızdan önemli bir kısmı da interneti yanlış kullanıyor. Çünkü bu kesim de  bir  çoğu kaynağı kuşkulu-doğrulanmamış bilgileri düşünmeden arkadaş ve dost çevresiyle paylaşıyor. Çünkü kaynağı kuşkulu – doğrulanmamış bilgiler çoğunlukla insanı yanıltır. Yanlış bilgilerden yanlış sonuçlar ve değerlendirmeler ortaya çıkar ki “yarım bilgi” diyeceğimiz bu bilgi insanı aydınlatmadığı gibi bazen “cehalet” ten daha tehlikeli olur. Bu konuda Anadolu halkının bir öz deyişini anımsadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt; “Yarım hekim insanı candan, yarım imam insanı dinden eder !”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yazının tam da bu noktasında  bugünlerde bir kitabını okuduğum, kendisini yakından tanıma olanağım varken tanıyamadığım için derin bir pişmanlık içinde olduğum ve  bu yılın 19 Ocak’ında yitirdiğimiz çok önemli bir bilim insanını anmak ve bu konuda onun şu anda okuduğum kitabından çok sevdiğim bir tanımı içeren kısa bir alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi &lt;strong&gt;Prof.Dr. Hasan Ünal NALBANTOĞLU’ &lt;/strong&gt;nu 19 Ocak 11’ tarihinde yitirdik. Ben şu anda O’nun son olarak İletişim Yayınları’ndan çıkan iki kitabından biri olan “&lt;strong&gt;ARAYIŞLAR Bilim, Kültür, Üniversite&lt;/strong&gt;” isimli kitabını okuyorum. Öğrencilerinin –aralarında kızım da var- deyimiyle “Ünal Hoca” bakın bu kitabında ne yazıyor :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “&lt;em&gt; Günümüzde enformasyon teknolojilerinin de katkısıyla, &lt;strong&gt;hepimizin beyninin enformasyon çöplüğüne dönüştüğü &lt;/strong&gt;(altını ben çizdim-hay) sık karşılaştığımız bir yakınma. Aslında gündelik yaşamın belirsizlikleri, tehlikeleri karşısındaki kurnazlıklara başvuran çağdaş tüketici-insan zaten önceden bir başka kılıfta görmüş ve tanış olduğu, çoktan bildiği (malûm-u ilân) enformasyon kırıntılarını çoğu kez çaresizlikle kabul ediyor ve bundan da derin bir sıkıntı duymakta.”&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Ünal Hoca’nın kitabından sizlerle paylaşmak istediğim başka bölümler ve alıntılar da var. Yeri geldiğinde bu alıntıları da sizlerle paylaşacağım. Ünal Hoca’nın çok sevdiğim deyimiyle biraz da internet sayesinde enformasyon çöplüğüne dönüşen beyinlerimizi daha fazla kirletmemek adına son yıllarda ben kendi adıma gerek e-mail gerekse de facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinde mümkün olduğunca az bilgi paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ancak internet dostlarımın bildiği gibi geçen hafta iki ileti paylaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İnternette dostlarımla paylaştığım iletilerden ilki “&lt;strong&gt;Anadolu’nun İsyanı&lt;/strong&gt;” adındaki bir kısa filmdi. İzlememiş olanlar varsa tüm dostlarımın aşağıda verdiğim linkten bu kısa filmi mutlaka izlemelerini öneririm. Bu kısa filmin tanıtımı ile ilgili haberi de paylaşmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ &lt;em&gt;* Hidroelektrik santrallerin (HES) doğa ve kırsalda yaşayan insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini ve HES yatırımlarına karşı verilen mücadeleleri anlatan ‘Anadolu’nun İsyanı’ adlı kısa film gönüllü desteklerle ve kolektif bir çalışma sonucu ortaya çıkarıldı. Anadolu’nun dört bir yanında devam eden HES çalışmalarının yıkıcı etkisine dikkat çeken film Akdeniz’den Karadeniz’e, Doğu Anadolu’dan Ege’ye kadar 20 bin kilometre yol kat edilerek çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet üzerinden indirilebilen, çoğaltılmasına ve dağıtılmasına, festival ve toplu gösterimler için özel izin alınmasına, kullanılmasına herhangi bir kısıtlama konulmayan film, Anadolu derelerinin özgür akması için mücadele edenlere adandı. Üç gün içerisinde 50 bine yakın izleyiciye ulaştığı belirtilen filme dileyen herkes sosyal paylaşım sitelerinden, www.anadolunehirleri.org/tr.html veya www.vimeo.com/19937849 adreslerinden ulaşabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolektif bir çalışmayla HES katliamlarının belgesel filmi hazırlayan ekibin filmle ilgili açıklamasında, şu görüşlere yer verildi: “Bizlerin doymak bilmeyen tüketim alışkanları ve ihtiyaçlarının doğa üzerindeki yıkıcı etkisi her geçen gün biraz daha artıyor. Hiç haberimiz olmasa da, umursamazsak da, gitmesek de, görmesek de bizim bu yaşam biçimimizin bedelini birtakım canlılar, insanlar ödüyor. Bu film; bir yandan Anadolu nehirleri ve doğası için verilen mücadeleleri anlatırken, bir yandan da şehirlerde hiçbir sorun yokmuş gibi yaşamaya devam eden insanlara ayna tutmak ve bu soruna ortak etmek için hazırlandı. Unutmamız gerekiyor ki, bu ateş sadece düştüğü yeri değil tüm canlı yaşamını yakacak. Bu gerçeğin fakına varanlar Nisan ayında tüm Anadolu’dan Ankara’ya doğru yürümeye başlayacak. Bu yürüyüşe katılmak ve destek vermek hepimizin yaşama karşı ortak sorumluluğudur&lt;/em&gt;. ” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Anadolu’nun İsyanı”&lt;/strong&gt; kısa filminin izlenebileceği link yandaki &lt;strong&gt;"BAĞLANTILARIM"&lt;/strong&gt; bölümünde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette dostlarımla paylaştığım ikinci ileti ise &lt;strong&gt;Prof.Dr. Ali DEMİRSOY’un &lt;/strong&gt;bir panel için hazırlayıp sunduğu 117 sayfalık &lt;strong&gt;“ BU ÜLKENİN İNSANLARI EVRİM KAVRAMINDAN NE ANLIYOR ?” &lt;/strong&gt;başlıklı sunumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda katıldığım “ Ulusal Ekoloji ve Çevre “ kongrelerinden tanıdığım Prof.Dr. Ali DEMİRSOY ülkemiz için çok önemli bir bilim insanı. Geçen yıl onun yaşamının anlatıldığı bir nehir söyleşi kitabını da okumuştum. İş Bankası yayınlarından çıkan “DOĞAPEREST Ali Demirsoy Kitabı”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr.Ali DEMİRSOY hakkında internetteki bir çok sitede bilgi var. Ben sadece onunla ilgili bir sayfanın adını vermekle yetineyim. Onun son sunumunu okumak isteyenler bana yazarlarsa kendilerine PDF formatında gönderebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://yunus.hacettepe.edu.tr/~demirsoy/Ana_Sayfa.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu hafta güncel konu olan Libya’daki olayları ve Kaddafi’nin ünlü bedevi çadırını yazacaktım ama benim için ülkemizin doğası ve bilim dünyası bedevinin çadırından daha önemli olduğu için yazı gündemimi değiştirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz olarak söylemek istediğim şudur : Beyninizin enformasyon çöplüğüne dönüşmeden aydınlık bilgilerle dolması için Türk görsel ve yazılı medyasına mesafeli durun ! Daha az televizyon seyredin ama daha çok kitap okuyun lütfen !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-7376650934964434311?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/7376650934964434311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=7376650934964434311&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7376650934964434311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7376650934964434311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/02/paylasim-ustune-bu-yazdgm-satrlar-size.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-6536564480726941895</id><published>2011-02-19T13:52:00.004+02:00</published><updated>2011-02-19T19:41:34.757+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Dün-Bugün-Yarın&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;YOLCULUKLARIM&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bugünkü yazımda - elimden geldiğince – kendimden söz edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bloguma son yolculuklarımdan fotoğraflar koydum ama bir türlü yolculuk izlenimlerimi yazmaya, bunları dostlarımla, dost okurlarımla paylaşmaya zaman bulamadım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hep kendimi Türkiye’nin gündemine ilişkin bir şeyler yazmaya mecbur hissettim. Onu da beceremedim ya… Türkiye’nin gündemi de öyle sık değişiyor ki yetişebilene aşk olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta başında Türkiye’nin gündemine Odatv baskını girdi. Son yılların önemli bir muhalefet odağı haline gelen Odatv’nin haberlerini ilgi ile izliyorum ve geçen hafta olduğu gibi bu haberleri zaman zaman blogumda da paylaşıyordum. Haftanın sonunda Soner Yalçın ve arkadaşlarının yolculuğu da Silivri’de mola verdi… Uzun yolculuklarda benzer molaların yararı da olabilir. Ancak Odatv olayı Soner Yalçın’ın Silivri molası ile bitmedi. Geride çok önemli bir konu ve tartışması kaldı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türkiye’nin bütün köşe yazarları, televizyoncuları, siyasetçileri Türkiye’de kim gazeteci, kim darbeci, kim ileri demokrat, kim faşist, kim cemaatçi, basın özgürlüğü var mı-yok mu bunları tartışıyor. Mısır ve Ortadoğu’daki olaylar da Balyoz tutuklamaları da gündemin arka sıralarında. Gazeteciler ve siyasetçiler öyle şeyler yazıyor ve söylüyor ki ciddiye alıp tartışmak için kafayı yemek gerek. Herkes kafayı yemediyse bile herkesin kafası karışık. Türkiye’nin bu gündemini ve olaylarını anlamaya çalışmak boşuna çaba. ABD’nin yeni ve “acemi” Ankara Büyükelçisi bile olup biteni anlayamıyorsa siz nasıl anlayacaksınız ?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu yazıda kendimden söz edeceğim dedim ama takıldım yine gündemin peşine gidiyorum… Son bir iki söz söyleyip ben bu gündemden kaçayım dostlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimlere kadar yani yaşayacağımız dört ay içinde daha ne sürpriz olaylar yaşayacağız kim bilir ? Bence en iyisi bu olayları mizah dergilerinden izleyin. O dergilerde öyle yetenekli arkadaşlar var ki tüm çapraşık olayları iki çizgi bir espri ile size özetleyiveriyorlar. Yazının bu bölümünü size bir öneri yaparak bitireyim. Eğer sağlığınızdan olmak, kafayı yemek istemiyorsanız ABD’den bile “özgür basın” a sahip ülkemizde yazılı basında her yazılana, görsel basında her duyduğunuza sakın inanmayın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta köyümde mutlu-mesut bahar çiçekleri arasında yaşarken Cumartesi sabahı internetten gazeteleri okuyup yazımı yazıp bloguma koyduktan sonra bilgisayarım çöktü. Benim de dünya ile iletişimim koptu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Şubat Pazartesi –Sevgililer Günü- mecburiyetten İstanbul’a geldim. Bilgisayarımı dün servisten aldım. İki üç hafta kadar Marmara Bölgesindeyim. Sonrası ben yine köyüme döneceğim emmioğlu…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu arada iki yolculuk kitabı okudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlki Lübnanlı yazar Amin Maalouf’un dilimize  “Yüzüncü Ad” olarak çevrilen &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ Baldassare’nin Yolculuğu”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; … 1665-66 yıllarında Lübnan, İstanbul, İzmir, Sakız, Cenova, Londra ve Paris’i kapsayan kurmaca bir yolculuk romanı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi daha önce bölümler halinde okuduğum Nasuh Mahruki’nin &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; isimli 97 yılında İstanbul’dan İran, Pakistan, Hindistan, Nepal ve Tibet’e motosikletle yapılan 4 aylık bir yolculuğun güncesi, notları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasuh Mahruki’nin Hindistan ve Nepal’lin görülecek yerleri, tapınakları, yeme içme, konaklama yer adları ile ilgili verdiği bilgiler benim 6 ay sonra başlayacak ikinci Hindistan yolculuğumda çok işime yarayacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında 16 Eylül’de başlayacağım bu Kuzey Hindistan-Nepal yolculuğuna ben şimdiden başladım bile. Nasuh’un kitabı gibi okuduğum kitapların dışında rehber kitapları karıştırıyorum, haritaları inceliyorum. İnternette ise “Google Earth” te gideceğim kentleri işaretledim, benim gideceğim bu yerlerde daha önce çekilmiş fotoğraflara bakıyorum. “You Tube” tan Hindistan ve Nepal filmleri izliyorum. Bilgilerimi tazeliyorum. İkinci Hindistan yolculuğumun bu bölümüne çok önem veriyorum. Çünkü yıllardır hayalini kurduğum bu yerleri görecek olmam beni heyecanlandırıyor. İkinci Hindistan yolculuğumun ikinci bölümünü oluşturan Güney Hindistan’daki Kerala da ilginç ama önceki yolculuktan tanıdığım Goa’ya benzer bir coğrafya olduğu için yabancılık çekmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bu kendimden söz ettiğim yolculuk yazısının üst başlığında yer alan “bugün ve yarın” dan söz ettim. Biraz da “dün” deki yolculuklarımdan ve anılarımdan söz edip bugüne bağlamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 yıl öncesi… 11 Eylül 80’ akşamı… Dostlarla Beyoğlu’nda bir birahanedeyim. Havam yerinde. Öğrenci pasaportum cebimde. Paris’te dil kursu veren bir üniversiteye kayıt yaptırmışım, öğrenci pasaportumu, öğrenci vizemi ve o zamanlar zorunlu olan belli miktar dövizimi de almışım. Dostlarıma heyecanla şimdi istesem havaalanına gider oradan da kuşlar gibi özgür olarak Paris’e, yeni bir yaşama uçar giderim diyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ertesi sabah Kenan Evren’in radyodaki sesiyle uyanıyorum. 12 Eylül 80’ askeri darbesi olmuş, her şey yasaklandığı gibi yurt dışına çıkışlar da yasaklanmış. Bundan sonra ne olacak kimse bilmiyor. Bir hafta sonra yurt dışında çalışan işçilere ve öğrencilere çıkış serbest açıklaması yapılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurt dışına çıkmak için treni tercih ediyorum. 20 Eylül akşamı Sirkeci tren Garı’ndan beni iki dostum uğurluyor. Bir iki gün önce de eski dostum Halil Ergün’le Taksim'de kucaklaşıp vedalaşıyoruz. O Selimiye’ye gidiyor ve ben Paris’e. Bir daha görüşür müyüz ? Kim bilir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Eylül 80’ sabaha karşı Kapıkule’de pasaportuma incelenmek üzere el konuyor ve trenden iniyorum. İki saatlik heyecanlı-umutsuz bir bekleyişten sonra pasaportumu alıp trene biniyorum. İlk kez yurt dışına çıkıp Bulgaristan’a giriyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Eylül 80’ sabahı Paris’in Gare de Lyon tren istasyonundayım… Gerisi uzun bir hikaye… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o günlerden bir anımı paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mart 71’ askeri darbesinden sonra er olarak askerliğimi bitirdikten sonra girdiğim üniversiteyi çalışırken bitirdim. Paris’e de hem çalışır hem doktora yaparım hayaliyle gittim. Ancak 80-81 yılının müracaatları bitmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yıl sonrasına kaldım. O yıllarda Fransa’daki üniversitelerin doktora programlarında yabancı öğrencilere kontenjanlar ayrılıyordu. Yine de doktoraya başlayabilmek için bir sınav yapılıyordu. Bu sınavlarda yabancı doktora öğrencilerine –tabii ki sadece hukuk alanındakilere- şu basit soru soruluyordu. &lt;strong&gt;“Ülkenizdeki hukuk sistemini anlatınız !” &lt;/strong&gt;Öğrencinin bu soruya vereceği yanıtla o öğrencinin bildiği Fransızca düzeyi ve hukuk bilgisi ölçülüyordu. Çok akıllıca bir sınav yöntemi doğrusu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;80’ yılının Ekim ayında Sorbonne üniversitesinde bu sınava katılan Türk arkadaşımın bu sınav sorusuna verdiği yanıtı unutamıyorum. Arkadaşım bu sınav sorusuna şu yanıtı vermiş ve sınavı kazanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ Türkiye’de 12 Eylül’de askeri darbe oldu. Ortada hukuk filan kalmadı !”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim sınav anım ise şöyle. Benim sınava girdiğim 81 yılında üniversitelerdeki yabancı kontenjanı kalkmıştı. Ben çok girmek istediğim Nanterre üniversitesinde Fransız öğrencilerle birlikte çok kalabalık bir grupla sınava girdim. Yaşlıca bir profesör kürsüye çıktı. Dikkatli dinleyin ve yazın deyip bir cümlelik sınav sorusunu okudu ve sınav başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınav sorusunu yazdım ama Fransızca bir kelimeye takılıp kaldım. Bu kelimenin anlamını bilmediğim için sınav sorusunu anlayamadım. Herkes yazmaya başladı. Ben Fransızca kelimenin anlamını çözmeye çalışıyorum. O sınavdan sonra hiç unutmadığım o kelime &lt;strong&gt;“ Les puissance”&lt;/strong&gt; kelimesiydi. Bir asistanın yardımıyla bu kelimenin eş anlamlı kelimesinin “ Les forces” olduğunu öğrenince soruyu anladım ve yazmaya başladım. Bizim sınav sorumuzun Türkçe karşılığı &lt;strong&gt;“ Anayasa hukuku çerçevesinde güçler ayrılığı prensibini anlatınız.”&lt;/strong&gt;  Fransızca Les puissances-Les forces kelimeleri &lt;strong&gt;“güçler”&lt;/strong&gt; anlamına geliyordu. Bir kelime yüzünden geç başladığım o sınavda üç sayfaya yakın hukuktaki güçler ayrılığı prensibini anlattım ama doğal olarak sınavı da Nanterre üniversitesinde doktora yapma şansını da kaybettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi yıl Paris 8 üniversitesinde siyasal bilimler doktorasına başladım. Doktora konumda ; “ İkinci dünya savaşı öncesi Türkiye’de tek parti dönemi” idi. Çalışma zorunluluğum nedeniyle doktoramı yapamadım. Fransız sosyalistlerinin “işçisin sen işçi kal” önerisi ile Paris’te 4,5 yıl işçi olarak kaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu 30 yıl önceki anımı bugüne bağlayayım. Eğer bana 81’ yılında sorulan sınav sorusu bugün 11’ yılında sorulsaydı ne yanıt verirdim biliyor musunuz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de 12 Eylül 10’da sivil-cemaat darbesi yapıldı… Ne Anayasa kaldı, ne de güçler ayrılığı prensibi… Yasama gücü ve yetkisi de Yargı gücü ve yetkisi de Yürütme gücü ile birleştirilip tüm yetki tek kişiye verildi. Daha ne anlatayım ? derdim ve sayfalarca yazmak yerine bir cümlelik yanıtla Fransa’daki sınavı kazanmış olurdum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haftalık benden bu kadar… Herkese iyi yolculuklar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-6536564480726941895?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/6536564480726941895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=6536564480726941895&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6536564480726941895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6536564480726941895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/02/dun-bugun-yarn-ve-yolculuklarim-bugunku.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1588962463487038803</id><published>2011-02-12T09:09:00.018+02:00</published><updated>2011-02-12T09:50:56.857+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;12 Şubat 11’in gündemi ve tartışması :&lt;br /&gt;MISIR’DA DEVRİM (!)&lt;br /&gt;TÜRKİYE’DE DARBE (!) Mİ  ?&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        12 Şubat 11 Cumartesi sabahı internetten gazeteleri okuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Mısır halkı Kahire’nin Tahrir (Kurtuluş) meydanında 18 gündür  meydanı terk etmeden “Mübarek Defol !” diye bağırdı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Mübarek sözler verdi, oyaladı ama yetmedi. Nihayet dün 30 yıllık Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek istifa etmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 18 gündür televizyonlardan canlı olarak izlediğimiz Tahrir meydanında dün akşam da Mısır halkının zafer gösterileri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Mısır’da yaşananlara bazıları “DEVRİM” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Devrim nedir, ne değildir ? Ben bilmem ki… Çünkü ben hiç devrim görmedim, devrim günlerinde hiç yaşamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sahi devrim nedir ? Sadece bir diktatörün devrilmesi devrim sayılır mı ? &lt;br /&gt;Diktatör devrildikten sonra ne olacak ? Yeni diktatörler mi gelecek ? Arkasından demokrasi de, özgürlük te gelecek mi ? Kapitalizm de yıkılacak sosyalizm de olacak mı ? Ya hukuk nasıl olacak ? Çağdaş ve evrensel hukuk mu ? Yoksa şeriat hukuku mu ?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu karikatür ne demek istiyor acaba ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-34EUFRC8zpc/TVYydjwydsI/AAAAAAAADqc/OlsPvfAhi5Y/s1600/image001.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-34EUFRC8zpc/TVYydjwydsI/AAAAAAAADqc/OlsPvfAhi5Y/s400/image001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572697072315037378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Mısır Türkiye gibi mi olacak, Türkiye Mısır gibi mi olacak ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Ne bileyim ben…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Ya bekleyelim görelim. Ya da bir bilene sorup öğrenelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Ya kardeşim Mısır’ı bırak Türkiye’ye bak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       12 Eylül’den (ister 80’deki darbesi anla ister 10’daki referandumunu anla) uzağa gitme. Yaşım gereği bende unutkanlıklar olabilir. Onun için 30 yıl öncesine değil sadece bugün okuduğum gazeteleri anlamak için 5 ay önceki referanduma kadar gidebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 12 Eylül 10 referandumunda kim “evet”, kim “yetmez ama evet” kim “hayır” demişti… O dönem herkes konuştu. Arşivlerde vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Peki 12 Eylül referandumunda ne değişti ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Uzun adlarını yazmayayım – yerim dar- HSYK ve AYM’nin yapısı değişti. Bu kurumlara yeni üyeler seçildi. Nasıl seçildi ? Ne bileyim ben ? Ben kavundan, karpuzdan, rakıdan,şaraptan anlarım. Hakim, Savcı seçmekten anlamam. Anlayanlar seçti işte…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yargı bağımsız oldu mu ? Elbette oldu. Artık sanıklarla beraber avukatlarını da tutuklayıp atıyorlar içeri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu arada müebbetlik katilleri serbest bıraktık. Özgür kuşlar gibi uçup gittiler doğal ortamlarına.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;        12 Eylül 80 darbecilerinden hesap soruldu mu ? Yok canım kimin haddine Kenan Paşa’dan hesap sormak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        İşçilere sendikal özgürlük verildi mi ? Torba Yasası çıkardık ya… Buna direnen işçilere de bedavadan biber gazı sıktık ya… Daha ne yapalım ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Öğrenciler mi ? Onlar çok mutlu… Polislerimizin sıktıkları bedava suyla yıkanıyorlar, mutluluktan polisin önünde uzun eşek bile oynuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bir başka mutlu kesim de sanatçılar… Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyorlar. Sonra da ucube heykeller, resimler yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Köylüler mi ? Onlara bedava mazot verdik yine de zarar ettiler. Sebzeleri döküp hayvanlarını sattılar. Şimdi icralarda sürünüyorlar. Tarım bitti. Çin’den sarımsak, Arjantin’den kasaplık hayvan ve et ithal ediyoruz. Fedakarlığımızı yine de anlamıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Esnaflar mı ? Onlarda kapatsınlar küçük dükkanlarını, bakkallar süper market, demirciler fabrika açsın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Canımız ciğerimiz polislerimize askerliği kaldırdık. Askerlikten yırttılar yani… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Askerleri de Silivri’ye topladık. Paşalarımız orada darbe-marbe düşünmeden okey oynasınlar, kağıt oynasınlar. Torunlarını sevmeseler de olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Üniversitelerimizde türbanı da serbest bıraktık. Seçimden sonra yeni Anayasa yapıp türban özgürlüğüne çarşaf, burka özgürlüğünü ekleyeceğiz. Bu özgürlükleri hem de sınırsız yapacağız. İlkokul, ortaöğretim, kamu ayırımı da kalkacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       4 ay sonra da yaz ortasında seçim yapacağız. Mecliste susturduğumuz muhalefeti meydanlarda da susturacağız ve onları seçim sandığına gömeceğiz. Bize referandumdaki yüzde 58 yetmez. Yüzde 60 veya 70 le tek başımıza tek parti olarak yeniden iktidara geleceğiz. 8+4 = 12…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;       Daha Mısır ve mübarek olmamıza çook var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Rüya mı görüyorum ? Saçmalamaya mı başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Ben gazeteleri yanlış mı okudum. ? Yoksa yanlış mı anladım ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bir de siz okuyun bakalım. Ne anlayacaksınız ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Devrim nedir ? Darbe nedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Kahire hangi ülkenin başkenti ? Ya İstanbul nerenin başkenti ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Ya bir de Pensilvanya vardı ama neredeydi unuttum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Ama Türkan Saylan’ı unutmam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         En iyisi yatıp uyumalı… Daha seçime 4 ay var. Hava çok sıcak olmaz ise gider oyumu kullanır vatandaşlık görevimi yaparım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Amaan gerisi beni aşar –mı- ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mY0id7o_3v8/TVY0Jfd11fI/AAAAAAAADqk/xX6fuDw1jdY/s1600/haberturk_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-mY0id7o_3v8/TVY0Jfd11fI/AAAAAAAADqk/xX6fuDw1jdY/s400/haberturk_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572698926587696626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-bKLO2wMrR1M/TVY0P1mnfYI/AAAAAAAADqs/S4dgGcRXwuE/s1600/hurriyet_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-bKLO2wMrR1M/TVY0P1mnfYI/AAAAAAAADqs/S4dgGcRXwuE/s400/hurriyet_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699035609300354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-14qGDM_cNcQ/TVY0X-8tElI/AAAAAAAADq0/I3e1i-nM1zo/s1600/milliyet_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-14qGDM_cNcQ/TVY0X-8tElI/AAAAAAAADq0/I3e1i-nM1zo/s400/milliyet_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699175556813394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QecLkiT3RaA/TVY0denUBEI/AAAAAAAADq8/wj5V3hB55ac/s1600/radikal_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-QecLkiT3RaA/TVY0denUBEI/AAAAAAAADq8/wj5V3hB55ac/s400/radikal_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699269956371522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VdKMiDY-R5Y/TVY0iHoAdgI/AAAAAAAADrE/Rz-SB5gKplg/s1600/star_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-VdKMiDY-R5Y/TVY0iHoAdgI/AAAAAAAADrE/Rz-SB5gKplg/s400/star_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699349684614658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2yUahpTmXWw/TVY0nbWsf8I/AAAAAAAADrM/e7w6byyQIb8/s1600/taraf_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-2yUahpTmXWw/TVY0nbWsf8I/AAAAAAAADrM/e7w6byyQIb8/s400/taraf_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699440880058306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8gKn4ueXIfQ/TVY0s-sy0bI/AAAAAAAADrU/2nfShR9w6-o/s1600/turkiye_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-8gKn4ueXIfQ/TVY0s-sy0bI/AAAAAAAADrU/2nfShR9w6-o/s400/turkiye_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699536267334066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xgruTlHECeU/TVY0ylegSmI/AAAAAAAADrc/d0dHodhHJZc/s1600/vatan_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-xgruTlHECeU/TVY0ylegSmI/AAAAAAAADrc/d0dHodhHJZc/s400/vatan_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699632575728226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Q-GeePLoLVo/TVY04LNEWCI/AAAAAAAADrk/q40HnaXcOyk/s1600/yenisafak_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Q-GeePLoLVo/TVY04LNEWCI/AAAAAAAADrk/q40HnaXcOyk/s400/yenisafak_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699728602486818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2gp3dzOPzWM/TVY08jm5atI/AAAAAAAADrs/bZzSNwO7Mz0/s1600/zaman_kucuk%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 190px; height: 280px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-2gp3dzOPzWM/TVY08jm5atI/AAAAAAAADrs/bZzSNwO7Mz0/s400/zaman_kucuk%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699803872750290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-IEUwYX1pamg/TVY1KO04e9I/AAAAAAAADsE/M0gcKB_wwDc/s1600/husnu-mubarek-istifa-etti-1102111200_m%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 194px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-IEUwYX1pamg/TVY1KO04e9I/AAAAAAAADsE/M0gcKB_wwDc/s400/husnu-mubarek-istifa-etti-1102111200_m%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572700038812433362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-CK-DYvfy8KQ/TVY1Fh8A0KI/AAAAAAAADr8/NhZ2thmh4Y4/s1600/avukatlardan-tutuklamaya-ilk-tepki-1102111200_m%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 194px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-CK-DYvfy8KQ/TVY1Fh8A0KI/AAAAAAAADr8/NhZ2thmh4Y4/s400/avukatlardan-tutuklamaya-ilk-tepki-1102111200_m%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699958043267234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-_5uNpV6A2Kw/TVY1BSEwJpI/AAAAAAAADr0/Uo3PuvqL0Qo/s1600/askerleri-tutuklayan-hakim-saniklara-soz-hakki-vermedi-1102111200_m%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 194px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-_5uNpV6A2Kw/TVY1BSEwJpI/AAAAAAAADr0/Uo3PuvqL0Qo/s400/askerleri-tutuklayan-hakim-saniklara-soz-hakki-vermedi-1102111200_m%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572699885065479826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1588962463487038803?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1588962463487038803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1588962463487038803&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1588962463487038803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1588962463487038803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/02/12-subat-11in-gundemi-ve-tartsmas_12.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-34EUFRC8zpc/TVYydjwydsI/AAAAAAAADqc/OlsPvfAhi5Y/s72-c/image001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-4622461750841266772</id><published>2011-01-10T00:54:00.003+02:00</published><updated>2011-01-10T01:03:56.346+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;HUKUK VE ADALET&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blogu yayınlamaya başladığım Ağustos 07’den beri blogun sağ üst köşesine siyah bir kurdela simgesi ile birlikte koyduğum ve hiç değiştirmediğim bir söz var :&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;strong&gt;“ NE ŞERİAT NE DARBE HUKUK VE DEMOKRASİ İSTİYORUZ ! “&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıla yeni umutlarla girdik ama toplumun gündemini oluşturan ve başta 188 kişiyi vahşice katleden hizbullah katilleri olmak üzere seri katillerin  bir yasa maddesindeki değişiklik nedeniyle tahliye edilmesi yeni bir tartışma ve umutsuzluk  yarattı.  Bu umutsuzluk dalgası toplumda hukuk, adalet, yargılama süreci, suç, suçlu, tutuklu, hükümlü, ceza, af yasaları, insan hakları ve siyaset gibi kavramların yeniden tartışılmasını da gündeme taşıdı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu gündeme ve tartışmaya hangi noktadan katılmalı ? Hukuk eğitimi almış, adaletin nasıl işlediğini ya da işlemediğini deneyimleriyle az çok bilen ülke sorunlarına duyarlı bir yurttaş olarak böylesi bir tartışmanın dışında kalmak mümkün mü ? Benim de bu konularda bugüne kadar söylediklerim – yazdıklarım olduğu gibi söylemek istediğim düşünce özgürlüğü bağlamında  açıklamak istediğim düşüncelerim - söyleyeceklerim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklanacak bir düşüncenin, söylenecek bir sözün sağlam bir zemine oturması için elbette çok gerilere gidilerek kapsamlı bir toplum-tarih-siyaset analizi yapılmalıdır ama sözü uzatmamak için 68 olaylarının başlangıcından itibaren son 40 yılın toplumsal olaylarını yaşamış bir yurttaş olarak hafızamızı tazelemek bile bugün geldiğimiz noktayı ve gittiğimiz yönü açıklamaya kısmen yeter sanıyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu 40 yıl içinde benim aklımdan hiç çıkmayan yaşanmış olaylardan bazıları. Sadece isimleriyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mart’tan 12 Eylül Darbesine,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69 Kanlı Pazarı’ndan 72 Kızıldere’ye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;77 1 Mayıs Katliamından 78 K.Maraş Katliamına,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bahçelievler Katliamından , 16 Mart Katliamına, Sivas Madımak Katliamı’na,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedrettin Cömert, Kemal Türkler, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetlerine… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi birini yazayım, hangisini unutayım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu katliamların, cinayetlerin iki ortak paydası var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortak paydanın birincisi ; Bu katliamları yapanlar, cinayetleri işleyen katiller ve onların destekçileri bellidir. İkincisi ise bu katillerin hiç birisi hukuka uygun olarak yargılanmamış, kimse mahkum olmamış, ceza almamış ve adalet yerini bulmamıştır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaylarla ilgili açılan davaların bir kısmı zaman aşımından düşmüş, bir kısmı ise usulen sürmekte  ve zamanaşımı süresinin dolması beklenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum şunu göstermektedir ki bu ülkede hukuk ve adalet sistemi eskiden beri temelinden sancılıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hukukun üstünlüğüne gerçek anlamında inanılmadan, Anayasanın, yasaların değiştirilmesi bu sorunu asla çözemez. Hele hele evrensel hukuk yerine çözümü şeriat hukukunda aramak bu toplumu ancak Taliban tipi bir yönetime ve Hizbullah tipi katil örgütlenmelerine götürür.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kimseye korku vermek, kimseyi tedirgin etmek istemem ama maalesef son tahliye olayları ve yapılan tartışmalar gösteriyor ki  yasaması, yargısı ve yürütmesi ile evrensel hukuktan uzaklaşıp şeriat hukukuna doğru bir gidiş söz konusudur. 12 Eylül Darbesi ile açılan bu yolun son duraklarından birisi de 12 Eylül Referandumudur. Çünkü bu referandumda yargı bağımsızlığı yok edilerek “yandaş medya” dan sonra “yandaş yargı” yaratmak için bir adım atılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BİR KİTAP ÖNERİSİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blogda tarikatlar ve demokrasi bağlamında yazdığım yazılarda Fethullah Gülen’den söz eden yazılar yazdım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz yıl ülkemizde en çok konuşulan kişilerden biri yine Fethullah Gülen’di denilebilir. Fethullah Gülen cemaatinin kendi medyası, gazeteleri, televizyonları yetmedi diğer medyada da Fethullah Gülen müridi, cemaatsever gazeteciler ve sözde bilim adamları çıktı karşımıza. Hatta eskiden “solcu” geçinen bazıları liberalizm durağında fazla beklemeden huzuru cemaatte buldular…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta kitapçı raflarında onlarca Fethullah Gülen kitabı gördüm. Çoğunluğu Fethullah Gülen’i “uçuran” kitaplardı. Bunların dışında bir Fethullah Gülen kitabı buldum ve okudum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Deneyimli gazeteci Saygı ÖZTÜRK’ün  “ &lt;strong&gt;OKYANUS ÖTESİNDEKİ VAİZ&lt;/strong&gt;” kitabından söz ediyorum. Resmi belgeler ve “çok gizli” damgalı raporların ışığında, MİT-Emniyet-Yargı üçgeninde Fethullah Gülen gerçeği… olarak tanıtılan kitap gerçekten sadece belgelere dayanıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kitapta 90’lı yılların başından beri Fethullah Gülen cemaatinin emniyet birimleri içindeki örgütlenmelerinin raporları, belgeleri olduğu gibi geçen yıl eski cemaat mensubu Hanefi Avcı’nın yazdığı kitaptan sonra başına gelenlere kadar güncel bilgiler de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 yıldır ABD’de yaşayan ve sadece cemaatini değil bu ülkeyi de oradan yöneten bu eski vaiz öylesine etkili ki kitabı okuyunca daha iyi anlıyorsunuz. Geçen yıl 12 Eylül Referandumu öncesi Okyanus ötesinden “ İmkan olsa mezardakileri bile kaldırarak referandumda “evet” oyu kullandırmak lazım.” diyen Fethullah Gülen’e Başbakanımızın referandum sonrası yanıtını anımsayın. “Okyanus ötesine teşekkür ediyorum…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Okyanus ötesindeki vaiz Fethullah Gülen’in  etkisi sadece cemaati ve AKP ile sınırlı değil. Geçen yıl CHP’nin başından bir kaset skandalıyla ayrılan Deniz Baykal’ın okyanus ötesine gönderdiği selamı da “yeni CHP” Parti Meclisi üyesi Muhammet Çakmak’ın selamını da unutmayın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TSo9Omg5FFI/AAAAAAAADpg/2_Vy9UyauFg/s1600/19%2BOCAK.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 394px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TSo9Omg5FFI/AAAAAAAADpg/2_Vy9UyauFg/s400/19%2BOCAK.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560324011008267346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TSo9D4siTtI/AAAAAAAADpY/pJB8zq3M698/s1600/UM.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 325px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TSo9D4siTtI/AAAAAAAADpY/pJB8zq3M698/s400/UM.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560323826910383826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TSo82d5lWsI/AAAAAAAADpQ/yJIzjdBdA3g/s1600/SKL%2B-%2BKopya%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TSo82d5lWsI/AAAAAAAADpQ/yJIzjdBdA3g/s400/SKL%2B-%2BKopya%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560323596379052738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-4622461750841266772?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/4622461750841266772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=4622461750841266772&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4622461750841266772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4622461750841266772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/01/hukuk-ve-adalet-bu-blogu-yaynlamaya.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TSo9Omg5FFI/AAAAAAAADpg/2_Vy9UyauFg/s72-c/19%2BOCAK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1152883802205929347</id><published>2011-01-03T13:51:00.001+02:00</published><updated>2011-01-03T13:53:31.366+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;YENİ YIL VE YENİ UMUTLAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Bir yıl daha geçti. Bir yıl daha yaşlandık. Öğrencilik ve gençlik yıllarımda bir alışkanlığım vardı. Her yılbaşında geçen yılın muhasebesini yapar gelen yıl için kendime hedefler koyardım. Son yıllarda bu alışkanlığımdan vazgeçmiştim. Gençlik yıllarımdaki gibi olmasa bile yeni yılın bu ilk günlerinde kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen yıldan anılar dolabıma kaldırılacak sıradan günlerin dışında olumlu ve olumsuz çok sayıda yaşanmış günler var. Niyetim , geçen yıl yitirdiğim iki dostumun anıları dışında olumsuz günleri anılar dolabıma kaldırmak yerine unutmak ama ne kadar mümkün olur bilemiyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Geçen yıldan kalan ve fotoğraf arşivimde de yer bulan iki yurt dışı bir de yurt içi gezilerimin anılarını ise anılar dolabımın baş köşesine koydum bile. Geçen yıl Şubat ayı sonunda yaptığımız Mısır gezisi, Mayıs ayı içinde İzmir ve çevresi gezisi ile devamında Assos, Ayvalık ve Ağustos-Eylül aylarında Güney Amerika gezimizin fotoğraf karelerine baktıkça keyifle anımsayacağım. Bu gezilerin keyifli anıları geçen yılın benim açımdan iyi geçtiğinin birer kanıtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gelen yeni yıl yeni umutlarla ve yeni gezi planları ile geldiği için şimdiden unutulmayacak keyifli bir yıl olmaya aday görünüyor. Gidiş-dönüş uçak biletleri alındığı için tarihi kesinleşen bu yılki dış gezi programımızda geçen yıl Güney Amerika gezisi nedeniyle bu yıla ertelenen Hindistan ve Nepal gezisi var. 16-26 Eylül tarihlerinde özel bir grupla klasik Kuzey Hindistan şehirleri ( Yeni Delhi-Agra-Jaipur ve Varanassi) gezisinden sonra ailece yapılacak 8 günlük Nepal (Katmandu ve Pokhara) gezisi gezi programımızın ilk ayağı olacak. Bu gezinin ikinci ayağında eşimle birlikte Hindistan’ın Kerala eyaleti gezisi ise yaklaşık bir ay sürecek. Kerala gezisine birkaç günlük nostaljik Goa, Sri Lanka veya Maldiv Adalarını ekleyebilir miyiz diye düşünmekteyiz. Bu gezi için ders çalışma kitabımız olan lonely planet yayınevinin “India” kitabı ile internetin gezi sitelerine bakmak bile beni heyecanlandırmaya yetiyor. Bu yılın son aylarında bu gezinin fotoğraflarını siz dostlarımla paylaşmak ayrı bir keyif olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu yeni yıldan beklentilerimin ve dileklerimin başında bu gezi programını etkilemeyecek bir sağlık sorunu yaşamamak geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yeni yılın ortalarında ülkemizde bir genel seçim yapılacak. Bu seçimin startı siyasi partilerce verilmiş durumda. Siyasi partilerin açılımları-saçılımları, tartışmaları, süren siyasi davalar bu seçimin zeminini iyice kayganlaştıracaktır. Bu kaygan zeminde hangi siyasi parti, hangi lider ayakta kalır, kim düşer hiç belli olmaz. Bu arada ABD destekli cemaat ile AB destekli terörün bu ülkenin geleceği için neler planladıklarını bilmek oldukça zor. Bu ıslak zeminde ortalıkta dolaşan ileri demokrasi-sivil faşizm, ümmet-ayrı millet, birlik-ayrılık kavramlarının bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Hele solcuların temelden ayrışma tartışmalarının ise hiçbir anlamı yok… Umarım birbirlerine sadece yumurta atmaya devam ederler. Birbirlerine kurşun sıkmaya kalkarlarsa vay bu ülkenin haline o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yazılı ve görsel yandaş medyanın yalakalığın sınırlarını zorlayan davranışları ise benim sadece sinirlerimi bozup tansiyonumu yükseltmekle kalmıyor midemi de bulandırıyor. Onun için yeni yılda sağlığım için daha az gazete okumak, mümkünse hiç televizyon seyretmemek kararındayım. Bunların yerine daha çok kitap okumak, daha çok müzik dinlemek ve daha çok fotoğraf çekmek  istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yeni yıldan beklentilerimi, umutlarımı kısaca yazdım. Bu düşüncelerimle, umutlarınızın gerçekleştiği bir yıl olması, size anılar dolabınızda keyifle saklayacağınız anılar bırakması dileğiyle bu yazımı okuyan dost okurlarımın yeni yıllarını kutluyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1152883802205929347?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1152883802205929347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1152883802205929347&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1152883802205929347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1152883802205929347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2011/01/yeni-yil-ve-yeni-umutlar-bir-yl-daha.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-785166224449699467</id><published>2010-12-19T15:36:00.004+02:00</published><updated>2010-12-19T15:47:34.679+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;CHP KURULTAYI VE KORKU&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bugün 19 Aralık 10’ Pazar… Gazetelerden dün yapılan CHP Kurultayı ile ilgili haberleri ve yorumları okuyorum. Kurultay görüntülerinin çok azını da tv haberlerinin özetlerinden izlemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gazeteler 80 kişilik CHP Parti Meclisi (PM) nin oluşumundan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından, 41 seçim vaadinden, konuşmasında “Kürt” kelimesini telaffuz etmemesinden, kıyafetine kadar çok çeşitli konularda yorumlar yapıyorlar. Salondaki düzenden, coşkudan, salona asılan pankartlardan, herkes ayağa kalkarken sadece eski genel başkan Deniz Baykal’ın ayağa kalkmamasından ve oy bile kullanmadan salondan ayrılışından söz edenler de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Herkesin yorumu, değerlendirmesi kendine… Elbette herkes farklı yorumlarda bulunacak. Bundan doğal ne var. Ben de kendi yorumumu yapacağım. Elbette bir çok arkadaşım katılır veya katılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Açıkça ifade etmeliyim ki ben CHP’li değilim. Baykal liderliğindeki bir CHP’ye oy vermedim, vermeyi de düşünmedim. Deniz Baykal’ın son 30 yılda CHP’ye de, CHP dışındaki sol muhalefete de, bu ülkeye de yarardan çok zarar getirdiğini düşünenlerdenim. Deniz Baykal skandal bir olay ve kasetle siyaset dünyasından çekilirken son kısa istifa konuşmasında da son kötülüğünü yapmıştır. Nedir o son kötülük ? ABD himayesinde yaşayıp Türkiye’de bir din devleti kurmak için her türlü çabayı harcayan Fethullah Gülen’e selam göndermesidir ! Baykal’ın uçkuru beni ilgilendirmez ama bu selamı ilgilendirir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ben dünkü CHP kurultayında Baykal’ın bu partiden ayrılmış olmasına sınırlı olarak sevindim… Ancak Baykal’ın bu gidişinin kesin olduğuna inanamıyorum. Çünkü CHP içinde halen çok sayıda Baykalcı ve Gülenci insan var. Bunların ileride CHP’nin başına ne çoraplar öreceği bilinemez…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kemal Kılıçdaraoğlu, deyimi mazur görün ama biraz saf, iyi niyetli, dürüst bir lider imajı çiziyor. Ama sadece onun iyi niyetli ve dürüst olması yetmiyor ki… Partisi içindeki Baykalcı ve Gülenciler olduğu kadar Kılıçdaraoğlu’na yalakalık yaparak yakın çevresinde olmak ve iktidar nimetlerinden yararlanmak için sabırsızlıkla bekleyen, her türlü yolsuzluğu yapmaya da hazır bir sürü insan var. Bir de son 10 yılda Bülent Ecevit’i, İsmail Cem’i ve Deniz Baykal’ı kandırarak CHP’nin iktidarını önleyen ve 02’de AKP’nin iktidara gelmesini sağladıktan, yani görevini tamamladıktan sonra ABD’ye dönen şimdilerde “kurtarıcı kahraman” gibi yurda dönmeye hazırlanan Kemal Derviş faktörü var. Yani Kılıçdaroğlu’nu kuşatıp yanlış yapmaya zorlayacak parti içinde Baykalcı, Gülenci ve Dervişçi unsurlar fırsat kolluyor. Umarım Kemal Kılıçdaroğlu bu tehlikelerin farkındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 11’ seçimlerine şunun şurasında 6 ay kaldı. Gelişmeleri hep birlikte izleyeceğiz. Eğer Kılıçdaroğlu yukarıda belirttiğim 3 ismin etkisinden kurtulur, halkın beklentilerine uygun bir program ve listeyle seçimlere girebilirse artık Baykal faktörü de olmadığına göre ben de AKP’den kurtulmak adına gelecek seçimlerde CHP’ye oy vermeyi düşünebilirim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Her gün yaptığım gibi gazeteleri izlerken AKP’nin yandaş medyası, yalaka basınını da  -sinirlenmek ve tansiyonumun yükselmesi bahasına- izliyorum. Bu yandaş medya içinde eski dinci gazeteler Yeni Asya, Milli Gazete, Yeni Akit de var. Fethullah Gülen’in yayın organları Zaman, Taraf gibi gazetelerle AKP beslemesi Sabah, Yeni Şafak, Star, Bugün gibi gazeteler de var. 12 Eylül referandumu ile geçilen ileri demokrasi adına öğrencilere, işçilere uygulanan şiddeti hoş gören, türban özgürlüğünden başka özgürlük bilmeyen, tanımayan, AKP iktidarını da, Ergenekon davasını da yönlendiren bu gazeteler de öyle bir kin ve öyle bir korku var ki anlatılmaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; O korkunun adı “çağdaşlıktan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden ve Türkan Saylan’dan korku” dur. Bu korkakların Çağdaş Yaşamı Destekleme Deneği’ne ve Türkan Saylan’a duydukları kinin haberlerini önce bu gazetelerde sonra Ergenekon davası iddianamelerinde ve Başbakanın söylemlerinde bulmak mümkün. Eğer bu korku ve kin olmasa şu aşağıdaki uydurma haberler gibi haberlerin yapılması mümkün mü ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TQ4LDd9DT7I/AAAAAAAADo0/TZVqHaJ_Z7Y/s1600/ts.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 302px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TQ4LDd9DT7I/AAAAAAAADo0/TZVqHaJ_Z7Y/s400/ts.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5552387544802611122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Zaman Gazetesi'nin haberi kurultay haberinin tam altına konularak Fethullah Gülen'in CHP'nin başında Kılıçdaroğlu yerine Baykal'ı görmek istediği açıkça belirtilmiş. Onlar tercihini yapmışlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Benim de Kılıçdaroğlu’ndan beklentim artık bir tercih yapmasıdır ! Bize Fethullah Gülen’in özlediği bir toplum mu yoksa Türkan Saylan’ın özlemini çektiği bir toplum mu vaad ediyor ? Bilelim de ona göre hareket edelim. Kemal Kılıçdaroğlu’nun işi zor. ABD’ye, ABD’den Türkiye’ye kahraman gibi dönmeye hazırlananlara dikkat etmelidir. Çünkü partisinin içinde bu iki sahte kahramana da  yakın isimler var… Bu da benim özgür düşüncem ve yurttaş olarak kendimce haklı bir sorum ve sorunum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-785166224449699467?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/785166224449699467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=785166224449699467&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/785166224449699467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/785166224449699467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/12/chp-kurultayi-ve-korku-bugun-19-aralk.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TQ4LDd9DT7I/AAAAAAAADo0/TZVqHaJ_Z7Y/s72-c/ts.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-500296258107465983</id><published>2010-12-10T17:49:00.004+02:00</published><updated>2010-12-10T18:00:31.663+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;GÜNDEMDEN KISA KISA NOTLAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün 10 Aralık “Dünya İnsan Hakları Günü “… Bizim ülkemizde de siyasiler nutuk atıyor, dernekler açıklamalar yapıyor, mesajlar veriliyor. Akşam tv haberlerinde bu nutukların bir kısmını izleriz. Yani usulüne  uygun kutlanıyor bu evrensel  gün de…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu konu ile ilgili çok sayıda köşe yazısı da var.  Ama ben bir tanesinden çok kısa bir alıntı yapıp bu konuyu geçeceğim. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nde  uzun yıllar yargıçlık yapan Rıza Türmen  bugün  Milliyet’teki  “ İnsan hakları gününde Türkiye’den manzaralar”  başlıklı  yazısında şöyle diyor :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“  Bireylerin düşüncelerini serbestçe ifade etmeleri, serbestçe toplantı yapmaları, insanı özgürleştiren etkinliklerin başında gelir.  Siyasal iktidar, kendisini protesto etmek isteyen öğrencileri kaba kuvvetle susturuyorsa, üstlerine biber gazı sıkıp copla dövüyorsa, kente girmelerini bile yasaklıyorsa, o ülkede insan hakları ve demokrasi açısından çok ciddi bir sorun var demektir.  Gazetelerde yayımlanan polisin ayakları altındaki kız öğrencinin resmi gerçekte Türkiye’deki insan haklarının resmi. Bir ülkede demokrasi ve insan haklarının sınırları siyasal iktidarı eleştirmekten geçiyorsa, hak ve özgürlükler sadece iktidarı destekleyenler için geçerli ise, bu rejimin adı otoriter demokrasidir. İktidarın seçimle iş başına gelmesi bunu değiştirmez. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogumuza yazı yazalım dedik ama yazacak o kadar çok konu var ki hangisinden başlayıp hangisini  erteleyeceksin. Seçim yapmak gerçekten zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son haftalarda bütün dünyada yankı bulan “  Wikileaks “ belgelerinin  siyasiler ve medya tarafından değerlendirilmesi, gündeme getirilmesi bizim Başbakanı  niye bu kadar telaşlandırdı ve öfkelendirdi ki…  Ya Wikileaks internet sitesinin kurucu ve yöneticilerinden Julian Assange’ın Londra’da tutuklanmasının nedeni bu belgelerin başta ABD olmak üzere ve tüm dünyada yarattığı panik mi yoksa Julian Assange’ın yırtık prezervatifle seks yapması mı ? Vallahi bu belgeler de bu belgeleri yayınlayanların başına gelenler de izlenmeye değer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzlenmeye değer bir başka konu da ; Ülkemizde  son günlerde öğrencilerin  yumurtalı eylemlerinin yankıları, siyasilerin korkuları ve tepkileri, medyanın ve mizah dergilerinin yazıp çizdikleridir. Hele yandaş medyanın tavrı gerçekten ilginç… 12 Eylül referandumunda  verilen  “evet” oyları ile ileri demokrasiye geçen ülkemizde öğrencilerin bu eylemlerini ileri demokrasiyi  hazmedemeyenlerin işi olarak değerlendirenlerden bu öğrencileri “ergenekonun maşası” olarak suçlayanlara kadar neler var neler. İleri demokrasi adına öğrencileri sokakta dövülen, biber gazı ile püskürtülen, tekmelenen öğrencilerin okudukları üniversitelerin rektörleri nerede ve ne yapıyorlar dersiniz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargının Adalet Bakanlığı’na, Ordunun Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasından çok önce bütün üniversiteler Milli Eğitim Bakanlığı’na değil Başbakanlığa bağlanmıştı. Öğrenciler dışarıda Fethullahçı eğitimden geçmiş polisler  tarafından “orantısız güç kullanılarak” acımasızca dövülürken rektörler Dolmabahçe’de Başbakanı dinliyorlardı uslu uslu, kuzu kuzu… Hiçbir rektörden üniversitelerini ve öğrencilerini savunacak tek satırlık bir açıklama gelmemesi bu kurumların siyasi iktidar tarafından nasıl susturulduğunun kanıtı değil mi ? Konuşan, üniversitesini, öğrencisini savunan rektörün son durağı Silivri olduğunu şimdiki rektörler çok iyi biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolmabahçe’de uslu uslu Başbakanı dinleyen ve konuşamayan bu rektörlere bir öğretim üyesinin iki sorusu var. Onu da burada alıntılayıp bu konuyu da geçelim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bakın Ondokuz Mayıs Üniversitesi öğretim üyesi ve Samsun Akademik Elemanlar Derneği Başkanı Profesör Süleyman Çelik rektörlere nasıl sesleniyor :&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Sayın Rektörler,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti Ankara’dır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı resmi işlerini Ankara’dan yürütür. Üniversite rektörleriyle toplantı yapacağı zaman, bilime saygı gereği, onları ayağına çağırmaz. Toplantı ya Ankara’daki üniversitelerden birinde (tercihen en eskisinde), ya da YÖK’te yapılır, Sayın Başbakan oraya teşrif buyurur. Sayın rektörler, sizin İstanbul’da, Dolmabahçe Sarayı’nda ne işiniz var? Sizler Türkiye Cumhuriyeti’nin üniversitelerinin rektörleri misiniz, Osmanlı’nın medreselerinin eminleri mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Dışarıda öğrencileriniz, yani Türk halkının size emanet ettiği çocukları cop, tekme, gaz bombası vd. yöntemlerle öldüresiye dövülür, dahası cinsel tacize maruz kalırken, sizler içeride bu olayların baş sorumlusuyla birlikte olmaktan hicap duymadınız mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sizlerden hicap duydum ve sizleri kınıyorum...”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de yaşayan herkesin yakından  izlemesi gereken bir konu daha var.  O da İmralı’daki PKK’nın  lideri  Abdullah Öcalan ile ABD’deki cemaatin şeyhi Fethullah Gülen arasındaki ittifak olayıdır. Bu ikisi Türkiye’nin dinamik güçleri imiş Türkiye’nin sorunların ancak bunlar çözermiş…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ben kendi adıma bu gelişmeyi ilgiyle izlerken bir şeyi de çok merak ediyorum. Bir eski dostumun (!?) son yazısının ilk cümlesinde sözünü ettiği Cumhuriyetin şekillenme sürecinin yeni koordinatlarından kastettiği acaba bu kutsal ittifak mı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ Türkiye siyaseti, 12 Eylül referandumu ile fiilen sona eren Cumhuriyetin kuruluş döneminin “paradigması”nı da geride bırakmış olarak, yeni koordinatlar bazında şekillenme sürecine girmiş bulunuyor.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de ve dünyada olup biteni izlerken şu yazdığım son cümleyi iyice bir okuyun ve üzerine de biraz düşünün isterseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havalar soğudu. Kendinize dikkat edin. Hızla değişen olayları ve gündemi izlerken  aklınızı da koruyun ! İyi  hafta sonları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-500296258107465983?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/500296258107465983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=500296258107465983&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/500296258107465983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/500296258107465983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/12/gundemden-kisa-kisa-notlar-bugun-10.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1728197212967217302</id><published>2010-12-07T21:44:00.002+02:00</published><updated>2010-12-07T21:49:28.313+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;YAZI YAZMAK VE KORKU ÜSTÜNE  &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 Aralık 10’ tarihli &lt;strong&gt;“YENİDEN MERHABA!” &lt;/strong&gt;başlıklı yazımda bloguma 14 aydır yazı yazmadığımı belirterek bu durumun sadece son nedenlerinden birini açıklamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bloguma yazı yazmadığım süre içinde beni özellikle  “ yazmalısın ! ” diye cesaretlendirmeye çalışan blogumun devamlı takipçileri okurum-dostlarım oldu. Yazı yazmama nedenimi onlara sözlü olarak açıkladığım gibi burada kısaca tekrarlayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere yazı yazarsam bu yazıların çoğunlukla konusu siyaset olmak zorunda. Ancak son yıllarda ülkemizde siyasi partiler düzeyinde yapılan gündelik siyasetin söylem düzeyi ve şekli açık söyleyeyim benim midemi bulandırıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sahtekarlıkta, vurgunda, talanda, yalanda sınır tanımayan, bu ülkenin tarihi ve doğal değerlerini tahrip etmeyi “iş yapıyorum” diye bize yutturmaya çalışan, tek siyaset malzemesi halkın dini inançları olan ve türban özgürlüğünden başka özgürlük nedir bilmeyen, tanımayan AKP iktidarının nesini yazacaksın ki ?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ya sözde ulusalcı olan ama bu ülkenin tarihi ve doğal değerleri yok edilirken suskun kalan, bırakın ulusal işçi örgütü sendikalarla ilişki kurmayı, hiçbir sivil toplum örgütü ile ilişkisi olmayan, siyaseti Başbakanın düzeysiz polemiklerine  yanıt vermek olarak anlayan, dünyanın siyasi, ekonomik ve çevre sorunlarından bihaber CHP’nin nesini yazacaksın ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasette varoluş sebebi olarak güneydoğudaki kirli iç savaşı gören Türk milliyetçisi MHP’nin ve Kürt milliyetçisi BDP’nin nesini yazacaksın ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya tüm bu olumsuzluklara karşı “sol muhalefet” oluşturması beklenen ancak dünyadan bihaber sadece küçük dükkanlarını bekleyen sözde sol partilerin nesini yazacaksın ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medya dersen bir başka alem… Üzerine kitaplar yazsan yetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya ülkede zerresi kalmayan hukukun, adaletin, yargının nesini yazacaksın ki ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenlerle uzun zamandır yazı yazmak için hiçbir hevesim ve arzum yok… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda olan tek bir ben değilim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim gibi düşünen yazı yazmak, konuşmak istemeyen ister bezgin, ister kızgın, ister kırgın ya da liberal-demokrat Ahmet Altan gibi “korkak” deyin binlerce “yazar (!)” var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar korkağın sustuğu yerde kendini “yazar” sanan eski sosyalist Çetin Altan’ın oğlu Fethullah Gülen müridi Ahmet Altan 13 Kasım 10’ tarihli Taraf gazetesinde bizleri Başbakandan korkmakla suçluyordu…&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;http://www.taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-korku-2.htm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ünlü sosyalistin oğlu Ahmet Altan’a yine ünlü bir sosyalistin oğlu olan Aziz Nesin’in oğlu Ahmet Nesin’in  ertesi gün blogunda yazdığı yanıtın bir paragrafını sizinle paylaşacağım. Ahmet Nesin’de uzunca bir süredir benim gibi blogunda yazı yazmıyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Altan’a yanıt veren Ahmet Nesin’in “korkularını” da yazısının bir paragrafını da paylaşıyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ Ben başbakandan korkmuyorum, onun savunduklarından korkuyorum, dinin siyasete bu kadar alet edilmesinden, İmam Hatip Liseleri’nde erkek öğrenciden fazla kız öğrenci olmasından, bunun yıllar önce planlanmış bir çalışma olduğunu bilmekten, ana okullarına dini masallar gönderilmesinden, ilerde devlet görevlerine bunların gelmesinden, hatta bigün prostattan acil servise kaldırılırsam ve nöbetçi türbanlı doktora düşmekten, siyasi bir davadan dolayı türbanlı bir hakime düşmekten, ilkokullarda türbanlı kızların okumaya başlamasından, “Çalışan kadın kocasını aldatır.” diyen ve hâlâ görevine devam eden imamdan, meyhane sınırları çizmeye çalışan belediye başkanlarından, “Şarap yerine üzüm yiyin!” diye bana karışan, türban konusunda fetva isteyen başbakandan korkuyorum.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://ahmetnesin.wordpress.com/2010/11/14/basbakandan-degil-ama-senin-gibilerden-korkuyorum-ahmet-altan/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1728197212967217302?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1728197212967217302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1728197212967217302&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1728197212967217302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1728197212967217302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/12/yazi-yazmak-ve-korku-ustune-3-aralk-10.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-3493465244450450986</id><published>2010-12-03T21:37:00.000+02:00</published><updated>2010-12-03T21:38:34.094+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;YENİDEN MERHABA !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Ekim 09 tarihli “&lt;strong&gt; NAMESTE (*) HİNDİSTAN !&lt;/strong&gt; “ başlıklı yazımın üzerinden 14 ay geçmiş… Bu süre içinde bloguma yazı yazmamışım. Sadece önemli tarihlerde kopyala-yapıştır yöntemiyle bana ait olmayan bazı yazıları paylaşmışım. Bu arada yurt dışında üç ayrı kıtada yaptığım gezilerden ve yurtiçi gezilerimden kalan fotoğraflarımı paylaşmışım. Son iki ayda ise her ay değiştirdiğim blogumun logosunu bile değiştirmediğim gibi fotoğraf paylaşımına da ara vermişim. Bu durumun bir sebebini blog logomun altında bulunan kısa yazıda açıkladım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Eylül 10’da son yıllarda çok şey paylaştığım 35 yıllık can dostum Emin Tanrıyar’ı kaybettim. Sevgili Dostum Emin’in kaybına bir türlü alışamadım… Son yıllarda yakın çevremden öylesine dostlar kaybettim ki… Hepsi benden birer parça alıp gittiler sanki. Bülent Güler, Yücel Özel, Kazım Kaleağası ve Emin Tanrıyar… Ben bu dünyada sizlerin yerini dolduracak yeni dostlar edinemedim. Umarım siz gittiğiniz o bilinmezler ülkesinde şarabınızı, rakınızı paylaşacak yeni dostlar bulmuşsunuzdur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet klişe bir söz ama tekrarlamaktan başka çare yok… “ Yaşam devam ediyor ! “ Ya da Galileo Galilei’den beri Nilüfer’in şarkısına kadar söylendiği gibi “ Dünya Dönüyor ! ” Gidenler geri gelmediğine göre ben de onlarla buluşacağım son güne kadar yaşamaya devam edeceğim. Durmadan dönen dünyanın üzerinde yeni yerler görmek, yeni fotoğraflar çekmek için seyahat etmeye devam edeceğim. Ki o eski dostlarla buluşunca onlara anlatacak farklı yerleri, insanları, tarihleri, coğrafyaları görmüş olayım. Arada içtiğim rakımı, şarabımı da sanki onlarla birlikteymiş gibi kadehimi kaldırarak paylaşacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bloguma bunca ara verdiğim için blogumun takipçisi hem eski dostlarımdan hem de yeni dostlarımdan özür dilerim. Daha sık görüşmek üzere herkese “ &lt;strong&gt;YENİDEN MERHABA !&lt;/strong&gt; “&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-3493465244450450986?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/3493465244450450986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=3493465244450450986&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/3493465244450450986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/3493465244450450986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/12/yeniden-merhaba-5-ekim-09-tarihli_03.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-8525051085398625822</id><published>2010-12-03T21:34:00.000+02:00</published><updated>2010-12-03T21:35:06.330+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TPlGW88TITI/AAAAAAAADnI/LgZgs5gaJ8g/s1600/sivas-katliami-sivas-olaylari%255B1%255D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 334px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TPlGW88TITI/AAAAAAAADnI/LgZgs5gaJ8g/s400/sivas-katliami-sivas-olaylari%255B1%255D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5546541776213582130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-8525051085398625822?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/8525051085398625822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=8525051085398625822&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/8525051085398625822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/8525051085398625822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/12/blog-post_4555.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TPlGW88TITI/AAAAAAAADnI/LgZgs5gaJ8g/s72-c/sivas-katliami-sivas-olaylari%255B1%255D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-4768591187313935616</id><published>2010-12-03T21:33:00.000+02:00</published><updated>2010-12-03T21:34:13.455+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TPlGKqnPTVI/AAAAAAAADnA/tftvC6HeH4c/s1600/NAZIM%2BH%25C4%25B0KMET.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 284px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TPlGKqnPTVI/AAAAAAAADnA/tftvC6HeH4c/s400/NAZIM%2BH%25C4%25B0KMET.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5546541565134982482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-4768591187313935616?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/4768591187313935616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=4768591187313935616&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4768591187313935616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4768591187313935616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/12/blog-post_03.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TPlGKqnPTVI/AAAAAAAADnA/tftvC6HeH4c/s72-c/NAZIM%2BH%25C4%25B0KMET.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-7559049792987159498</id><published>2010-12-03T21:31:00.000+02:00</published><updated>2010-12-03T21:32:27.052+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TPlFvnBPV6I/AAAAAAAADm4/r5_XDHeYeog/s1600/102.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 274px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TPlFvnBPV6I/AAAAAAAADm4/r5_XDHeYeog/s400/102.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5546541100313827234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-7559049792987159498?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/7559049792987159498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=7559049792987159498&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7559049792987159498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7559049792987159498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/12/blog-post.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/TPlFvnBPV6I/AAAAAAAADm4/r5_XDHeYeog/s72-c/102.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-2946384002119349764</id><published>2010-05-05T22:41:00.002+03:00</published><updated>2010-05-05T22:55:27.205+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S-HKamcrswI/AAAAAAAADXI/wttBRxLd4ds/s1600/image001.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 263px; height: 196px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S-HKamcrswI/AAAAAAAADXI/wttBRxLd4ds/s400/image001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467873980950754050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MARE NOSTRUM&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En uzun koşuysa elbet Türkiye'de de Devrim,&lt;br /&gt;O, onun en güzel yüz metresini koştu&lt;br /&gt;En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...&lt;br /&gt;En hızlısıydı hepimizin,&lt;br /&gt;En önce göğüsledi ipi...&lt;br /&gt;Acıyorsam sana anam avradım olsun,&lt;br /&gt;Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;CAN YÜCEL&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S-HKtVoPceI/AAAAAAAADXQ/1iEIOGVaFQw/s1600/image002.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 224px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S-HKtVoPceI/AAAAAAAADXQ/1iEIOGVaFQw/s400/image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467874302853345762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son Mektuplar :&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;«Baba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin, dersem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan, çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum... Ve kaldı ki, benden evvel giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de, tereddüde düşmiyeceğimden şüphen olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlun, ölüm karşısında âciz ve çâresiz kalmış değildir. O, bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlıyacağını tahmin ediyorum... Sadece senin değil, Türkiye'de yaşıyan Kürt ve Türk halklarının da anlıyacağına inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca, Savcı'ya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için, cenazemi İstanbul'a götürmeğe kalkma. Annemi teselli etmek sana düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplarımı, küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun, bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da, bir yerde insanlığa hizmettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir. Seni, Annemi ve Ağabeyimi ve Kardeşimi, devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlun&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Deniz Gezmiş&lt;/strong&gt;.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkez Cezaevi —Ankara.&lt;br /&gt;5 Mayıs 1972&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;«Sevgili Babacığım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3/5/1972 ANKARA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mektubu aldığın zaman, ben ebediyyen bu dünyadan göç etmiş olacağım. Ne kadar sarsılacağını tahmin ediyorum. Bir buçuk seneden beri, benim yüzümden nasıl üzüntü içinde olduğunuz malûm.. Bu son olayı da, metanetle karşılamanızı, sadece diliyebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babacığım, bu olayda da, Annemin ve Yücel'in, senin tesellilerine ve desteklerine ihtiyaçları çok. Bunun için, ne kadar metin olursan, hem senin sağlığın için, hem de onlar için o kadar iyi olur. Elbette ki, yıllarca emek verip yetiştirdiğin bir oğulun, bir günde öldürülmesi, kolay göğüslenecek bir olay değildir. Fakat, siz, benim ne için, kimlere karşı mücadele verdiğimi biliyorsunuz. Ben, bu açıdan rahat ve vicdan huzuru içinde gidiyorum. Sizlerin de, bu bakımdan rahat ve huzur içinde olduğunuzu ve olacağınızı biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babacığım, Annemin ve Yücel'in senin desteğine muhtaç olduğunu, yukarıda söylemiştim. Onları rahat ettirmek için, bütün gücünü kullanacağından zaten eminim. Babacığım, burada şunu ilâve edeyim ki, Yücel'in hastalığından kendimi sorumlu hissediyorum. Yücel için herşeyinizi ortaya koyacağınız konusunda da, kuşkum yok.&lt;br /&gt;Ablamlar için söyliyeceğim: Fazla üzülmesinler. Olayın sarsıntıları geçtikten sonra, normal hayatlarını devam ettirsinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehtap'a ne diyeyim? Benim için her zaman, bol bol öpün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babacığım, cezaevinde kalan arkadaşları ara sıra yoklarsan, hallerini hatırlarını sorarsan, çok memnun olurum. Her birisi oğlun sayılır. Dışarıda, bizler için uğraşan dostlarımı ve dostlarını hiçbir zaman unutmıyacağını biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektubum burada biterken, Sizi, Annemi, Yücel'i, Ablamı, Aziz Ağabeyi, Mehtap'ı hasretle kucaklarım, Babacığım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıkla kalın...&lt;br /&gt;Hoşça kalın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yusuf Arslan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Not: Akrabalara da bir mektup yazdım. Fakat belki, vermiyebilirler...»&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bütün Akrabalara,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu mektubumu okudugunuz zaman artık aranızda olmayacagım.Mektubumu Senatonun idamlarımızı tastik ettigini ögrendigim anda yazıyorum.Şundan emin olmalısınız ki, bugüne kadar davama olan inancım sarsılmamıştır.Sehpaya gidene kadar da en ufak bir sarsılma olmayacaktır. Ben halkımın kurtuluşu , Türkiye'nin tam bagımsızlıgı için savastım.Sizler beni tanıyorsunuz.Bir yıldan beri bu bir avuç sömürücüler,vatan satıcıları,işbirlikçiler ellindeki bütün imkanlarla bizi dışardan yardım gören, beyinleri yıkanmış,vatan haini,dışardan emir alan,bölücü ,diye tanıtmaya ve halkımızdan bizi koparmaya çalıştılar.Bu bir avuç azınlıga göre vatanseverlik : vatan satmak, yabancılarla işbirligi yapmak, NATO'yu ve Amerika'yı savunmak ,6. filoyu agırlamak, milyonlarca köylünün geçimi olan haşhaş ekimini elinden almak,işçinin grev hakkını engellemek,Amerika'ya ve emperyalizme hizmet etmektir. Biz bunlara karşı çıktık.bunun için biz vatan haini, onlar yurtsever oldular. Bizi bu mücadeleden dolayı, güya adil mahkemelerinde yargılayan ve yine adil kurumları eli ile asacak olanlar bilmelidirlerki . biz halkımızın kurtuluşu ve Türkiye'nin bagımsızlık mücadelesi ugruna şerefimizle bir defa ölecegiz.Bizi asanlar şerefsizlikleri ile hergün ölecekler.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözüm;yaşasın isçiler,köylüler ! Yasaşın devrimciler ! Yasaşın halkımın kurtuluşu ve bagımsızlıgı için savaşanlar ! Yaşasın tam demokratik Türkiyenin kurulmasından yana olanlar ! Kahrosun emperyalizim! kahrosun faşist koalisyon.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;T. Yusuf Aslan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;«Babama, Anneme, Kardeşlerime ve Yakın Akrabalarıma,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyliyecek fazla söz bulamıyorum. Bir insanın, sonunda karşılaşacağı tabii sonuç, bildiğiniz sebeplerden dolayı, erken karşıma çıktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzüntü ve acınızı tahmin ediyorum. İleride, durumumu daha iyi anlıyacağmız inancındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin olunuz. Üzüntü ve acılarınızı unutmaya çalışınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selâmlar, sevgiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılacak çok şey var. Fakat, hem mümkün değil, hem de sırası değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Candan selâmlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hüseyin İnan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Son Sözler:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Deniz bize döndü."Cezaevinde bizi, yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler. Ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler. Postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmelerini istemem." dedi. Deniz gardiyanların yardımıyla masaya çıktı. Bir gardiyan ilmiği açtı, genişletti, başından geçirip taktı Deniz'in boğazına. İşte o an Deniz son sözlerini söyledi: "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz'in asılması sırasında Yusuf'u alıp oraya getirmişler. Bize dönerek "Duydum Deniz'in sesini." dedi. Darağacı hazırlanmış, tazelenmişti. Yusuf masaya oradan da tabureye çıktı. Geçirdiler ilmiği boynuna. Yusuf da gür, yürekli bir sesle son sözlerini söyledi, taburenin üzerinde: "Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum! Sizler bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz! Biz halkımızın hizmetindeyiz! Sizler Amerika'nın hizmetindesiniz! Yaşasın Devrimciler! Kahrolsun Faşizm! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Hüseyin'i getirdiler. Bildiğimiz Hüseyin'di. Her zamanki Hüseyin. Sigara içip içmeyeceğini sorduk. "İçmeyim." dedi. Bize döndü. "Söyleyin babama." dedi; ayağındaki lastik ayakkabıları gösterdi, "Babam, yarın ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görüp, doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye üzülmesin. Askeri Cezaevinde, ayakkabılarımızı giymemize bile fırsat vermediler. Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun." dedi. Durdu. "Sehpaya çık." diye bağırdı savcı. Hüseyin savcıya döndü masanın üzerinde, "Sabırlı ol, çıkacağım." dedi. Ve tabureye çıkmadan, masanın üzerinde, yürekli bir sesle bağıra bağıra son sözlerini söyledi: &lt;strong&gt;"Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım! Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım! Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum! Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun Faşizm!&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-2946384002119349764?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/2946384002119349764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=2946384002119349764&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2946384002119349764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2946384002119349764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/05/mare-nostrum-en-uzun-kosuysa-elbet.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S-HKamcrswI/AAAAAAAADXI/wttBRxLd4ds/s72-c/image001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-500126714688207026</id><published>2010-04-28T21:48:00.000+03:00</published><updated>2010-04-28T21:49:15.681+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S9iDHT9SYYI/AAAAAAAADUI/cOZswO8_vkE/s1600/1mayis.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 354px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S9iDHT9SYYI/AAAAAAAADUI/cOZswO8_vkE/s400/1mayis.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465262309453750658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-500126714688207026?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/500126714688207026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=500126714688207026&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/500126714688207026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/500126714688207026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/04/blog-post.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S9iDHT9SYYI/AAAAAAAADUI/cOZswO8_vkE/s72-c/1mayis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1064905353045741649</id><published>2010-03-21T10:07:00.003+02:00</published><updated>2010-03-21T10:14:49.730+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6XUAmi23BI/AAAAAAAADPw/KfHqOUhIs1E/s1600-h/Tema.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 326px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6XUAmi23BI/AAAAAAAADPw/KfHqOUhIs1E/s400/Tema.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5450996030813690898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;21 Mart Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası&lt;br /&gt;Orman Hayattır !..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TEMA Vakfı&lt;/strong&gt;, 21 Mart Dünya Ormancılık Günü ve Haftası’nda ormanlarımızın ve tüm doğal varlıklarımızın hiç olmadığı kadar büyük tehdit altında olduğuna dikkat çekiyor. Vakıf halkımızı her türlü tehdide karşı doğal ormanlarımızı korumaya ve bununla beraber ağaçlandırma çalışmalarına destek vermeye davet ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ormanlarımız ve tüm doğal varlıklarımız hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı.İnsanoğlu kişisel çıkarları uğruna ev yapmak, fabrika inşa etmek, yol yapmak, tarla açmak, maden çıkarmak, kimi zaman sadece yok etmek için acımasızca ormanları kesiyor, yakıyor, işgal ediyor. Oysa yan yana duran ağaç topluluklarından çok daha fazlasıdır orman. Hayvanların ve bitkilerin yuvası aynı zamanda da sağladığı oksijenle, insanoğlunun hayat kaynağıdır. Tüm bunların yanında, toprağı; yani “yaşam”ı, en büyük tehdit olan erozyondan koruyan, su varlığımızı zenginleştiren yeşil bir örtüdür orman.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ormanların faydaları saymakla bitmez. Sellerin ve taşkınların oluşmasını önler, yer altı sularının birikmesine yardım eder, iklim üzerinde olumlu etkiler yapar, havayı temizler, gürültüyü azaltır. Yapacak ve yakacak hammadde kaynağıdır. Ekolojik olarak çok hassas bir konumda bulunan ormanlarımız iklim ve toprak yapısındaki çeşitlilikten kaynaklanan ender bir biyolojik zenginliktir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İnsan Eliyle Yapılan Ağaçlandırmalar, Doğal Ormanların Yerini Tutamaz !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği’nin ormanlarının % 1’i doğal orman iken, ülkemizde bulunan ormanların % 93’ü doğal yapıdadır. Doğal ormanlarda yüzlerce tür ağaç, bitki, hayvan bir arada uyum içinde yaşayan bir ekosistemi oluşturur. Ve insan eliyle oluşturulan hiçbir ağaçlandırma, asla doğal olanın yerini tutamaz. Bu bilgiler ışığında ülkemizde son yıllarda sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başta ormanlarımız olmak üzere doğal varlıkların korunmasına ilişkin bilinç ve duyarlılığın artması son derece ümit vericidir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kişisel çıkarlar uğruna tahrip ettiğimiz ormanlar Dünyamıza ve üzerindeki tüm canlılara hayat veriyor. TEMA Vakfı 21 Mart Dünya Ormancılık Günü ve Orman Haftası’nda bir kez daha büyük tehdit altındaki ormanların ve yeşil örtünün topraklarımızı erozyondan korumak için ne kadar önemli olduğunu altını çiziyor ve halkımızı “dikili bir ağaca” sahip olmaya davet ediyor. 3464’e boş SMS atarak 5 TL karşılığında, bir fidanı toprakla buluşturabilir ve Türkiye genelindeki 370.000 aşkın TEMA Gönüllüsü’nün Türkiye’nin çöl olma riskine karşı verdiği 18 yıllık mücadelenin haklı gururunu paylaşabilirsiniz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Doğal ormanlarımızı koruyalım, ağaçlandırma çalışmalarına destek vererek orman varlığımızı arttıralım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;http://www.tema.org.tr&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1064905353045741649?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1064905353045741649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1064905353045741649&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1064905353045741649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1064905353045741649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/03/21-mart-dunya-ormanclk-gunu-ve-orman.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6XUAmi23BI/AAAAAAAADPw/KfHqOUhIs1E/s72-c/Tema.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-7970173334449854457</id><published>2010-03-18T00:01:00.005+02:00</published><updated>2010-03-18T00:18:43.763+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;1915 ÇANAKKALE’DEN  1923 İSTANBUL’A…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARİHTE KISA BİR YOLCULUK…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 YILDA NELER OLDU ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6FRz9Kym1I/AAAAAAAADMw/qzm1zbpKpto/s1600-h/%C3%A7anakkale+171.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 314px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6FRz9Kym1I/AAAAAAAADMw/qzm1zbpKpto/s400/%C3%A7anakkale+171.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449726977130011474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6FSz00vHeI/AAAAAAAADM4/dl6Yr59SR7M/s1600-h/i%C5%9Fgal.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 308px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6FSz00vHeI/AAAAAAAADM4/dl6Yr59SR7M/s400/i%C5%9Fgal.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449728074401652194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6FTOxJp2RI/AAAAAAAADNA/5LMtiOqjEP4/s1600-h/KURTULU%C5%9E.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 264px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6FTOxJp2RI/AAAAAAAADNA/5LMtiOqjEP4/s400/KURTULU%C5%9E.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449728537272113426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BUGÜNÜ ANLAMAK, YARINI KURMAK İÇİN DÜNÜ BİLMEK ZORUNDAYIZ...&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-7970173334449854457?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/7970173334449854457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=7970173334449854457&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7970173334449854457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7970173334449854457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/03/1915-canakkaleden-1923-istanbula.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S6FRz9Kym1I/AAAAAAAADMw/qzm1zbpKpto/s72-c/%C3%A7anakkale+171.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-5013589420935584166</id><published>2010-03-16T09:20:00.002+02:00</published><updated>2010-03-16T09:28:01.150+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S58xld_j5uI/AAAAAAAADMo/4yfn6rpkswM/s1600-h/16+MART.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 356px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S58xld_j5uI/AAAAAAAADMo/4yfn6rpkswM/s400/16+MART.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449128593917732578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S58xZFGBUJI/AAAAAAAADMg/yuHISH4E5T0/s1600-h/BIRGN_~1.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 377px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S58xZFGBUJI/AAAAAAAADMg/yuHISH4E5T0/s400/BIRGN_~1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449128381075509394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BU KATLİAMDAN ŞANS ESERİ KURTULMUŞ BİR HUKUKÇU OLARAK, KATLİAMDA YAŞAMINI YİTİREN ARKADAŞLARIMI SAYGI İLE ANIYORUM.BU KATLİAMIN KATİLLERİNİ TANIYORUZ. BU DAVAYI ZAMAN AŞIMI BAHANESİYLE UNUTTURMAYA ÇALIŞANLARA İNAT ADALET İSTİYORUZ ! &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-5013589420935584166?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/5013589420935584166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=5013589420935584166&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5013589420935584166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5013589420935584166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/03/bu-katliamdan-sans-eseri-kurtulmus-bir.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S58xld_j5uI/AAAAAAAADMo/4yfn6rpkswM/s72-c/16+MART.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-3543984362319963851</id><published>2010-03-13T21:46:00.011+02:00</published><updated>2010-03-13T22:03:21.883+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vsPc5-KQI/AAAAAAAADLM/DlQsNOzREj4/s1600-h/10.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vsPc5-KQI/AAAAAAAADLM/DlQsNOzREj4/s400/10.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448207924436281602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÇİZGİ USTASI TURHAN SELÇUK’U KAYBETTİK !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ABDÜLCANBAZ ÖKSÜZ KALDI.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turhan Selçuk (d. 1922, Milas, Muğla - ö. 11 Mart 2010, İstanbul), Türk karikatürist.&lt;br /&gt;Türk mizahının önde gelen isimlerinden olup Türkiye'de mizaha yön vermiş karikatüristlerden biridir. Türkiye'de Semih Balcıoğlu ve Ferit Öngören ile beraber Karikatürcüler Derneği'nin kurucularındandır.[1] İlk olarak Akbaba'da çalışmaya başlayan sanatçı, ondan sonra Aydede, Yön, Devrim Örneği gibi dergilerde ve Milliyet, Akşam gibi günlük gazetelerde çalıştı.&lt;br /&gt;Özellikle Abdülcanbaz tiplemesi ile tanınan sanatçının bu karakteri tiyatro ve sinemada da canlandırıldı. Ayrıca Abdülcanbaz 1991 yılında PTT tarafından bir posta pulu üzerinde resmedildi. Türkiye ve Avrupa'da bir çok müzede karikatürleri sergilenen sanatçı en son Cumhuriyet gazetesinde çizmekteydi. Gazeteci-yazar İlhan Selçuk'un kardeşi olan Turhan Selçuk'un yaptığı "İnsan Hakları" konulu karikatür sergisi Avrupa Konseyi'nin önerisiyle ilk kez Strazburg’da açıldı ve dünyanın birçok ülkesinde sergilendi. Çizer Turhan Selçuk, Acıbadem Maslak Hastanesi'nde karın içindeki aort damarının yırtılması nedeniyle ameliyat oldu. Bu ameliyat sonrasında yoğun bakıma kaldırılan Selçuk, 11 Mart 2010 tarihinde İstanbul'da yaşamını yitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;http://tr.wikipedia.org/&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vswZKQeUI/AAAAAAAADLU/QmBgECaNHH0/s1600-h/01.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 236px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vswZKQeUI/AAAAAAAADLU/QmBgECaNHH0/s400/01.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448208490366531906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vtER3VADI/AAAAAAAADLc/E3BTREh92Wg/s1600-h/02.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 316px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vtER3VADI/AAAAAAAADLc/E3BTREh92Wg/s400/02.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448208832005472306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vtWSTsImI/AAAAAAAADLk/BJDsv5F1oiQ/s1600-h/03.gif"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 369px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vtWSTsImI/AAAAAAAADLk/BJDsv5F1oiQ/s400/03.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448209141362074210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vtoHhhMII/AAAAAAAADLs/i99xLaPfyVE/s1600-h/04.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vtoHhhMII/AAAAAAAADLs/i99xLaPfyVE/s400/04.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448209447704932482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vt54UkkuI/AAAAAAAADL0/rWnUoaxVoFU/s1600-h/05.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 301px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vt54UkkuI/AAAAAAAADL0/rWnUoaxVoFU/s400/05.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448209752861741794" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vuNEUbn5I/AAAAAAAADL8/SYwmBOhzmGA/s1600-h/06.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 252px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vuNEUbn5I/AAAAAAAADL8/SYwmBOhzmGA/s400/06.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448210082499895186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vuoX7PckI/AAAAAAAADME/5yRlAKIRjtM/s1600-h/07.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 279px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vuoX7PckI/AAAAAAAADME/5yRlAKIRjtM/s400/07.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448210551619416642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vu9QD6FNI/AAAAAAAADMM/a6_R-iVaFgU/s1600-h/08.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vu9QD6FNI/AAAAAAAADMM/a6_R-iVaFgU/s400/08.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448210910285534418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vvP2LNLpI/AAAAAAAADMU/E6Qn41tvLtE/s1600-h/09.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 284px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vvP2LNLpI/AAAAAAAADMU/E6Qn41tvLtE/s400/09.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448211229754338962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-3543984362319963851?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/3543984362319963851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=3543984362319963851&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/3543984362319963851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/3543984362319963851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/03/cizgi-ustasi-turhan-selcuku-kaybettik.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S5vsPc5-KQI/AAAAAAAADLM/DlQsNOzREj4/s72-c/10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-6389621237003033710</id><published>2010-02-28T14:59:00.004+02:00</published><updated>2010-03-01T15:38:31.190+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;PİRAMİTLER, NİL NEHRİ VE PAPİRÜS...KAHİRE.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİNA ÇÖLÜ, KIZILDENİZ, MERCANLAR VE RENKLİ BALIKLAR... ŞARM EL ŞEYH.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MISIR'DAN DÖNDÜM.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S4po5pPIlAI/AAAAAAAADIY/K9HZq6_2xFo/s1600-h/DSC_0875.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 284px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S4po5pPIlAI/AAAAAAAADIY/K9HZq6_2xFo/s400/DSC_0875.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443278439161828354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt; Bu geziden ilk 15 fotoğrafı yükledim. &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-6389621237003033710?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/6389621237003033710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=6389621237003033710&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6389621237003033710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6389621237003033710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/02/piramitler-nil-nehri-ve-papirus.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S4po5pPIlAI/AAAAAAAADIY/K9HZq6_2xFo/s72-c/DSC_0875.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-6852789880226783543</id><published>2010-02-11T08:56:00.001+02:00</published><updated>2010-02-11T09:00:37.599+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>YENİ YILIN İLK GEZİSİ :&lt;br /&gt;PİRAMİTLER VE KIZILDENİZ !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S3OqOBwZDMI/AAAAAAAADGo/brNSRzlVXfg/s1600-h/19178_283519654547_606569547_3221202_4536213_n%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 305px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S3OqOBwZDMI/AAAAAAAADGo/brNSRzlVXfg/s400/19178_283519654547_606569547_3221202_4536213_n%5B1%5D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436876333132614850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU GEZİNİN FOTOĞRAFLARI MART AYINDA&lt;br /&gt;BURADA...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-6852789880226783543?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/6852789880226783543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=6852789880226783543&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6852789880226783543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6852789880226783543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/02/yeni-yilin-ilk-gezisi-piramitler-ve.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S3OqOBwZDMI/AAAAAAAADGo/brNSRzlVXfg/s72-c/19178_283519654547_606569547_3221202_4536213_n%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-144031540297885683</id><published>2010-01-22T01:11:00.002+02:00</published><updated>2010-01-22T01:18:44.703+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S1jfXvtXKGI/AAAAAAAADFs/y6LaDkivZjQ/s1600-h/ugurmumcu.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 396px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S1jfXvtXKGI/AAAAAAAADFs/y6LaDkivZjQ/s400/ugurmumcu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429334949831845986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sesleniş&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.&lt;br /&gt;Vurulduk ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.&lt;br /&gt;Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.&lt;br /&gt;Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsızlık, Mustafa Kemal’ den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıldık ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.&lt;br /&gt;Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi…&lt;br /&gt;Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet 25.8.1975&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-144031540297885683?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/144031540297885683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=144031540297885683&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/144031540297885683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/144031540297885683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/01/seslenis-dag-gibi-karayagz-birer.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S1jfXvtXKGI/AAAAAAAADFs/y6LaDkivZjQ/s72-c/ugurmumcu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-2087559091679897955</id><published>2010-01-18T12:00:00.004+02:00</published><updated>2010-01-20T11:21:05.310+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S1Qxh4vQ3rI/AAAAAAAADFI/M5Q3Qyzj_N4/s1600-h/22276_281840679745_722114745_4618336_2002062_n%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S1Qxh4vQ3rI/AAAAAAAADFI/M5Q3Qyzj_N4/s400/22276_281840679745_722114745_4618336_2002062_n%5B1%5D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428017909124357810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BLOGUMUN ARŞİVİNDE HRANT DİNK İÇİN 07,08 VE 09 YILLARINDA YAZDIĞIM YAZILAR VE FOTOĞRAFLAR MEVCUTTUR. BU YIL O'NUN İÇİN YAZI YAZMADIM. O'NUN SON YAZISI'NI SİZİNLE PAYLAŞIYORUM...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HRANT DİNK'İN SON YAZISI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıcında, "Türklüğü aşağılamak" suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa'dan aşinaydım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 yılında Urfa'da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada "Türk olmadığımı... Türkiyeli ve Ermeni olduğumu" söylediğim için "Türklüğü aşağılamak" suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. Urfa'dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli Savcısı'na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim "Türklüğü aşağılamak" gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum. Kendimden emindim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama hayret işte! Dava açılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de iyimserliğimi kaybetmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz'e "Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi" dahi dile getirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ya sabır" çeke çeke...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama dönülmedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şaşkındım... Kırgınlığım ve isyanım had safhadaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız" diye dayanmıştım günlerce, aylarca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davanın her celsesinde "Türkün kanı zehirlidir" dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. Her seferinde "Türk düşmanı" olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlara "Ya sabır" çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum. Karar açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek silahım samimiyetim Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı. Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakim "Türk Milleti" adına karar vermişti ve benim "Türklüğü aşağıladığımı" hukuken tescillemişti. Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı ve bunun bağışlanır bir yanı olamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen ve "Daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim"i teyit etmek isteyen basın ve medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay'da temyize başvuracağım ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara mizah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS'takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk. "Kara mizah" dedikleri bu olsa gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türk Devleti adına"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtiraf etmeliyim ki Türkiye'deki "Adalet sistemi"ne ve "Hukuk" kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı'sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet'i koruyor.&lt;br /&gt;Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet'in güdümünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar "Türk Milleti adına" deniyor olsa da, şu çok açık ki "Türk Milleti adına" değil, "Türk Devleti adına" verilmiş bir karardı bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay'a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem sonra zaten, Yargıtay'dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azınlık Vakıfları'nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı Yargıtay imza atmamış mıydı? Başsavcının çabasına rağmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti ve beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti ve davayı Genel Kurul'a taşıdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan ve muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim Genel Kurul'da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvercin gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink'i artık "Türklüğü aşağılayan" biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu mektuplardan birinin Bursa'dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı'na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?" sorusu asıl beynimi kemiren.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların "A bak, bu o Ermeni değil mi?" diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.&lt;br /&gt;Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.&lt;br /&gt;Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı bir güvercin gibiyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte size bedel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Canım, 301'in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte size bedel... İşte size bedel...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..?&lt;br /&gt;Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ölüm-Kalım" dedikleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız.&lt;br /&gt;Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O noktada hep çaresiz kaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ölüm-Kalım" dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.&lt;br /&gt;"Gidelim" dersem geleceklerdi, "Kalalım" dersem kalacaklardı.&lt;br /&gt;Kalmak ve direnmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de, gidersek nereye gidecektik?&lt;br /&gt;Ermenistan'a mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.&lt;br /&gt;Şunun şurasında üç gün Batı'ya gitsem, dördüncü gün "Artık bitse de dönsem" diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahat bana batardı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kaynayan cehennemler"i bırakıp, "Hazır cennetler"e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.&lt;br /&gt;Türkiye'de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye'de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.&lt;br /&gt;Kalacaktık ve direnecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915'teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürkek ve özgür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruyorum.&lt;br /&gt;Bu dava kaç yıl sürer, bilemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye'de yaşamaya devam edeceğim.&lt;br /&gt;Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.&lt;br /&gt;Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.&lt;br /&gt;Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 OCAK 2007 - AGOS&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-2087559091679897955?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/2087559091679897955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=2087559091679897955&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2087559091679897955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2087559091679897955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2010/01/blog-post.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/S1Qxh4vQ3rI/AAAAAAAADFI/M5Q3Qyzj_N4/s72-c/22276_281840679745_722114745_4618336_2002062_n%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-145487790073693310</id><published>2009-12-26T13:01:00.000+02:00</published><updated>2009-12-26T13:02:17.613+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SzXtLT5RkTI/AAAAAAAADE4/YG9amA4Mk3U/s1600-h/..10%27DA.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 277px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SzXtLT5RkTI/AAAAAAAADE4/YG9amA4Mk3U/s400/..10%27DA.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419498505185104178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-145487790073693310?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/145487790073693310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=145487790073693310&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/145487790073693310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/145487790073693310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/12/blog-post_26.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SzXtLT5RkTI/AAAAAAAADE4/YG9amA4Mk3U/s72-c/..10%27DA.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1239956757519530299</id><published>2009-11-24T11:12:00.003+02:00</published><updated>2009-11-24T11:28:57.647+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HİNDİSTAN'/><title type='text'>DÖNDÜM !..</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SwujvG_oMBI/AAAAAAAADA4/_F9if4i_ry8/s1600/D%C3%96ND%C3%9CM+!...jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 269px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SwujvG_oMBI/AAAAAAAADA4/_F9if4i_ry8/s400/D%C3%96ND%C3%9CM+!...jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407595807315079186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;40 YILLIK HAYALİMİ GERÇEKLEŞTİRDİM...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"HİNDİSTAN'IN KAPISI" MUMBAİ'DE BAŞLAYAN BU İLK HİNDİSTAN YOLCULUĞUM 40 GÜN SONRA YİNE MUMBAİ'DE SONA ERDİ. "HİNDİSTAN'IN ANAHTARI" GOA'DA ÇOK RENKLİ BİR AY GEÇİRDİM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜM DOSTLARIMA YENİDEN MERHABA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİNDİSTAN ANILARIMI VE FOTOĞRAFLARIMI SİZLERLE BURADA PAYLAŞMAKTAN MUTLU OLACAĞIM.&lt;br /&gt;SİZLERE HİNDİSTAN'DAN ANILARIMIN VE FOTOĞRAFLARIMIN DIŞINDA "SEVGİ VE HOŞGÖRÜ" GETİRDİM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞİMDİDEN GELECEK YILIN HİNDİSTAN PROGRAMLARINI YAPMAYA BAŞLADIM BİLE... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELECEK YILIN PROGRAMINDA KUZEY HİNDİSTAN VE NEPAL VAR. SONRASINDA İSE YİNE GOA. GOA'DAN SONRA DA KERALA VE SRİ LANKA VAR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜM DOSTLARIMA SAĞLIK VE MUTLULUK DOLU NİCE BAYRAMLAR DİLERİM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HÜSEYİN AY&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1239956757519530299?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1239956757519530299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1239956757519530299&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1239956757519530299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1239956757519530299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/11/dondum.html' title='DÖNDÜM !..'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SwujvG_oMBI/AAAAAAAADA4/_F9if4i_ry8/s72-c/D%C3%96ND%C3%9CM+!...jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-2425535951032105717</id><published>2009-10-24T12:27:00.012+03:00</published><updated>2009-10-30T10:36:50.155+02:00</updated><title type='text'>HİNDİSTAN'DAN MERHABA !!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SuMms-lSJxI/AAAAAAAAC8s/AZjdXsn0YeY/s1600-h/DSC_0002.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 276px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SuMms-lSJxI/AAAAAAAAC8s/AZjdXsn0YeY/s400/DSC_0002.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396199332675462930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;M.Gandhi'nin ülkesi Hindistan'dan Merhaba !&lt;br /&gt;16 Ekim 09 Cuma günü geldiğim Mumbai'de çektiğim ilk fotoğraf M.Gandhi'nin bu anıtı oldu.&lt;br /&gt;2 gün Mumbai'de kaldıktan sonra 18 Ekim'de Goa'ya geldim. Bir haftadır  kuzey Goa'da Candolime Beach'teyim. Pazartesi güney Goa'ya Palolem Beach'e geçiyorum. Goa'dan ilk fotoğrafların örnekleri aşağıda. &lt;br /&gt;Tüm dostlara Hindistan'dan, Goa'dan selam,sevgi ve saygılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;24 Ekim 09 tarihinde buraya koyduğum 5 Hindistan fotoğrafını "FOTOĞRAFLARIM" bölümüne aldım. Yeni Hindistan fotoğraflarımdan örnekleri de FOTOĞRAFLARIM bölümünden izleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Goa, Palolem Beach'ten selam,sevgi ve saygılarımla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-2425535951032105717?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/2425535951032105717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=2425535951032105717&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2425535951032105717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2425535951032105717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/10/hindistandan-merhaba.html' title='HİNDİSTAN&apos;DAN MERHABA !!'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SuMms-lSJxI/AAAAAAAAC8s/AZjdXsn0YeY/s72-c/DSC_0002.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1183076859346872461</id><published>2009-10-05T11:09:00.006+03:00</published><updated>2009-10-05T11:54:24.432+03:00</updated><title type='text'>NAMESTE (*) HİNDİSTAN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;NAMESTE* HİNDİSTAN !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       “ &lt;em&gt;Gel, gel benim gölüme suda yıkanacaksan. &lt;br /&gt;         Çıldıracaksan eğer, ölümüne atılacaksan, gel, gel benim&lt;br /&gt;gölüme.&lt;br /&gt; Serindir gölüm, derindir de.&lt;br /&gt; Düşsüz uykular kadar karanlıktır.&lt;br /&gt; Gecelerle gündüzler birdir derinliklerinde, şarkılar&lt;br /&gt;sessizliktir.&lt;br /&gt; Gel, gel benim gölüme dalacaksan. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ( &lt;strong&gt;Rabindranath TAGORE  &lt;/strong&gt;Çeviren: Ülkü TAMER )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hindistan’ın Nobel ödüllü ünlü şairi Tagore ’ un bu dizeleri benim  kırk yıllık rüyama yani Hindistan’a yolculuğum için bir çağrıdır. Ancak kırk yıl sonra bu çağrıya uyup nihayet Hindistan’a gidiyorum. Bu yolculuk öncesi duygularımı, heyecanımı siz dostlarımla paylaşmak için bu satırları yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu yazıyı yazarken bilgisayarımda Hindistan’ın ünlü müzisyeni Ravi Shankar’ın büyülü sitarıyla çaldığı ezgileri dinliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hindistan sinemasının babası Satjayit Ray’in 1955 yapımı “Apu Üçlemesi” nin ilk filmi olan Pather Panchali’deki Apu ve Durka’nın zeytin gözlerini yirmi altı yıldır unutamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hindistan’ın kurucusu, ulusal önderi, pasifist siyasetçi ve düşünce adamı Mahatma Gandhi’nin şu sözleri de benim Hindistan yolculuğumun nedenlerinden biri sayılabilir : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ Bizi yok edecekler şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı. “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SsmqN4uomrI/AAAAAAAAC4c/ezH4HGk_gsg/s1600-h/Tagore-Gandhi.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 361px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SsmqN4uomrI/AAAAAAAAC4c/ezH4HGk_gsg/s400/Tagore-Gandhi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389025584668514994" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gandhi ve Tagore bir arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte benim de son günlerde kendime sık sık sorduğum ve dostlarımın bana sorduğu “ Neden Hindistan ? “ sorusunun da yanıtı olacak bu yazının satır başları. Yazının ilerleyen bölümlerinde bu satır başlarını açmak, kırk yıllık rüyamın başlangıcını anlatmak ve de hazırlıklarını tamamladığım bu yolculuktan beklentilerimi de paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu Hindistan yolculuğu öncesi heyecanıma eşim ve kızım yakın tanıktır. Benim edebiyat yeteneğimin bu heyecanımı anlatmaya yeterli olmadığını bildiğimden bu heyecanı yaşayan bir edebiyatçının yazısından kısa bir alıntı yapmam da yarar var. Bakın Gülten Dayıoğlu Hindistan yolculuğu öncesi heyecanını nasıl anlatıyor : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;em&gt; Çok uzun yıllardır düşlediğim Hindistan ve Nepal gezisi sonunda gerçekleşti. Hindistan tutkusuna öğrencilik yıllarımda kapılmıştım. Bu tutkunun oluşmasında, belleğime biriken Hindistan’la ilgili bilgilerin çok etkisi olmuştur. Başta Büyük İskender olmak üzere, tarihin en ünlü kralları, padişahları, sultanları, firavunları, kumandanları, kâşifleri, gezginleri neden Hindistan yollarına düşmüşlerdi? Amerika kıtası bile Hindistan’a yeni bir yol aranırken bulunmuştu. Canlarını dişlerine takarak Ümit Burnu’nu aşanlar da Hindistan’a ulaşma tutkusuyla yanıp tutuşuyorlardı. Tarihin babası, Herodot, Büyük İskender’in görkemli ordularıyla Hindistan’a gidişini öyle bir anlatıyordu ki! Orduyla birlikte bilginler, ressamlar, düşünürler de yollara dökülmüş. Makedonya’dan kalkıp, koskoca Asya kıtasını aşıp, Hindistan’a ulaşmak kolay mı? Hele o günkü koşullarda!.. Ama, onlar bu zoru başarmışlardı. Hindistan, ilk çağlardan bu yana insanların düşü, tutkusu, hedefi olmuştu kısacası. Kimileri bu düşü gerçekleştirmiş, kimilerininse kursağında kalmıştı. Ben de insanım. Ayrıca, kırk yıldır kendi kendime Hindistan düşü kurmamın kimseye bir zararı da yok. İşte bu düşüncelerle, bu tutkuyu yıllarca içimde büyüttüm. Bir gün Hindistan’a gidebilsem türküsünü söyleye söyleye, sonunda o gün geldi. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Gülten Dayıoğlu’nun “Hindistan tutkusu” na ben de onun gibi öğrencilik yıllarımda kapılmıştım. 60’lı yıllarda “Hippi” olarak adlandırılan Batı’nın “çiçek çocukları” nın Hindistan’a gitmek için Türkiye’den geçişlerini gördüğümde hep kendi kendime sorardım… “ Ne var bu Hindistan’da ? Bunca insan neden Hindistan’a gidiyor ? Acaba bir gün bende Hindistan’a gider miyim ? “&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;70’li yıllarda Sultanahmet’te o yılların Hindistan yolcularını gördükçe Hindistan merakım giderek arttı. Bu merakım 80’li yılların başında Paris Sinametek’ inin düzenlediği “Hindistan Filmleri Toplu Gösterimi” kapsamında gösterilen 120 filmden yarıdan fazlasını izlemem, bir anlamda Hindistan Sineması’nı tanımamla  bu merak tam anlamıyla bir tutkuya dönüştü. Hindistan Sineması diye bildiğimiz olay 60’lı yıllarda yazlık sinemalarda izlediğimiz sadece Raj Kapoor ve “Avare” değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde tanınmayan ama o yıllarda Batı’nın tanıdığı Satjayit Ray isimli bir yönetmen vardı ki insanı tek başına “Hindistan Tutkunu” haline çeviriyordu. Satjayit Ray’in bütün filmlerini gördüm. Satjayit Ray’in  “Apu Üçlemesi” nin ilk filmi olan ve 56’da Cannes Film Festivali’nde “En Büyük Ödülü” alan “Pater Panchali” filmi ise muhteşem bir baş yapıttır. Bu filmi izledikten sonra filmin küçük kahramanları Apu ve Durka’yı, anne ve baba ile yaşlı “babaanne” rolündeki oyuncuyu unutmak mümkün mü ? Bu filmi kaç defa izlediğimi anımsamıyorum. Ravi Shankar’ın müziği ile bataklık sahnesi, yağmurda ıslanan Durka’nın hastalanıp ölmesi, annenin açlığa ve yoksulluğa karşı direnişi gibi unutulmaz sahnelerini iyice ezberlemiştim. Bu yazının içine filmin yönetmeni Satjayit Ray’in ve beni etkileyen oyuncuların bulabildiğimi fotoğraflarını koyarak siz dostlarımla da paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SsmrNES7vyI/AAAAAAAAC4k/E_48z2uznoE/s1600-h/Pather+Panchali.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 305px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SsmrNES7vyI/AAAAAAAAC4k/E_48z2uznoE/s400/Pather+Panchali.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389026670105313058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pather Panchali filminden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan Sineması’nı tanımamla ben de meraktan tutkuya dönüşen Hindistan üzerine bu kez okumaya başladım. Hindistan’ı daha önce gezen gezginlerin anılarını ve izlenimlerini de okudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okudukça öğrendim ki Hindistan sadece Asya’da bir ülke değil bir “Kıta-Ülke”. Nüfus yönünden Bir Milyar Üçyüz Milyon nüfusu ile dünyanın ikinci en kalabalık ülkesi. Nüfusu İki Milyonun üstünde yirmiden fazla şehri olan Hindistan’ın en kalabalık şehirleri ise Mumbai ( Eski adı Bombay), Yeni Delhi (Başkent) ve Kolkata ( Kalküta) dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıta-ülke Hindistan için o kadar çok yazılacak bilgi var ki… Özetlemek gerçekten zor. Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden ama yoksulluğun en yoğun yaşandığı ülke olmasına mı değinmeli. Tekstil sektöründeki öncülüğünden mi yoksa bilgisayar yazılımları ve bilimsel araştırmalardaki başarılarına mı değinmeli. En eski çağlardan beri ticaret yollarının son noktası Hindistan olması, başta Amerika kıtasının keşfi olmak üzere dünyada keşiflerin hedefinde de gizemli Hindistan’ın olması sadece tesadüflerle açıklanabilir mi ? Ayrıca Timur Han’dan Babür Şah’tan, Büyük İskender’e kadar fatihlerin; başta İngiliz ve Portekiz sömürgecilerinin hedefi de hep Hindistan’dır. Bu açıdan Hindistan’ın tarihi de oldukça ilginçtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan’ın en ilginç özelliklerinden biri de dinler ve dillerdeki çeşitliliği ile zenginliğidir. Kesin sayı bilinmemekle beraber Hindistan’da 800’den fazla farklı dilin ve bir o kadar farklı dinin olduğu konusunda herkes hemfikirdir. Dünyanın başka hiçbir ülkesinde görülmeyen ve sadece Hindistan’a özgü bu farklılıklar Hindistan toplumunun kültürel yönden de  ne kadar zengin ve hoşgörülü olduğunun da bir göstergesidir. Hindistan hakkındaki ansiklopedik bilgilere isteyen herkes internetten ulaşabilir. Bu nedenle bu yazıyı bu bilgilerle doldurmak istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan’a turist olarak gitmenin iki yolu var. Ya Hindistan’a tur düzenleyen şirketlerden birinin programına katılarak sadece gösterilen kentleri ve yerleri rehber eşliğinde hızla dolaşmak; Ya da bireysel olarak kendi kafana göre istediğin kentte istediğin kadar kalarak özgürce dolaşmak… Turizm şirketlerinin düzenlediği Hindistan turlarının süreleri genellikle 7-10 gün arasında değişiyor ve sadece Kuzey Hindistan’ı kapsıyor. Kuzey Hindistan’da gidilen-gezilen  şehirlerde sadece Delhi, Jaipur, Agra ve Varanasi oluyor. Hatta bu süreye 1-2 günlük Nepal-Katmandu gezisi de ekleyen turlarda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan’daki yaşamı ve turistik mevsimleri muson yağmurları belirliyor. Tropikal iklimlerin bir özelliği olarak bu yağmurlar Hindistan’da Nisan-Eylül arasında etkili olduğundan Hindistan turları da genellikle Ekim-Mart ayları arasında yapılıyor. Bizim yaz mevsiminde “yüksek sezon” dediğimiz Temmuz-Ağustos ayları Hindistan için Aralık-Ocak aylarına denk geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim Hindistan gezime gelince… Önce Eylül ayı içinde bir turizm şirketiyle 10 günlük Kuzey Hindistan ve kendi olanaklarımla bir hafta Nepal-Katmandu, bu sürenin bitiminde ise yine kendi olanaklarımla Batı Hindistan’ın Goa bölgesinde bir ay geçirmeyi planlamıştım. Ancak bu planlamanın Kuzey Hindistan-Nepal bölümü zorunlu olarak gelecek yıla ertelenince kendi olanaklarımla Goa programını uygulamaya koydum. Hindistan’ı bu ilk keşif gezimin hazırlıklarını tamamladığım programına göre 15 Ekim’de Hindistan’ın en büyük kenti olan Mumbai’ye (Bombay) gidiyorum. İki gün bu kentte kaldıktan sonra Goa bölgesine geçeceğim. Goa’nın Candolim-Calangute, Palolem, Anjuna ve Panjim plajlarında bir aydan fazla bir zaman geçirdikten sonra tekrar Mumbai’ye dönüp 4 gün daha bu kenti ve çevresini gezdikten sonra Kasım’ın son haftasında döneceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılanlara, söylenenlere bakılırsa Batı Hindistan’da Arap Denizi sahillerinde Mumbai’nin 300 km. daha güneyinde olan Goa Bölgesi Hindistan’dan oldukça farklı bir bölgesi. Siyasi olarak, Hindistan İngiliz sömürgesi iken sadece Goa Portekiz sömürgesi imiş. Hindistan 47’de bağımsızlığına kavuşurken Goa ancak 64 yılında Portekizlilerden kurtulabilmiş. Goa Bölgesi Arap Denizi kıyısında 100 km.lik bir sahil şeridine dizilmiş onlarca plajdan oluşan bir bölge. Yerel halkın geçimi balıkçılık ve turizmden. Goa’da her bütçeye uygun otel ve konukevleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan’ın bu bölgesine insanlar değişik amaçlar için gidiyorlar. Ticaret, eğlence, dinlence… Ben bu kültürü tanıma, keşfetme, fotoğraf çekmek ve dinlence amacıyla gidiyorum. Eğer anlatılanlar doğruysa gelecek yıllarda daha uzun süre Hindistan’ın bu bölgesinde konaklamayı da düşünüyorum. Bu Hindistan’ı ilk keşif gezimin iyi geçmesini bekliyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hindistan dönüşünde gezi izlenimlerimi ve fotoğraflarımı siz dostlarımla bu blogda paylaşmak kuşkusuz keyifli olacak. Goa’daki internet olanaklarına göre kısa gezi notlarımı ve çektiğim fotoğrafları bloguma koymaya çalışacağım. Kasım sonunda görüşmek üzere şimdilik hoşça kalın, esen kalın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) &lt;strong&gt;Nameste&lt;/strong&gt;, Hintçe &lt;strong&gt;“Merhaba”&lt;/strong&gt; demek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1183076859346872461?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1183076859346872461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1183076859346872461&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1183076859346872461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1183076859346872461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/10/nameste-hindistan.html' title='NAMESTE (*) HİNDİSTAN'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SsmqN4uomrI/AAAAAAAAC4c/ezH4HGk_gsg/s72-c/Tagore-Gandhi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-5220856587696655727</id><published>2009-09-18T21:24:00.000+03:00</published><updated>2009-09-18T21:25:36.143+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SrPQlqknqtI/AAAAAAAAC2M/NONn_BhWpQ4/s1600-h/Bayram+02.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 299px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SrPQlqknqtI/AAAAAAAAC2M/NONn_BhWpQ4/s400/Bayram+02.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382875325139495634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-5220856587696655727?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/5220856587696655727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=5220856587696655727&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5220856587696655727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5220856587696655727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/09/blog-post.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SrPQlqknqtI/AAAAAAAAC2M/NONn_BhWpQ4/s72-c/Bayram+02.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-2276971062454627830</id><published>2009-08-28T11:28:00.001+03:00</published><updated>2009-08-28T11:29:39.676+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SpeVZn5rw4I/AAAAAAAAC1Y/tv1dgG5f4Zs/s1600-h/2470.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 353px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SpeVZn5rw4I/AAAAAAAAC1Y/tv1dgG5f4Zs/s400/2470.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374928947730170754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SpeVQUKm_sI/AAAAAAAAC1Q/_wALaa84ZXs/s1600-h/Beyaz+g%C3%BCl.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 292px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SpeVQUKm_sI/AAAAAAAAC1Q/_wALaa84ZXs/s400/Beyaz+g%C3%BCl.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374928787813629634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-2276971062454627830?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/2276971062454627830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=2276971062454627830&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2276971062454627830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2276971062454627830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/08/blog-post.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SpeVZn5rw4I/AAAAAAAAC1Y/tv1dgG5f4Zs/s72-c/2470.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-5945849054966593014</id><published>2009-08-02T18:20:00.007+03:00</published><updated>2009-08-02T18:48:11.530+03:00</updated><title type='text'>EGE AKŞAMLARINDA KLASİK MÜZİK DİNLEMENİN KEYFİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWxB3KrZXI/AAAAAAAACy4/3vuKNRjxkfs/s1600-h/D-MARIN.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 302px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWxB3KrZXI/AAAAAAAACy4/3vuKNRjxkfs/s400/D-MARIN.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365389176628536690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Turgutreis D-Marin 5. Klasik Müzik Festivali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWwf3YwooI/AAAAAAAACyw/tFJfMMwjnMk/s1600-h/D-MARIN+05.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 279px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWwf3YwooI/AAAAAAAACyw/tFJfMMwjnMk/s400/D-MARIN+05.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365388592572048002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fazıl Say-Patricia Kopatchinskaja-İbrahim Yazıcı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWwGScBVjI/AAAAAAAACyo/-H-aPeKJBlg/s1600-h/D-MARIN+01.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 307px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWwGScBVjI/AAAAAAAACyo/-H-aPeKJBlg/s400/D-MARIN+01.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365388153156884018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Turgutreis D-Marin'de akşam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWvw1fBSVI/AAAAAAAACyg/BpOeQeC-Kvw/s1600-h/D-MARIN+02.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 297px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWvw1fBSVI/AAAAAAAACyg/BpOeQeC-Kvw/s400/D-MARIN+02.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365387784607582546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Piyanist Hande Dalkılıç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWvUYh_A_I/AAAAAAAACyY/QMWjMOrrgGE/s1600-h/D-MARIN+04.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 292px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWvUYh_A_I/AAAAAAAACyY/QMWjMOrrgGE/s400/D-MARIN+04.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365387295799051250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Festival izleyicileri&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWu-BnJ4gI/AAAAAAAACyQ/CSZ0dL1S6QU/s1600-h/D-MARIN+03.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWu-BnJ4gI/AAAAAAAACyQ/CSZ0dL1S6QU/s400/D-MARIN+03.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365386911689597442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Festival izleyicisi&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;EGE AKŞAMLARINDA KLASİK MÜZİK DİNLEMENİN KEYFİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        22-25 Temmuz tarihlerinde Doğuş Grubu’na ait Bodrum Turgutreis’teki D-Marin’de düzenlenen “Klasik Müzik Festivali”nin 5.incisini izleme olanağı buldum. Festival kapsamında düzenlenen 7 klasik müzik konserinin tamamını  ( 3 “Gün Batımı Konseri” ve 4 “Gece Konseri” ) izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İlk konserden başlayarak izlenimlerimi kısaca yazarak dostlarımla paylaşmak istedim. Festivalin “Açılış Konseri” İbrahim Yazıcı’nın şefliğini yaptığı İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın (İDSO) eşliğinde Fazıl Say – Patricia Kopatchinskaja konseriydi. Açılış konseri hem festival organizatörlerini hem de klasik müzik severleri katılım açısından çok sevindirdi. Çünkü marinanın çekek alanında oluşturulan konser alanında 4500’ü biletli olmak üzere yaklaşık 5 Bin kişi vardı. Bu 5 Bin kişi muhteşem bir konser izledi. Öncelikle İDSO yaylı ve nefesli sazların dengeli uyumu ile harikaydı. Şef İbrahim Yazıcı ise çok genç ve sempatik bir orkestra şefi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Konserin solistlerinden piyanoda Fazıl Say’ı yazı ile anlatmak mümkün mü ? Piyanosu ile konuşan ve de piyanosunu konuşturan Fazıl Say piyano çalmıyor ki piyanosu ile sevişiyor adeta. Şef İbrahim Yazıcı ikinci bölümün başında açıklamasa piyanonun tuşlarından birinin koptuğunun kimse farkına varmayacaktı. Fazıl Say kendisine benzeyen müthiş yetenekli ve çok genç bir kemancı Patricia Kopatchinskaja’yı partner olarak seçmiş. Patricia Kopatchinskaja’da kemanıyla konuşan ve kemanını konuşturan bir sanatçı. O kemanı ile sevişmiyor adeta kavga ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hele konserin son bölümünde İDSO sahneden çekildi. Sahnede sadece üç kişi kaldı. Piyano’da Fazıl Say , çıplak ayaklı kemancı Patricia Kopatchinskaja ve dinleyici şef İbrahim Yazıcı. Fazıl ve Patricia’nın konserin bu bölümündeki şovları 5 Bin kişiyi kelimenin tam anlamıyla mest etti. Gece yarısında, yıldızların altında yaşanan bir konser miydi yoksa bir rüya mı ? Anlamak, anlatmak mümkün değil. Eminim bu şanslı 5 Bin seyirci ertesi güne kadar bu rüyadan uyanamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Festivalin ikinci gününe “Gün Batımı Konseri” nde Piyanist Hande Dalkılıç’ı dinleyerek başladık. Güneş Ege’nin öte yakasında adalar üstünde güne veda ederken genç piyanist Hande Dalkılıç’ın piyanosundan tanınmış Türk bestecileri Ahmet Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin ve Muammer Sun’un ortaya saçılan notaları hafif rüzgarın etkisiyle Ege’nin iki yakasına dağılıyordu. Herkese açık bu konserlerin izleyici profili çok ilginçti. Her ulustan ve her yaştan klasik müzik izleyicisi benim dikkatimi çekti. Üçlü bir bebek arabasındaki ikizlerden ülkemizin 80 yaşını aşmış ünlüleri Halit Kıvanç ve Yıldız Kenter bu akşam konserlerinin devamlı izleyicileri arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Festivalin ikinci “Gece Konseri” nde bu kez İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın şefi Azerbeycanlı Yalçın Adıgezelov’du. Bu konserin solisti Çinli Sun Huang’ın Türk izleyicisi ile ilk kez buluşturduğu müzik aletinin adı “Erhu” (Arhu olarak okunuyormuş !) ise gecenin sürprizi idi. Tanıdığımız hiçbir müzik aletine benzemeyen bu müzik aletinden çıkan sesler gerçekten büyüleyiciydi. Çin’de klasik müzik orkestralarında “baş kemancı” konumunda bu müzik aleti ile yer alan Sun Huang gerçekten hem çok yetenekli hem de çok sempatik bir sanatçıydı. Bütün müzikseverleri kendine hayran bıraktı. Türk klasik müzik izleyicisini yeni bir enstrüman ve sanatçıyla tanıştıran Turgutreis D-Marin Klasik Müzik Festivali “müzik eğitimi” işlevini de görüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu arada eğitim demişken bir konuyu daha aktarmalıyım. Doğuş Grubu festivalde satılan biletlerin ücretlerini masraflara karşılık kendine ayırmıyor. Peki ne yapıyor ? Festivalin bilet gelirleri Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri’ne “enstrüman bağışı olarak gidiyormuş. Ne kadar takdir edilesi bir davranış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Festivalin üçüncü gün “Gün Batımı Konseri” nde İzmir Barok Orkestrası vardı. Tüm müzisyenleri İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde görev yapan barok melodilerle klasik müzik izleyicisini gece konserine hazırlıyordu. Gece konserinde “Şefi olmayan orkestra” olarak bilinen 12 kişilik virtüöz müzisyenden oluşan “Il Musici di Roma” topluluğunun çaldığı kemanlar müzisyenlerin de, bestecilerin de, eserlerin de önüne geçiyordu. Nasıl geçmesin ki sahnedeki müzik aletlerinin en genci 120 yaşındaydı.Yapım tarihi 1600 olan bir keman 20’li yaşlarını yaşayan genç bir kemancının elindeyken insanın aklına o an neler neler geliyor… Il Musici di Roma festivalde bize heyecanlı bir gece yaşattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Festivalin son günü “Gün Batımı Konseri” nde Piyanist Zeynep Üçbaşaran’ı dinledik. Liszt, Mozart ve Chopin’den seçtiği parçalarla Zeynep Üçbaşaran klasik müzik severlerin beğenisini kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Festivalin son konserinde sahnede Viyana Halk Operası Senfoni Orkestrası vardı. Avusturya Halk Danslarından örnekler sunan iki genç dansçısı ve adını öğrenemediğimiz yaşlı ve sempatik şefin şovuyla belleklerimizde yer etti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kısacası dostlar bu yıl Temmuz’un son haftasında Turgutreis D-Marin 5. Klasik Müzik Festivali’nde çok keyifli 4 gece geçirdim. Avrupa Festivaller Birliği’ne (EFA) de kabul edilen bu festivale emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Ben gelecek yıl için programımı bu festivale göre yapacağım. Tüm klasik müzik sever dostlarıma da öneririm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-5945849054966593014?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/5945849054966593014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=5945849054966593014&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5945849054966593014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5945849054966593014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/08/ege-aksamlarinda-klasik-muzik.html' title='EGE AKŞAMLARINDA KLASİK MÜZİK DİNLEMENİN KEYFİ'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SnWxB3KrZXI/AAAAAAAACy4/3vuKNRjxkfs/s72-c/D-MARIN.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-6817326968015102123</id><published>2009-07-18T18:07:00.000+03:00</published><updated>2009-07-18T18:08:06.830+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SmHlUChtyyI/AAAAAAAACxY/LZJ5rSC-9Ag/s1600-h/MADIMAK.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 202px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SmHlUChtyyI/AAAAAAAACxY/LZJ5rSC-9Ag/s320/MADIMAK.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359817163986029346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-6817326968015102123?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/6817326968015102123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=6817326968015102123&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6817326968015102123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6817326968015102123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/07/blog-post_2851.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SmHlUChtyyI/AAAAAAAACxY/LZJ5rSC-9Ag/s72-c/MADIMAK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-4544639070072673917</id><published>2009-07-02T16:17:00.000+03:00</published><updated>2009-07-02T16:18:45.658+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Skyzq6M-R4I/AAAAAAAACvw/Ps4-FbDem5Y/s1600-h/YORUM+%C3%87OK+!+YORUM+YOK+!.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 250px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Skyzq6M-R4I/AAAAAAAACvw/Ps4-FbDem5Y/s320/YORUM+%C3%87OK+!+YORUM+YOK+!.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353851606796224386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-4544639070072673917?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/4544639070072673917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=4544639070072673917&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4544639070072673917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4544639070072673917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/07/blog-post.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Skyzq6M-R4I/AAAAAAAACvw/Ps4-FbDem5Y/s72-c/YORUM+%C3%87OK+!+YORUM+YOK+!.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-738645400592039755</id><published>2009-06-22T13:40:00.008+03:00</published><updated>2009-06-23T08:38:49.699+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOĞRAF- ŞİİR'/><title type='text'>NİDA’YI KALBİNDEN VURDULAR !</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sj9gJeXVwoI/AAAAAAAACOY/MOBOmr1wTII/s1600-h/Nida.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sj9gJeXVwoI/AAAAAAAACOY/MOBOmr1wTII/s320/Nida.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350100598225486466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SkBptfl-jkI/AAAAAAAACPA/dX5ATL4Jr6I/s1600-h/neda2.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 304px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SkBptfl-jkI/AAAAAAAACPA/dX5ATL4Jr6I/s320/neda2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350392587611967042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NİDA’YI KALBİNDEN VURDULAR !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nida’yı kalbinden vurdular&lt;br /&gt;Tahran’ın ortasında, Azadi meydanında&lt;br /&gt;Kara sakalları kirli, elleri kanlı mollalar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nida’nın yeşil gözleri açıktı &lt;br /&gt;Ölürken babasının kollarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nida onaltısında bir genç kız&lt;br /&gt;Bir tutam özgürlük istemişti kara saçlarına&lt;br /&gt;Bir şarkı söylesin istemişti sevdiğine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nida’nın  kalbine kurşun sıkan&lt;br /&gt;Molla beslemeleri - katiller &lt;br /&gt;Otuz yıldır karanlıkta yaşamışlar&lt;br /&gt;Ne bilsinler özgürlüğü, ne bilsinler aşkı&lt;br /&gt;Nereden bilsinler aydınlığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nida’yı kalbinden vurdular&lt;br /&gt;Tahran’ın ortasında, Azadi meydanında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nida’ya söz vermişti babası&lt;br /&gt;Bu yaz İstanbul’a gideceklerdi…&lt;br /&gt;Nida saçlarını özgürce savuracaktı&lt;br /&gt;Boğaz’ın rüzgarlarına&lt;br /&gt;Özgürce şarkı söyleyecek&lt;br /&gt;Siyahtan başka renklerini de tanıyacaktı dünyanın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmadı, bırakmadılar&lt;br /&gt;Kirli sakallı, eli kanlı katil mollalar&lt;br /&gt;Nida’yı kalbinden vurdular&lt;br /&gt;Tahran’ın ortasında, Azadi meydanında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nida bir kuş olup uçtu&lt;br /&gt;Babasının kollarından&lt;br /&gt;Özgürlüğün çığlığı yankılandı Tahran sokaklarında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otuz yıl önce Şah’ı yıkan nidalar&lt;br /&gt;Şimdi &lt;br /&gt;Kara sakalları kirli, elleri kanlı mollaları yıkacak&lt;br /&gt;En önde kalbi kardeşlerinin elinde Nida olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nida’yı kalbinden vurdular&lt;br /&gt;Tahran’ın ortasında, Azadi meydanında&lt;br /&gt;Nida yeniden doğuyor&lt;br /&gt;Yeşil gözleri, özgürce savrulan saçlarıyla&lt;br /&gt;Babasının kollarında&lt;br /&gt;Milyonların yüreğinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HÜSEYİN AY &lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;22 Haziran 09 Mazı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Nida'nın kalbinden vurulduğu "an" ın videosunu blogumun BAĞLANTILARIM bölümünden izleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SkBqCXj2JsI/AAAAAAAACPI/67DjFOpbIIY/s1600-h/4942_1073059188429_1284642487_30180721_4179253_n.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SkBqCXj2JsI/AAAAAAAACPI/67DjFOpbIIY/s320/4942_1073059188429_1284642487_30180721_4179253_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350392946232796866" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sj9g0cOAZcI/AAAAAAAACOo/v1qU68-ghTs/s1600-h/Yeni+Nida%27lar.bmp"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 236px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sj9g0cOAZcI/AAAAAAAACOo/v1qU68-ghTs/s320/Yeni+Nida%27lar.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350101336383841730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sj9ghnyL5FI/AAAAAAAACOg/yQZyfyEOoLE/s1600-h/Nida+01.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 221px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sj9ghnyL5FI/AAAAAAAACOg/yQZyfyEOoLE/s320/Nida+01.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350101013070865490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sj9hAZDo0YI/AAAAAAAACOw/JU6baFfULuQ/s1600-h/Azadi+Meydan%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 218px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sj9hAZDo0YI/AAAAAAAACOw/JU6baFfULuQ/s320/Azadi+Meydan%C4%B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350101541693477250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-738645400592039755?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/738645400592039755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=738645400592039755&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/738645400592039755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/738645400592039755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/06/nidayi-kalbinden-vurdular.html' title='&lt;strong&gt;NİDA’YI KALBİNDEN VURDULAR !&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sj9gJeXVwoI/AAAAAAAACOY/MOBOmr1wTII/s72-c/Nida.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-4557317888508505820</id><published>2009-06-19T01:37:00.000+03:00</published><updated>2009-06-19T01:40:19.595+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>HOŞÇA KAL İZNİK !</title><content type='html'>&lt;strong&gt;HOŞÇA KAL İZNİK !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılıklar, vedalar her zaman zordur. Biraz da hüzünlüdür. Ancak yaşamın içinde buluşmalar olduğu kadar ayrılıklar da var. Bu gazetede 20 yıl önce de yazılar yazdım, 11 yıl önce de. Son olarak “ &lt;strong&gt;YENİDEN MERHABA !&lt;/strong&gt; “ dediğimde tarih 10 Kasım 04’ tü. O günden bu yana 4 yıl 8 ay içinde tam 225 hafta köşe yazısı yazmışım. “&lt;strong&gt;İZNİK ZEYTİNİ&lt;/strong&gt;” yazılarım hariç…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İznik’ten annemin vefatı nedeniyle fiilen ayrıldığım 06 yılının Ağustos ayında DOĞUŞ’a yazı yazmayı da bırakmak istemiştim ama Sevgili Dostum Kenan OĞUZ’un ısrarı üzerine bugüne kadar sürdürdüm. İznik dışında olup ta İznik’te bir yerel gazeteye yazı yazmayı sürdürmenin sıkıntılarını yaşadım. Ancak verdiğim sözü yerine getirmek adına yazılarımı aksatmamaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı yazdığım bu 225 haftada yazılarımı beğenerek okuduğunu beyan eden, kutlayan, teşekkür eden dost okurlarım da oldu. Yazılarımda değindiğim konulardan rahatsız olan, kızgınlığını, tepkisini gösteren okurlarım da oldu. Bu ayrılığa dost okurlarım üzülecektir. Diğerleri ise sevinecektir doğal olarak. Ben bu son yazımla ayrım yapmaksızın tüm okurlarıma teşekkür ve veda ediyorum. Onun için bu son yazımın adını “ &lt;strong&gt;HOŞÇA KAL İZNİK !&lt;/strong&gt; “ koydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayrılığın nedeni tümüyle benim yapmam gereken çalışmalarım ve uzun sürecek yurt dışı seyahatlerim. Yaşamımın son yıllarında dünyada gezip görmem gereken o kadar çok yer var ki… Öncelikle hayallerimin ülkesi Hindistan ve Nepal’den başlamak istiyorum. Uzakdoğu, Afrika ve Güney Amerika gezip görmek, fotoğraf çekmek istediğim diğer yerler. Ne kadarını gerçekleştirebilirim  bilemiyorum. Bu arada ayda yılda bir de olsa yolum kısa süreli olarak baba ocağım  İznik’e de düşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözü uzatmadan &lt;strong&gt;HOŞÇA KAL İZNİK &lt;/strong&gt;! Hoşçakalın &lt;strong&gt;İznik DOĞUŞ’un &lt;/strong&gt;sevgili  okurları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 24 HAZİRAN 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-4557317888508505820?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/4557317888508505820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=4557317888508505820&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4557317888508505820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4557317888508505820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/06/hosca-kal-iznik.html' title='&lt;strong&gt;HOŞÇA KAL İZNİK !&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1301428046795948896</id><published>2009-06-14T14:35:00.007+03:00</published><updated>2009-06-17T10:38:14.246+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>Olaylı seçimlerin ardından… İran’ın siyahı ve yeşili    İRAN’IN KISA TARİHİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Olaylı seçimlerin ardından… İran’ın siyahı ve yeşili&lt;br /&gt;İRAN’IN KISA TARİHİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu komşumuz İran’da 12 Haziran Cuma günü Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Seçim kampanyasının son haftasında İran’dan gelen iki renkli fotoğraflar ve görüntüleri ilgiyle izledim. Bir yanda muhafazakar aday diye tanımlanan mevcut Cumhurbaşkanı Ahmedinejad taraftarlarının siyah görüntüleri. Bir yanda reformcu aday diye tanımlanan Mir Hüseyin Musavi taraftarlarının yeşil görüntüleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimler öncesi yapılan yorumlarda Ayetullah Hamaney’in ve mollaların desteğini alan Ahmedinejad’ın kırsal kesim tarafından desteklendiği, reformcu aday Musavi’nin ise başta başkent Tahran olmak üzere büyük şehirlerdeki gençler, kadınlar ve aydınlar tarafından desteklendiği yönündeydi. Özellikle Tahran’daki gösterilere katılanların coşkusu ve sayısı dikkate alındığında İran’da “değişim rüzgarları” nın estiği yönündeydi. Her iki adayında destekçisi olan kadınların kıyafetleri ise ilgi çekiciydi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmedinejad yanlısı kadınların simsiyah çarşaflarına karşılık Musavi yanlısı kadınların yeşil başörtülerinin altından saçlarının bir kısmı görünüyordu. Seçim neredeyse kadınların bir tutam saçının görünmesi – görünmemesi üzerine örgütlenmişti. Bir tutam kadın saçının özgürlüğü veya tutsaklığı… İranlı kadınlar siyahtan yeşile geçebilecek miydi ? Bu görüntüler İran’ın batı komşusu Türkiye’de türbanı kadının özgürlüğü diye yutturmaya çalışanlar tarafından da endişeyle izleniyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşumuz İran’ın bu iki renkli seçimini izlerken ister istemez 30 yıl öncesini anımsıyoruz. 79’dan 09’a… Dün gibi anımsadığımız 30 yıl… İran’ın kısa tarihi. Aslında 2500 yıllık köklü bir tarihe ve kültürel birikime sahip olan İran’da son 30 yılda yaşananlar özellikle Batı komşusu Türkiye’de yaşayanlar için önemli siyasi bir ders niteliğindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran’ın 30 yıllık kısa tarihine girmeden önce benim kişisel belleğimde 60’lı yıllarda ve 70’li yılların başından kalma iki İranlı kadının fotoğrafları öne çıkıyor. İlki Prenses Süreyya olarak hafızalarımıza kazınmış. İkincisi ise Ferah Diba olarak. O yıllarda Türk basınında bu iki kadının fotoğrafı ne çok yer alırdı. Benim yaşımdakiler anımsar. Biz İran’ı sadece bu iki kadından ibaret sanırdık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyayı ve ülkeleri siyasi olarak algılamaya başladığımız 60’ların ikinci yarısında Rıza Şah Pehlevi’nin nasıl bir diktatör olduğunu, İran’ın petrolünü emperyalist Amerikan petrol şirketlerine nasıl peşkeş çektiğini, kendisi sarayında lüks içinde yaşarken yoksul İran halkına nasıl baskı yaptığını filan öğrendik… Sonra İran halkının özgürlük mücadelesine dikkat kesildik… Bu yıllarda önce Türkiye’ye ardından Irak’a sürgüne gönderilen Ayetullah Humeyni’nin pek farkında değildik. Ondan 78 yılında Paris’ten gelen haberlerle biz de haberdar olduk… İran’da bir devrim yaşanıyordu ve bu devrimi Ayetullah Humeyni Paris’ten yönetiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrim sırasında bütün dini gruplar, liberal ve sol gruplar (içlerinde İran Komünist Partisi TUDEH’te vardı) Şah’ı devirmek için bir araya gelmişti. Bu liberal ve sol gruplar Humeyni hareketini Şah’ın diktatörlüğüne karşı “demokratik halk hareketi-devrimi” sanıyorlardı. Humeyni’nin dinsel sloganlarla halkı sokağa dökmesini “emperyalizme karşı direniş” sanıyorlardı. Bu gruplar yanıldıklarını çok kısa zamanda ve çok acı bir bedel ödeyerek anladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Şubat 79’da Paris’ten İran’a dönen Ayetullah Humeyni’yi milyonlarca insan coşkuyla karşıladı. 79’un bahar aylarında İran’da neler yaşandı ? Önce kısaca bir alıntıyla özetleyeyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ &lt;em&gt;Tahran’da büyük mitingler yapıldı. Mitinglerde solcu ve liberal şehitlerin resimlerini taşıyanlar mollalar tarafından dövülüyordu. Bu olayın üzerinde pek durmadılar. Ertesi gün yakalanan bir hırsızın mollalar tarafından kurulan İslam Mahkemesi’nde yargılanıp kamçı cezasına çarptırıldığını öğrendiler. Bunu da ciddiye almadılar. Şarap ve bira fabrikaları ile sinemaların yakılıp yıkılmasına da ses çıkarmadılar. Onlar bu olanları umursamazken mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda okuyamayacakları; birlikte spor yapamayacakları, kadınlara örtünme zorunluluğu gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı. Onlar olanları hala geçiş sancısı olarak görüyorlardı. Kitapevleri ve gazete bayileri yağmalanıp ateşe veriliyordu. İnsanlar idam ediliyordu. Uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyor, alkol içenler kırbaç cezalarına çarptırılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplum hızla dincileştiriliyor, alınan kararların ardı arkası kesilmiyordu. Kızların evlenme yaşı 13’e düşürüldü. Parfüm, saç boyası, ruj gibi kozmetik malzemelerin yurda girişi yasaklandı. Demokrasiden, özgürlükten bahseden Humeyni, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti. Mollalar referandum’u gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: “İslam Cumhuriyeti”ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?”. Halkın yüzde 65’i okuma yazma bilmiyordu. Aydınlar bu oyunu biliyorlardı, ama özgürlükler ve demokrasi ile kandırılarak buna da karşı çıkmadılar. Bazı küçük kesimler bu oyunu boykot etti. Ancak referandum sonucunda “evet” diyen 20 milyon, “hayır” diyen ise sadece 140 bin kişiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mollalar bu sonuçlardan sonra basını ele geçirdiler, muhaliflerin sesinin çıkmasına izin vermediler, güçlendikçe saldırganlaştılar. Muhalif gazeteleri kapattılar, muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar. İş işten geçmişti. Geçmişte demokrasi, bağımsızlık ve özgürlük için ayaklanan halk artık korkuyordu. Artık muhaliflere değil konuşma hakkı yaşam hakkı bile verilmiyordu. Cezaevlerindeki tutuklu kızlar ailelerinden doğum kontrol hapından başka hiçbir şey isteyemiyorlardı. Bakirelerin ölünce cennete gideceği inancı nedeniyle, suç işleyen bakire kızlara işledikleri suçlar nedeni ile cennete gitmemeleri için idam edilmeden önce hapishanelerde tecavüz ediliyordu.” &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;(* Alıntının kaynağını bilerek vermiyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;79’da yaşanan bu olaylardan sonra İran siyaha, dini gericiliğe teslim oldu. Vatan’dan Hikmet Bila’nın tanımıyla “ &lt;em&gt;Dile kolay, İran tam 30 yıldır koyu bir şeriatla yönetiliyor. Uygarlık adına ne varsa, 30 yıldır İran’da yasak. 30 yıldır kadınlar gün ışığı görmüyor. Gerilik ve gericilik el ele İran’ı 30 yıldır kasıp kavuruyor. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Doğu komşumuz İran 30 yıl önce bunları yaşadı. 30 yıl sonra 12 Haziran 09’da yapılan seçimlerde mollalar İran’ın siyahtan yeşile dönmesine izin vermedi. Her türlü seçim hilesi ile mollaların desteklediği Ahmedinejad ikinci kez seçimleri “kazandı !” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda bu yazıyı yazdığım 14 Haziran günü televizyonlar Tahran sokaklarındaki çatışma görüntülerini yayınlıyor. Bütün dünya seçim sonrası İran’da yaşananları ibretle izliyor. Bizim de komşuda neler olduğunu dikkatle izlememiz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Humeyni’nin Paris’ten Tahran’a dönmesi gibi ABD’den İstanbul’a görkemli bir karşılama töreniyle dönmeyi bekleyen Takkeli Herkül Fethullah Gülen’i destekleyen eski solcular - liberal faşistler siz de okuyun ve 30 yıl önce İranlı liberallerin düştüğü hataya siz de düşmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Geçen haftaki &lt;strong&gt;“ EDEPSİZ BİR YAZI &lt;/strong&gt;“ başlıklı yazıma adını yazmaktan korkan, Türkçesi kıt bir okurumdan gelen bir yorumu-kınamayı Türkçe hatalarını düzeltmeden aynen sizlerle paylaşıyorum…&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;“ bakalım siz ne kadar özgürlükçüsünüz. bazı kişi ya da partileri sadece eleştiriyorsnuz. türkan hanımın ülkemize büyük çapta ne katkısı olmuş, ya da sizin diğer övgünüze nail olmuş kişiler. birilerini eleştiriken ya da suçlarken kendinizle kıyaslayın ona göre eleştitin ya da suçlayın. özgürlük üstü başı açık elbislerle dolaşmak değil; istediği elbiseyle dolaşmasıdır. ama siz ahala bir bez parçsının olmayacak olan etkisine kapılöış gidiyorsunuz ; yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk yaşamış olsaydı sizin gibi özgürlük budalalrının yüzüne tükürürdü inanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizi kınıyorum. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SjUvWLFMxBI/AAAAAAAACMs/tFSN46JEE9I/s1600-h/Ye%C5%9Fil.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 223px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SjUvWLFMxBI/AAAAAAAACMs/tFSN46JEE9I/s320/Ye%C5%9Fil.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347232190550557714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Onlar kaybetti... Bu fotoğraf 09 seçim anısı olarak kalabilir.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SjUvCSqUj8I/AAAAAAAACMk/yUQ9bxPNEMo/s1600-h/Siyah.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 170px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SjUvCSqUj8I/AAAAAAAACMk/yUQ9bxPNEMo/s320/Siyah.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347231848987922370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Onlar kazandı... Ne zamana kadar ?&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SjidA-Irl4I/AAAAAAAACM8/XjAdPAfwAGo/s1600-h/persepolis+1.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 231px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SjidA-Irl4I/AAAAAAAACM8/XjAdPAfwAGo/s320/persepolis+1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348197197507434370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sjic1aafdEI/AAAAAAAACM0/Dw3Cg5gidFw/s1600-h/Persopolis.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 229px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sjic1aafdEI/AAAAAAAACM0/Dw3Cg5gidFw/s320/Persopolis.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348196998939898946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Persopolis, İran’da Şah’ın devrilmesini ve şeriatın gelişini küçük bir kızın gözünden anlatan harika bir çizgi film. Televizyonlarda oynadı. DVD’si piyasalarda satılıyor. İzlemeyenlerin bugünlerde  izlemesinde yarar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 17 HAZİRAN 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1301428046795948896?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1301428046795948896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1301428046795948896&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1301428046795948896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1301428046795948896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/06/olayl-secimlerin-ardndan-irann-siyah-ve.html' title='Olaylı seçimlerin ardından… İran’ın siyahı ve yeşili    İRAN’IN KISA TARİHİ'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SjUvWLFMxBI/AAAAAAAACMs/tFSN46JEE9I/s72-c/Ye%C5%9Fil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-6430753525791150008</id><published>2009-06-08T00:02:00.002+03:00</published><updated>2009-06-08T00:07:48.082+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>EDEPSİZ BİR YAZI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;EDEPSİZ BİR YAZI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta “edepsiz” bir yazı yazmak geliyor içimden… Çünkü geçen hafta ulusal basının haberleri ve köşe yazılarında bu kelimeyi o kadar çok okudum ki dilime dolandı kaldı bu kelime. Geçen hafta bu kelimeyi basının gündemine sokan ise Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz çok şanslı bir ülkeyiz. “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Sui generis&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;” bir Başbakanımız var. &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Sui generis&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;, Latince bir deyim. Türkçede tam olarak &lt;em&gt;kendine özgü, nevi şahsına münhasır &lt;/em&gt;gibi sıfatların yerine kullanılır. Kendine özgü özellikler olan ve başka bir örneği olmayan kişi ya da olayları anlatmakta kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Türkiye’miz 7 yıldır sui generis Başbakanımız tarafından yönetiliyor… Başbakanımız kendisine muhalefet eden hiç kimseyi sevmiyor. Elbette sevmek zorunda değil. Meclisteki muhalefet partilerinin liderlerinden Baykal’a, Bahçeli’ye demediğini bırakmıyor, A.Türk’le zaten konuşmuyor. Muhalefeti sevmezsiniz ama en azından saygı gösterirsiniz. Başbakanımız aslında demokrasiyi sevmiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanımız yargıyı, yargıçları, mahkemeleri de sevmiyor, saymıyor. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay olmasa “ulemalar” a danışıp ne güzel yönetecek ülkeyi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanımız – yandaş medyası hariç- medyayı da sevmiyor, saymıyor. Medya patronlarını cezalandırıyor. Gazetecileri azarlıyor. Hatta ülkeden kovmaya kalkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanımız bıraktım işçi örgütlerini, işveren örgütlerini de sevmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanımız askerleri de hiç sevmiyor. Sadece görevdekilere değil emeklilerine bile tahammülü yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanımız üniversite rektörlerini, üniversite öğretim üyelerinden de hiç ama hiç hoşlanmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanımız krizden, ekonomik sıkıntıdan söz eden işçiyi de, memuru da, köylüyü de, esnafı da, emekliyi de sevmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu listeyi daha da uzatmak mümkün…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sui generis Başbakanımızın Davos’taki “van minut” balonunun geçen hafta “mayın” a düşüp patlamasından sonra Başbakanımız tarafından gündeme “edepli / edepsiz” tartışması taşındı. Neymiş ? Sui generis Başbakanımızın partisine “Ak Parti” yerine “AKP” diyenler edepsizmiş… Ulusal basından Başbakana bu tartışmada çok güzel yanıtlar verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir edepsizlik de ben yapayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolsuzlukların kara batağında kapkara hale gelmiş AKP’ye “Ak Parti” demekle bu parti ak mı olacak ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl oy birliği ile aldığı kararla “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak tescil edilmiş AKP bu odaklıktan kurtulacak mı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türban özgürlüğünden başka özgürlük bilmeyen AKP’ye “Ak Parti” dersek bu parti özgürlükçü bir parti mi olacak ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkesinde kendi yandaş medyası ve partilileri dışında kimseyi sevmeyen, kimseye saygı duymayan Sui Generis Başbakanımızın bize “edepsiz” yakıştırması yapması bize zarar vermez ama kendisine çok zarar verir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorsunuz sui generis Başbakanımızı Avrupa’da Sarkozy ve Merkel gibi liderler pek sevmese de O’nun Avrupa’da Berlusconi gibi “kanka” ları var. Türk Dil Kurumu Sözlüğü “Kanka ” yı “ kardeş kadar yakın olan kimse “ olarak tanımlıyor. Sui generis Başbakanımızın kankası Berlusconi geçen hafta zor günler yaşadı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz ay çapkınlıkları ile ünlü İtalyan Başbakanı Berlusconi eşinden boşanarak gündeme gelmişti. Geçen hafta da Sardunya adasındaki villasının bahçesinde anadan üryan kadınlarla ve erkeklerle alem yaparken çekilmiş fotoğraflarıyla gündeme geldi. Kanka Berlusconi ülkesinde bu fotoğrafların yayınlanmasını yasakladı. Ama o skandal fotoğrafları İspanyol &lt;strong&gt;“El Pais&lt;/strong&gt;” gazetesi yayınladı. Berlusconi’nin villasının bahçesinde çekilen o fotoğraflardaki çırılçıplak erkeklerden birinin eski Çek Başbakanı Mirek Topolonek olduğu anlaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftanın gündeminde Başbakanımızın “edepli / edepsiz” tartışması ve de kankası Berlusconi’nin zor durumu ortada olunca bana da bu hafta “edepsiz bir yazı yazmak” kaldı. Kim edepli, kim edepsiz siz karar verin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 10 HAZİRAN 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-6430753525791150008?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/6430753525791150008/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=6430753525791150008&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6430753525791150008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6430753525791150008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/06/edepsiz-bir-yazi.html' title='&lt;strong&gt;EDEPSİZ BİR YAZI&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-4321531334595584791</id><published>2009-06-01T10:57:00.003+03:00</published><updated>2009-06-01T11:03:37.646+03:00</updated><title type='text'>115 yıl sonra… Hukuk, Adalet ve Gerçek…                DREYFUS DAVASI VE ZOLA – 3</title><content type='html'>&lt;strong&gt; 115 yıl sonra… Hukuk, Adalet ve Gerçek…&lt;br /&gt;        DREYFUS DAVASI VE ZOLA – 3&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu sütunlarda 13 Mayıs ve 20 Mayıs tarihlerinde yayınlanan yazılarımda hukuk tarihinde önemli bir yeri olan Dreyfus Davası’nı, bu davada hukuksal ve siyasal  hataların ortaya çıkmasında ünlü yazar Emile Zola’nın katkılarını anlatmaya çalıştım. Bu davanın dönüm noktalarından olan Emile Zola’nın 13 Ocak 1898 tarihinde yayınlanan “ J’accuse …! – Suçluyorum…! “ başlıklı yazısında kalmıştık. Bu hafta E.Zola’nın bu yazısından sonra Dreyfus Davası’nın gelişimini ve sonucunu yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       &lt;em&gt;“ Zola, "Suçluyorum"u yazarken suç işlediğinin farkındadır; Basın Yasası'nın hangi maddelerini ihlal ettiğini bildirerek kendini ihbar etmiş, kolaysa beni ağır cezada yargılayın diyerek meydan okumuştur. Bakanlar Kurulu, Zola hakkında suç duyurusunda bulunur. Basının sürekli kışkırttığı gericiler, Zola'nın yargılanma süreci boyunca "Kahrolsun Zola", "Yahudilere ölüm", "Hainlere ölüm" sloganlarıyla gösteriler düzenler.” &lt;/em&gt;(Gül Tekay Baysan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emile Zola 1 yıl hapse mahkum edilir. Ancak dostları tarafından İngiltere’ye kaçırılır. Emile Zola’nın “ Jaccuse…! “ başlıklı yazısı Dreyfus Davası’nda gerici basının yazdıkları nedeniyle kafası karışık olan halk kesimlerinin ve sosyalist aydınların ufkunu açar. Bu yazıdan sonra Emile Zola’nın yanında yer alan Anatole France ve Jean Jaures gibi aydınların da çabalarıyla Dreyfus’un yeniden yargılanmasına karar verilir. Bu arada Dreyfus’un avukatı saldırıya uğrar ve yaralanır. Ancak umulanın aksine 1899 yılında yeniden yapılan duruşmada Dreyfus suçlu bulunur ve 10 yıl hapse mahkum olur. Adalet bekleyenlerin umutları söner. Zola “Dehşet içindedir” bu beklenmedik gelişmeden Fransa’nın geleceği adına ürkmektedir. Avukat susturulmuş, savunmanın tanıkları dinlenmemiş, tarihe garip bir iddianame bırakılmış, Fransa dünyaya rezil olmuştur. "Gerçek" tokatlanmış, "adalet" katledilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Dreyfus Davası nedeniyle Fransa’ da artan toplumsal huzursuzluk karşısında Cumhurbaşkanı Dreyfus’u affeder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ Zola'ya göre Dreyfus davası unutulması değil, anımsanması gereken bir olaydır. O sayede gericilerin maskeleri düşmüş, cumhuriyetçiler ülkelerine sahip çıkmışlardır. "Bugün Fransa gericilerin tuzağından kurtulmuş bulunuyorsa, bunu Dreyfus Davasına borçludur"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Kendisine gelince, bu konuda söyleyeceği söz kalmamıştır; bir yurttaş olarak görevini yapmış olmanın erinciyle kitaplarına dönecektir artık. Yine de "gerçeğin ve adaletin" gelişini umutla bekleyecektir, Beklenen af gelir. Suçlular da masumlar da artık özgürdürler. Zola, kitaplarına döner. Son romanı Gerçek, Dreyfus davasından esinlenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Zola 29 Eylül 1902'de, yatak odasındaki şömineden sızan dumandan zehirlenerek ölür. Resmi kayıtlara kaza olarak geçse de bu ölümün ardında gerici bir örgüt olduğundan kuşkulanılır. Tabutunun ardından 50 000 kişi yürür: maden işçileri, öğrenciler, yazarlar, milletvekilleri. Resmi cenaze töreni yapılamaz çünkü 1888'de legion d'honneur şövalyesi yapılan Zola'nın bu unvanı Dreyfus davası yüzünden askıya alınmıştır. Buna karşın, Zola'nın dört yıl önce hakaret etmekle suçlandığı ordu, onu uğurlamak için bir bölük asker görevlendirir. Anatole France, kabri başında yaptığı konuşmada, adalet uğruna verdiği savaşta bunca acı çeken Zola'ya acımak değil, ona gıpta etmek gerektiğini vurgular. O, "ahmaklık, cehalet ve kötülük"ten oluşan müthiş bir "ahlaksızlık kumkumasına" karşı direnerek yücelmiş, "insanlık vicdanının bir anı" olmuştur. Jaures'in Meclis'e verdiği bir önerge sonucu Dreyfus yeniden yargılanır; 1906'da aklanarak orduya geri döner.&lt;/em&gt;  ( Gül Tekay Baysan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 21 Temmuz 1906’da orduya geri dönen Dreyfus, "Çok yaşa Dreyfus!" sloganları arasında "Legion d`honneur" nişanı alır. Birinci Dünya Savaşı`na katıldıktan sonra 1935`de ölen Dreyfus, masumiyetini ispat edip, itibarını geri almıştır...&lt;br /&gt;Dreyfus`un itibarını geri aldığı 1906 yılından yüz yıl sonra, 2006 yılında Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ;  "Dreyfus olayı Fransa ve Fransız tarihi için kara bir lekedir" diyerek tarih önünde Dreyfus ve Zola`dan, Fransız ulusundan özür diledi. Ve "Gerçek yürüyor ve onu hiçbir şey durduramayacaktır" diyen Emile Zola yüz yıl sonra olsa bile haklı çıktı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       115 yıl önce yaşanan bu Dreyfus Davası’nı neden yazma gereğini duyduğumu 13 Mayıs tarihli ilk yazımda açıklamıştım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Daha önceden genel hatlarını bildiğim bu davayı geçen hafta Türkiye’nin gündemine getiren Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk’un yazdığı bir kitap ve medyaya yansıyan demeçlerinden sonra tekrar geriye dönüp bu dava ile ilgili bilgileri Türkçe ve Fransızca kaynaklardan araştırdım ve okudum. Gerçekten bu davanın içeriğinden, dava sırasındaki toplumdaki ve medyadaki tartışmalardan, davanın sonucundan herkes için çıkarılacak dersler var. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Fransa’da 115 yıl önce yaşanan Dreyfus Davası’na benzer davalar bizim ülkemizde de yaşanıyor. Fethullahçı ve gerici basın bu ülkenin tüm muhalif aydınlarını “darbecilik” le suçlayarak mahkemeden önce mahkum ediyor. Ben kendi adıma bu gerici basınının yazdıklarına değil ama bir zamanlar kendini “solcu, sosyalist “ olarak tanımlayan günümüz liberal faşistlerinin gericiliğin hizmetine girmesine ve  yazdıklarına kızıyorum. Ne yazık ki bizim Emile Zola gibi gerçekleri şiirsel ifade edebilecek bir yazarımız ve aydınımız yok. Ancak Dreyfus Davasında görüldüğü gibi “gerçek ve adalet” 100 yıl sonra olsa da ortaya çıkıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 03 HAZİRAN 09&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SiOKLpz00QI/AAAAAAAACLs/jPSFxXCDLTw/s1600-h/zola-timbre001.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 211px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SiOKLpz00QI/AAAAAAAACLs/jPSFxXCDLTw/s320/zola-timbre001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342265515797958914" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-4321531334595584791?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/4321531334595584791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=4321531334595584791&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4321531334595584791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4321531334595584791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/06/115-yl-sonra-hukuk-adalet-ve-gercek.html' title='&lt;strong&gt;115 yıl sonra… Hukuk, Adalet ve Gerçek…                DREYFUS DAVASI VE ZOLA – 3&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SiOKLpz00QI/AAAAAAAACLs/jPSFxXCDLTw/s72-c/zola-timbre001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-4472320780214381688</id><published>2009-05-25T10:52:00.000+03:00</published><updated>2009-05-25T10:56:06.395+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>TÜRKAN SAYLAN’IN ARDINDAN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;TÜRKAN SAYLAN’IN ARDINDAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen hafta 18 Mayıs Pazartesi gününün ilk saatlerinde haftalık yazımı yazıp DOĞUŞ’a gönderdikten ve blogumda yayınladıktan sonra beklenen acı haber Prof.Dr. Türkan Saylan’ın ölüm haberi geldi… Türkan Hoca’nın ölüm haberi ile içime tarifsiz bir hüzün çöktü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türkan Saylan, binlerce yıldır dünyada ve bu topraklarda en korkulan hastalıklardan olan ve hastaların toplum dışına atılarak ıssız mağaralarda ölüme terkedilen cüzzam hastalığı ile mücadelenin öncü bir hekimi ve bilim kadınıdır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türkan Saylan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucu genel başkanı olarak 20 yıldır bu ülkenin eğitim sorununa kendini adamıştır. &lt;strong&gt;“Kardelenler”, “Baba Beni Okula Gönder”&lt;/strong&gt; gibi kampanyalarla onbinlerce yoksul kız öğrencinin eğitim almasını sağlamıştır. Yine yüzlerce kız yurdu açılmasını sağlamış, onbinlerce üniversite öğrencisine burs sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türkan Saylan, &lt;strong&gt;“ Ne şeriat, ne darbe !” &lt;/strong&gt;diyerek gericiliğe ve askeri darbelere karşı Cumhuriyet’i ve laiklliği savunan bu ülkede giderek azalan örnek bir aydın duruşunu bize göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türkan Saylan, örnek bir hekim ve bilim kadını, örnek bir eğitimci ve örnek bir aydındı. Çalışmalarını takdirle izlediğim Türkan Saylan 07 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde benim gönlümdeki Cumhurbaşkanı adayımdı… Bu konudaki düşüncelerimi de İznik DOĞUŞ Gazetesi’nin 28 Mart 07 tarihli sayısında yayınlanan “ &lt;em&gt;&lt;strong&gt;CUMHURBAŞKANI ADAYIMI AÇIKLIYORUM &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;“ başlıklı yazımda açıklamıştım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Benim Cumhurbaşkanı adayım Türkan Saylan benim gibi düşünen milyonların gönlünü kazanmıştı… 19 Mayıs’ta gerçekleşen Türkan Hoca’nın görkemli cenaze töreni bunun kanıtıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Milyonların gönlünü kazanan Türkan Saylan şeriatçı gericilerin de korkulu rüyası olmuştu… Akıl almaz saldırıların ve hedef göstermelerin sonucu 13 Nisan Pazartesi günü Ergenekon’un 12. dalgası kapsamında Türkan Saylan’ın evi, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Genel Merkezi ve şubeleri polis tarafından basılıyordu… Saatler süren arama sonunda Türkan Hoca hastalığı nedeniyle göz altına alınmıyor ama tüm kişisel evraklarına, kendi deyimiyle “aşk mektupları” dahil el konuyor, ÇYDD merkezindeki bilgisayarlarla birlikte öğrencilerin burs dosyaları da götürülüyordu. Türkan Saylan böylesi bir baskıyla sindirilmek isteniyordu. Ancak bu baskı Türkan Hoca’nın hastalığına karşın onurlu direnişi ile ters tepti. Duyarlı aydınların, sanatçıların ve bazı medya kuruluşlarının da çağrısı ile halkımız Türkan Hoca’nın öğrencilerine burs verme yarışına girişiyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türkan Saylan Hoca’nın 19 Mayıs tarihinde gerçekleşen görkemli cenaze töreninden de çıkarılacak dersler vardı. Birinci ders;  Devlet ve hükümet destek yerine köstek olsa da Türkan Hoca’nın sağlık, eğitim ve çağdaşlaşma alanındaki çalışmalarını milyonlar takdir ediyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İkinci derste ise ; Dinci, şeriatçı gericiliğin tetikçiliğini yapan Vakit Gazetesi’nin Türkan Hoca’ya yönelttiği akıl almaz saldırılara Türkan Hoca’nın cenaze namazını kıldıran aydın bir din adamının gerekli yanıtı vermesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Üçüncü ders ise ; Herkesin saflarının belli olmasıydı. Başbakanın ağzından “herkesin hükümeti” olacağını açıklayan AKP hükümeti bu sözünü de tutamıyor, kebapçı açılışlarına bile giden bakanlarından birini bile Türkan Hoca’nın cenazesine gönderemiyordu. Bir tarikat şeyhi öldüğünde Fatih Camisi’nin avlusunu dolduran devlet erkanından kimse Teşvikiye Camii’ne gelemiyordu. Aynı korku İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanını ve atanmış 1 Mayıs kahramanı Valisini de sarmıştı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Dördüncü ders ise Türkan Hoca’nın vasiyeti idi… 100 bin öğrenciye burs ve her kasabaya bir kız öğrenci yurdunu gerçekleştirmek… Benim inancım Türkan Hoca’nın vasiyetinin bu ülkenin insanları tarafından mutlaka gerçekleştirileceği yönünde. Türkan Hoca’nın bu vasiyeti bizim için bir görevdir. Çağdaş, aydınlık bir Türkiye için hepimize düşen bir görev… Kardelenlerin arasından yeni Türkan Saylanlar çıkacaktır. Kardelenler ağır kar örtüsünü yırtıp güneşe çıktıkları gibi bu ülkenin üstüne örtülmek istenen dinci şeriatçıların kara örtüsünü de yırtacak ve bu ülkeyi aydınlık, çağdaş bir geleceğe taşıyacaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ***&lt;br /&gt; İki haftadır sürdürdüğüm “&lt;strong&gt; DREYFUS DAVASI VE ZOLA&lt;/strong&gt;” yazı dizisinin sonuç bölümünü gelecek haftalarda yayınlayacağım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçtiğimiz hafta ülkemizi ziyaret eden Brezilya Devlet Başkanı &lt;strong&gt;Lula da Silva &lt;/strong&gt;hakkında yazmayı planladığım bir yazıyı zorunlu olarak daha sonraki haftalara bırakıyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 27 MAYIS 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-4472320780214381688?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/4472320780214381688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=4472320780214381688&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4472320780214381688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4472320780214381688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/05/turkan-saylanin-ardindan.html' title='&lt;strong&gt;TÜRKAN SAYLAN’IN ARDINDAN&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-7244658172134486706</id><published>2009-05-19T18:00:00.000+03:00</published><updated>2009-05-19T18:01:53.572+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/ShLJ1av7dkI/AAAAAAAACKs/kq74OTMIfpw/s1600-h/101+-+Kopya.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/ShLJ1av7dkI/AAAAAAAACKs/kq74OTMIfpw/s320/101+-+Kopya.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337550427938059842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-7244658172134486706?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/7244658172134486706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=7244658172134486706&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7244658172134486706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7244658172134486706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/05/blog-post_19.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/ShLJ1av7dkI/AAAAAAAACKs/kq74OTMIfpw/s72-c/101+-+Kopya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-667560006712124223</id><published>2009-05-18T02:29:00.006+03:00</published><updated>2009-05-18T10:11:42.778+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>115 yıl sonra… Hukuk, Adalet ve Gerçek…DREYFUS DAVASI VE ZOLA – 2</title><content type='html'>&lt;strong&gt;115 yıl sonra… Hukuk, Adalet ve Gerçek…&lt;br /&gt; DREYFUS DAVASI VE ZOLA – 2&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen hafta 115 yıl önce Fransa’da yaşanan Dreyfus davasını özetlemeye çalışmıştım. Bu hafta Dreyfus Davası’nda ünlü yazar Emile ZOLA’nın etkisini ve katkısını özetlemeye çalışacağım. Emile Zola’yı sadece bu dava ile özdeşleştirmemek gerekir. Onun yazarlığından ve eserlerinden de biraz bahsetmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902 tarihleri arasında yaşamış olan Emile Zola, natüralizm akımının öncüsü Fransa’da ve dünyada çok tanınan bir romancıdır. Kitaplarından bazıları : Nana, Germinal ve Meyhane’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Benim 70’li yılların ortasında okuduğum ve çok etkilendiğim Emile Zola’nın en iyi eseri ve Fransız edebiyatının baş yapıtı olan  Germinal romanı yüzün üzerinde ülkede yayınlanmıştır. Bu ünlü roman 5 kez sinemaya iki kez de televizyona uyarlanmıştır. Germinal’den esinlenerek yapılan iki sinema filmini de görmüştüm… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Maden işçilerinin gerçekçi yaşamını ve bir grevin öyküsünü anlatan Germinal kelime olarak ürün ve bereket anlamına gelmektedir. Emile Zola romanının sonunda  sosyalist ve yenilikçi görüşlere yönelik bir umut verir. &lt;em&gt;“Şimdi, nisan güneşi, toprağı ısıtıyor, vadilerden hayat fışkırıyor, tomurcuklar patlıyor, ekinler yükseliyordu. Her yandan tohumlar şişiyor, uzuyor, toprağı deliyordu. Ve arkadaşlar, tekrar tekrar, sanki yüzeye yaklaşmışlar gibi daha berrak bir şekilde vuruyorlar vuruyorlardı. İnsanlar yetişiyor, kara kin dolu bir ordu, bir asır sonraki hasada hazırlanıyor, tohumlarını patlatıyordu.”&lt;/em&gt; Zola’nın ölümünden sonra Germinal, tartışmasız onun en iyi eseri olarak atfedilmiştir. Cenazesinde işçiler toplanmış ve &lt;strong&gt;“Germinal! Germinal!” &lt;/strong&gt;diye bağırmışlardır. O zamandan itibaren kitap çalışma şartlarını sembolize eder duruma gelmiş ve madenci sınıfı kültüründe önemli bir kilometre taşı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Geçen haftaki yazımda yazısından alıntılar yaparak Dreyfus Davası’nı özetlediğim Sayın Gül Tekay BAYSAN’ın aynı yazısından bu ünlü davaya Zola’nın etkisini ve katkısını özetlemeye çalışayım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       &lt;em&gt;“ Irkçı-dinci bağnazlık sorununa duyarlı olmakla birlikte, Zola başlangıçta Dreyfus davasıyla yakından ilgilenmez. Olay gündeme geldiğinde İtalya'dadır;  Paris'e dönüp gerçekleri öğrenince etkin bir kampanya başlatmayı gerekli bulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        25 Kasım 1897'de Le Figaro'da çıkan "Gerçek Yürüyor, Onu Hiçbir Şey Durduramaz" başlıklı yazısı yayınlanır.  Bu güçlü fikir yazısı süssüz ama inandırıcı diliyle yazınsal bir yapıt güzelliğindedir. Zola bu yazısında, "kampanyaların en çirkini ile çileden çıkarılan bir kamu oyu", satışlarını artırmak için "kışkırtıcı davranan" bir basın, "bu çılgınlığı körükleyen" "budalaca" bir bağnazlık karşısında; dürüst insanlar korkudan seslerini çıkaramamaktadırlar, ancak gerçeğin bu savaştan yengiyle çıkacağını duyurur… &lt;strong&gt;"Gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramayacak", &lt;/strong&gt;Zola'ya göre, Dreyfus'un suçlanma nedeni eylemi değil ırkıdır. Yazının ikinci evresinde ironinin yerini ciddi, zaman zaman da acıklı bir dil alır. Zola, olayın kendisi için ırk değil, adalet sorunu olduğunu açıklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Olay ortaya çıktığında Dreyfus'u şiddetle suçlayan ünlü solcu politikacılar Clemenceau ve Jaures ise artık Dreyfusçu taraftadırlar. Clemenceau'nun çıkardığı L'Aurore, bağnaz yargının kurbanlarını korkusuzca ve inatla savunan Voltaire'in mektuplarını yayımlamaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Zola'nın Le Figaro'daki son yazısı 5 Aralık 1897'de çıkar: "Tutanak". Yazar "kepazelik" olarak nitelendirdiği olayların bir özetini yaptıktan sonra, yalan ve iftirayı yayan şoven basını şiddetle kınar. Zola bu yazıda "zehirli ırmak yanlarından aktığı halde kıllarını bile kıpırdatmayan" tarafsız gazeteleri de hedef alır.  Oysa tehlike ciddidir. Ülkeyi ortaçağ karanlığına, soykırıma sürükleyebilecek ırkçılık, özgürlüğe aşık Fransa'ya yakışmamaktadır. Bu bağnazlık "sisli bir beynin, dengesiz bir inananın" ürünüdür.  Bu "sisli beyin" kampanyayı başlatan Drumont'dan başkası değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Bu yazıda da diğerlerinde olduğu gibi, öfkeli bir söylem göze çarpar. Haksızlığa baş kaldıran dürüst bir adamın sesini duyarız. Yazar, bu ateşli satırların ardından tarihsel bir saptama yapar. Irkçılık, bu "tehlikeli azgınlık", Panama Skandalı yüzünden güçlenmiş, onun ürünü olan Dreyfus olayı toplumsal bir çılgınlığa dönüşmüş, "yurtseverlik alçakça sömürülmüştür". Bu sömürüye ortak olan basın kadar, oy kaygısıyla ona göz yuman politikacılar da suçludur. Haksızlığa karşı çıkması umulan ılımlılardan, radikallerden ve sosyalistlerden hiçbiri "vicdanının sesini" duyurmamıştır.  "Tutanak" umutla biter. Zola "gerçek ve adalet" için bir kez daha savaşmamayı dilemektedir. Yazdıklarını yayımlayacak gazete bulamayan Zola, savaşımını broşürlerle sürdürür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        14 Aralık 1897'de piyasaya çıkan "Gençliğe Mektup", Sorbon Üniversitesi'nin bulunduğu Quartier Latin'de Dreyfus karşıtı gösteriler yapan gençliğe bir uyarı niteliğindedir. Yirminci yüzyıla yaklaşırken, İnsan Hakları Bildirgesinin ilanından yüz yıl sonra gençliğin karşı devrimci gösteriler yapması Zola'yı hem şaşırtmakta hem de kızdırmaktadır. Eskiden baskılara isyan etmek, tutucu hocaları ve dalkavuk yazarları kınamak, ezilenleri savunmak için harekete geçen Fransız gençliğinin şimdi kışkırtmalara kapılıp dürüst insanları yuhalamak için sokaklara dökülmesi yazarı derinden yaralamıştır. "Geleceğin kurucusu" gençliğin "din savaşlarına, bağnazlıkların en iğrencine" döndürülmesine isyan eder.  Henüz çıkar kaygılarıyla kirlenmediklerinden adalet duygusuyla hareket  etmeleri beklenen gençlerin, hak savaşını yaşlılara bırakmış olmalarını ayıplamaktadır. Mektubun sonu, gericilerce kışkırtılan gençliğe bir ders niteliğindedir. "Nereye gidiyorsunuz gençler", "biz insanlığa, gerçeğe ve adalete gidiyoruz" diyerek bitirir yazısını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       6 Ocak 1898'de ise "Fransa'ya Mektup" adlı broşür yayımlanır, Zola'nın sitemi bu kez tüm ulusadır. Devrimci Fransız halkı, yalanlarla kışkırtılıp çılgın, yobaz bir kitle halini almıştır. Fransa'nın bu duruma düşürülmesi yazara büyük acı verir. Gerçek bu yazının da baş kişisidir. Halkı uyarır: "Gerçeğin yolu kesilir de, uzun ya da kısa süre içinde yer altına atılması başarılırsa o güç birikir, şiddetle patlayacak hale gelir." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Saygın gazetelerin, tirajlarını artırmak için sövgüye başvurarak "ulumalarını”sürdüren küçük gazetelere eşlik etmeleri, ulusal duyguları sömürmeleri, kızdırmaktadır yazarı.  Üstelik, Fransa'nın onuruna leke süren bu eylem, ülkeyi savunması gereken ordunun saygınlığını korumak adına yapılmak ta, adaleti savunanlar orduya dil uzatmakla suçlanmaktadır. Meclis dikta heveslilerinin elindedir. Zola, Yahudi düşmanlığı olarak ortaya çıkan ırkçı hareketin, ortaçağ karanlığını geri getirmesinden korkmaktadır. Bu yazısında bu kez tüm Fransa'ya meydan okur. Bir yandan kutsal değerler söyleminin etkisindeki Fransız halkını suçlar, bir yandan da gericiliğin hortlamasının ardında egemenlerin çıkar birliği olduğuna değinir. "Fransa, kısacası senin kamuoyunu oluşturan etkenler şunlar: kılıca duyduğun gerek, seni yüzyıllarca geriye götüren papaz gericiliği, seni yönetenlerin, seni yiyenlerin ve sofrayı bırakmak istemeyenlerin doymak bilmeyen hırsları",  Oysa cumhuriyet tehlikededir. Yazar yine de Fransa'dan umudunu kesmediğini söyler. Son sözler yine iki kahramana, adalete ve gerçeğe ayrılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;IV. Dreyfus Davası İçin Bir Dönüm Noktası: "Suçluyorum" &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Casusun aklanması yetmezmiş gibi onun suç kanıtlarını bulan Picquart'ın cezalandırılması, Zola'yı bu konudaki en ünlü makalesini yazmaya iter: "Cumhurbaşkanı Felix Faure'a Açık Mektup". Clemenceau'nun gazetesi L'Aurore, bu yazıyı 13 Ocak 1898'de yayımladığında Dreyfus tarihinde yeni bir sayfa açılır. Clemenceau'nun önerisiyle, yazının son bölümünde sık sık yinelenen cümle "Suçluyorum- J'Accuse" başlık olarak kullanılır. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Dreyfus Davası: Gerçek ve Adalet Savaşçısı Zola - Gül Tekay BAYSAN -Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi - Cilt: 19 / Sayı: 1/ ss. 181-195  )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/ShCeP3iBpAI/AAAAAAAACJ8/ergO9I1eIMc/s1600-h/364313252_c737409f27_b+-+Kopya.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 231px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/ShCeP3iBpAI/AAAAAAAACJ8/ergO9I1eIMc/s400/364313252_c737409f27_b+-+Kopya.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336939553875928066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         İznik’te 32 yıldır haftalık yayınlanan DOĞUŞ’un kısıtlı sayfa olanaklarını düşünürek yazımı ancak haftaya bitirebileceğim. 17 Mayıs Pazar günü Ankara’da Tandoğan Meydanı’nı dolduranların, o meydana gidenleri açıkça tehdit eden Fethullahçı medyanın Dreyfus Davası’ndan ve Zola’dan çıkaracak dersleri olduğunu düşünüyorum. Özellikle de 90.yılını kutladığımız 19 Mayıs’ın emanet edildiği gençlerimiz… Bayramınız kutlu olsun !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 20 MAYIS 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-667560006712124223?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/667560006712124223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=667560006712124223&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/667560006712124223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/667560006712124223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/05/115-yl-sonra-hukuk-adalet-ve_18.html' title='&lt;strong&gt;115 yıl sonra… Hukuk, Adalet ve Gerçek…DREYFUS DAVASI VE ZOLA – 2&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/ShCeP3iBpAI/AAAAAAAACJ8/ergO9I1eIMc/s72-c/364313252_c737409f27_b+-+Kopya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-4603217136019976869</id><published>2009-05-10T23:09:00.002+03:00</published><updated>2009-05-10T23:15:06.018+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>115 yıl sonra… Hukuk, Adalet ve Gerçek…DREYFUS DAVASI VE ZOLA - 1</title><content type='html'>&lt;strong&gt;115 yıl sonra… Hukuk, Adalet ve Gerçek…&lt;br /&gt; DREYFUS DAVASI VE ZOLA - 1&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hukuk tarihinin ve siyasal tarihin en unutulmaz davalarından biri “ Dreyfus Davası “ olarak bilinen davadır. Bundan tam 115 yıl önce ( yani 1894 yılında )  Fransa’da Yüzbaşı Dreyfus’un casusluk yaptığı için ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılması ile başlayan  dava sırasında Fransa’da toplumda ve medyada başlayan tartışmalar bugün bile güncelliğini korumaktadır. O tarihten bu yana dünyanın her yerinde hukuksal olarak toplum vicdanını yaralayan bir dava gündeme geldiğinde Dreyfus Davası da akla gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Daha önceden genel hatlarını bildiğim bu davayı geçen hafta Türkiye’nin gündemine getiren Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk’un yazdığı bir kitap ve medyaya yansıyan demeçlerinden sonra tekrar geriye dönüp bu dava ile ilgili bilgileri Türkçe ve Fransızca kaynaklardan araştırdım ve okudum. Gerçekten bu davanın içeriğinden, dava sırasındaki toplumdaki ve medyadaki tartışmalardan, davanın sonucundan herkes için çıkarılacak dersler var. Dreyfus Davası’nın seyrine, tartışmalarına ve çıkarılacak derslerine geçmeden önce Sayın Sami Selçuk’un söylediklerinden kısa alıntılar yapmak istiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;“ 'Türkiye, Dreyfus Davası olayını yaşıyor'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ergenekon davası siyasi bir davadır. Suç siyasi diye dava siyasallaştırılamaz. Dava A’dan Z’ye siyasallaştırılmıştır" diyen Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, Ergenekon’un kitabını yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon diye bir dava yoktur. Sadece Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı başkaldırı suçu ve davası vardır. Davanın hukuki adı bu. Siyasi adı ise Ergenekon. Demek davayı siyasileştirme, daha işin başında, ona ’Ergenekon’ adını koyanda başlamıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bugün Türkiye, 115 yıl sonra bir Dreyfus Davası olayını yaşıyor. Toplum ikiye bölünmüş. Ergenekon diye mitolojik ve politik anlam yüklü, toplum bilincini saptırıcı bir dava karşısındayız. Dava bu adlandırmayla birlikte daha baştan kirletildi. Kanımca bu yüzden daha da duyarlı olmak zorundayız. Çünkü böyle ortamlarda maddi gerçeklerin uç/düşsel/gerçek benzeri/ yanılgılara yenilme olasılığı artar. Tıpkı iyi huylu urun, kötü huyla ura dönüşmesi gibi. Olayda hukuksal yanlışlıklara değinenleri, davayı sulandırmak isteyen, ordu yanlıları; bunları dile getirmeyenleri ordu karşıtı diye göstermek, karalamak sığlıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nesin, ’Türkiye’de üç kişiden beş kişi ozandır’ demişti. Bugünlerde de üç kişiden beş kişi yargıç kesildi, Türkiye’de. Dava dosyalarını inceleyen fakat duruşma yapmadıkları için yüzleşmeyi ve diyalektiği yaşamayan Yargıtay yargıçları bile bu yetkilere sahip değilken her önüne gelen aylardan beri soluk alır gibi hüküm kurup duruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruşturmanın gizliliği gerekçesi çok insancadır, çok güçlüdür, çok tutarlıdır. Kuşkulunun öz saygısı, şerefi örselenmemeli. Suç işledikleri sanılan insanlar incitilmemeli, lekelenmemeli. Ön soruşturma asla bir güç gösterisine dönüştürülmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin ve özellikle tutuklu bulunan kuşkuluların iddianameleri makul sürede yazılmalıdır. Yazılmazsa ve hangi eylemlerden dolayı yargılandıklarını bilme haklarına saygı duyulmazsa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre adil yargılanma hakkı çiğnenmiş olur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel yaşamı ve konut dokunulmazlığını çiğneyen arama, mülkiyet hakkını örseleyen el koyma, birey özgürlüğünü ortadan kaldıran gözaltı, tutuklama gibi işlemler birer önlemdir. Kural gereği ’istisna’dır. Zorunlu olduğunda başvurması gereken ’son çare’dir, ’sıra dışı’dır. Öyleyse özenle kullanmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dreyfus: Haksız suçlamaların simgesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzbaşı Alfred Dreyfus, Fransız Savaş Bakanlığı’nda çalışırken Almanlar için casusluk yapmakla suçlandı. Somut kanıt olmamasına karşın Savaş Konseyi, bir gizli dosyaya dayanıp 22 Aralık 1894’te Dreyfus’a ömür boyu sürgün ve rütbesinin geri alınması cezası verdi. Ünlü yazar Emile Zola, bir gazetede Dreyfus’u savunan, "İtham ediyorum" başlıklı yazısını kaleme aldı. Bu yazıyla başlayan mücadele sonunda Dreyfus’un suçsuz olduğu anlaşıldı, nişanı ve rütbesi geri verildi. Bu dava, tarihte haksız suçlamaların simgesi haline geldi. “&lt;/em&gt;   &lt;br /&gt;( TEMPO 24 )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hukuk eğitimi almış bir yurttaş olarak Yargıtay Onursal Başkanı Sayın Sami Selçuk’un görüşlerine katıldığımı belirtmeliyim… Şimdi bu ünlü Dreyfus Davası’nın kısa bir özetini sizlere bir başka yazıdan alıntı yaparak aktarmak istiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ 1894 güzünde Paris'teki Alman Askeri Ataşesi'nin çöp kutusunda Fransız ordusuna ait bilgiler içeren bir not bulunur. Yüzbaşı Dreyfus'un casus olduğu dedikodusu Genel Kurmay'dan basına sızdırılır. Irkçı gazete La Libre Parole Yahudi subay Dreyfus'un casuslukla suçlandığını duyurur. Ancak yazının Dreyfus'a ait olduğunun kanıtlanması kolay değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görevlendirilen bilirkişi, nottaki yazının kuşkulununkine hiç benzemediğini söyleyince, istenen yanıtı verecek yeni uzmanlar bulunur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önyargıyla hazırlatılan raporlara dayanılarak, Dreyfus'a karşı vatana ihanet suçlamasıyla dava açılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu raporların suçlunun cezasını çekmesine yetmeyeceğini düşünen İstihbarat Müdürü Albay Sandherr, Dreyfus'un suç dosyasını kabartmak için düzmece belgeler hazırlatır. Binbaşı Henry sanığın yazısını taklit eder; Binbaşı du Patty de Clam da bunları açıklayıcı bilgilerle donatır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş Bakanlığı bu dosyayı gizli damgasıyla askeri mahkemeye ulaştırır. Savcı, iddianameyi bazı varsayımlara dayandırır: "Dikkat çekecek kadar güçlü bir belleğe sahip olması", "fazla kültürlü olması", çok iyi Almanca bilmesi gibi özellikleri nedeniyle Dreyfus casusluk yapabilecek bir kişidir. Sanığın gittiği savlanan yerlerden getirilecek "olası tanıklar kuşkulu" kimselerdir'. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava sırasındaysa tanıklıklar ciddiyetten yoksun, hatta gülünç bir biçimde yapılır. Sanığın suçlu olduğunu adını vermediği "şerefli bir adamın" uyarılarından anlayan Henry, bu konuda ant içerken bir eliyle de İsa'nın resmini gösterir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalı oturumlarla sürdürülen hızlı bir yargılama sonunda, Dreyfus vatana ihanet suçundan mahkum olur. Yaşam boyu cezasını çekmek üzere Şeytan Adası'na yollanacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak daha önce bir muhafız, halkın önünde, hainin üniformasındaki apoletleri, düğmeleri söker; kılıcını kırar. Halk, bu aşağılama törenini "Yahudiler'e ölüm", "haine ölüm", "kahrolsun Yuda" sloganları atarak izler. Dreyfus Şubat 1898'de Şeytan Adası'na gönderilmek üzere gemiye binerken de taşkınlıklar sürer.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ailesi, basının kışkırttığı bu düşmanca ortamda Dreyfus'un suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışmaktadır. Militan basından geri kalmamak için büyük gazeteler de kendilerini bu havaya kaptırırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir subay hiçbir kanıt olmadan, ısmarlama bilirkişi raporları, varsayımlara dayanan bir iddianame, gülünç tanıklıklar ve sahte belgelerle vatana ihanet gibi ağır bir suçtan hüküm giymiştir. “ &lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Dreyfus Davası: Gerçek ve Adalet Savaşçısı Zola - Gül Tekay BAYSAN -Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi - Cilt: 19 / Sayı: 1/ ss. 181-195  )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dava sürecini anlatan bu cümleler size de tanıdık geliyor mu ? Dreyfus Davası’nda gerçeğin ortaya çıkmasında büyük payı olan Fransız edebiyatının ünlü yazarı Emile ZOLA’nın bu katkılarını ve sonuçlarını gelecek hafta yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 13 MAYIS 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-4603217136019976869?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/4603217136019976869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=4603217136019976869&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4603217136019976869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4603217136019976869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/05/115-yl-sonra-hukuk-adalet-ve.html' title='115 yıl sonra… Hukuk, Adalet ve Gerçek…DREYFUS DAVASI VE ZOLA - 1'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-6583179433672186023</id><published>2009-05-04T11:21:00.008+03:00</published><updated>2009-05-04T11:39:27.646+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>KIR ÇİÇEKLERİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;KIR ÇİÇEKLERİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 8 ve 15 Nisan tarihli yazılarımı aynı cümlelerle bitirdim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;“ Bu haftalık ta bu kadar… Siyasetin, ekonominin gündemi çok yüklü. Bu gündemi izlemek sıkıcı ama bir başka gündem daha var… İzlemesi çok keyifli. Doğanın bahar gündemi… Çiçekler, kuşlar, yağmur, güneş… Baharda yaşamak ve doğayı izlemek öyle keyifli ki…   &lt;/em&gt; “ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu hafta ise bu cümleleri yazımın başına alıyorum… Dünyanın ve Türkiye’nin gündeminden sıkıcı haberleri görmezden, duymazdan geliyorum. Ya da bardak örneğinde olduğu gibi bardağın dolu yanına bakıyor ve umutlu olmak istiyorum. Bu bahar iyimserliği ile geçen haftanın olaylarından sadece ikisine kısaca değinip kırlardan derlediğim çiçeklerden söz edeceğim… Tüm dünyada yayılan domuz gribinin karamsarlığına, teröre ve Fethullahçı medyanının çirkinliklerine inat… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen haftanın en önemli olaylarından biri kuşkusuz 1 Mayıs kutlamaları idi. Bu yıl 1 Mayıs nerdeyse dünyanın tüm ülkelerinde kutlandı. Japonya’dan, Pakistan’a, Fransa’dan Küba’ya kadar tüm ülkelerde çok renkli kutlama görüntüleri vardı. Bu görüntüleri 1 Mayıs günü hem televizyonlardan hem de yazılı medyanın internet sitelerinden keyifle izledim… Haber ajansları sadece 3 ülkeden çatışma görüntüleri verdi… Almanya, Yunanistan ve Türkiye… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu yıl da Türkiye 1 Mayıs’a geçen yıl ki “orantısız güç” görüntülerini anımsayarak tedirginlik içinde geldi… Ancak sokak aralarında polis – gösterici çatışmalarını saymazsak bu yıl 1 Mayıs’ta en çok kullanılan sözcükle “makul sayı” da işçinin 31 yıl sonra Taksim’de yaptığı anma ve kutlama ile gelecek yıllar için umutlu bir gün oldu. Öncelikle Hükümetin tüm dünyada olduğu gibi 1 Mayıs’ı “ Emek ve Dayanışma Bayramı” olarak yasalaştırması ilk olumlu işaretti. Türkiye’de 1 Mayıs kutlamalarının 100.yılında devletin ve sendikaların “makul sayı” pazarlıkları ile devletin “Taksim kabusu” işçilerin “Taksim hasreti” bitti. Bu  anlamda 3 konfederasyon ayrı ayrı makul sayıda gelse de Taksim Meydanı’nda çok hoş görüntüler vardı. 77 1 Mayıs’ında işçilerin üzerine ateş açılan otelin pencerelerine asılan bir pankart ise günün en anlamlı pankartıydı. “ &lt;strong&gt;1 Mayıs 77’de buradan ateş edenler BU-LUN-SUN !” &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          32 yıl önce o katliama tanık olmuş bir yurttaş olarak benimde 32 yıldır talebim buydu. Türkiye siyasi tarihinin bu kara sayfasının aydınlatılması için umutlu adımlar atılır artık… Önümüzdeki yıllarda 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramının Taksim’de tüm işçilerin katılımı ile kutlanmasını umut ediyorum.        Farklılıklara karşın 3 işçi konfederasyonumuz bu bayramda olsun bir aya gelirler. Bu yıl bu anlamda Fransa’daki kutlamalar bize örnek olmalı. Fransa’nın tüm işçi konfederasyonları ( 7 adet ) bu yıl bir arada ve 360 kentte milyonların katılımı ile 1 Mayıs kutladılar. Kapitalizmin küresel krizine karşı işçi sınıfının taleplerini haykırdılar… Biz de neden olmasın ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Hafta sonunun en güzel olaylarından birisi de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin 20. yaşını Fazıl Say konseri ile kutlaması idi. ÇYDD Genel Başkanı Türkan Saylan Hoca’nın tekerlekli sandalyesi ile katıldığı konser gelecek için insana umut veren bir etkinlikti. Çağdaşlığın ve sanatın bu ülkenin gençlerine ne güzel yakıştığını görmek insana umut veriyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bu hafta umutlu yazı yazmamın bir başka nedeni daha var. Bu neden de bu sütunlarda 17 Aralık 08 tarihinde yazdığım &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“İznik Mavi Çini’den İznik Kültürü’ne… “ İZNİK Dün – Bugün - Yarın I ”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;    başlıklı  yazıma  Bursa’dan bir öğrencinin yaptığı yorum oldu. Bu yazımı internette bulup okuyan ve yorum yazan öğrenci kardeşimin yorumunu noktasına virgülüne dokunmadan olduğu gibi sizinle paylaşmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        “&lt;em&gt; merhaba ben bir iznik aşığıyım ve gerçekten yazınıza hayran kaldım... bursa merkezde oturuyorum ancak izniğe birkaç kez gittim... onun dışındada internette araştırma yaptım... gerçekten türkiyenin yavrusu... tarihi bir kentte olabilecek herşey var. kültür başkenti ve daha fazlası... şimdiki belediye başkanı katliam yapıyor orası ayrı mesele... hayalimde mimarlık okuyup izniğe belediye başkanı olmak var... tabii görevimi kötüye kullanıp mütahitlerin elinde eserleri gezdirmem ! her işin adabı vardır. ayasofya inşaat şirketinin elinde eriyip bitti... mail adresimden bana ulaşırsanız sevinirim “&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Fazla söze, yoruma gerek var mı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          İki yazımın sonunda kullandığım ve bu yazının başına koyduğum cümleleri biraz açmak istiyorum. Dost okurlarımın bildiği gibi son yıllarda fotoğraf çalışmalarım yazılarımın önüne geçti. Özellikle de bu bahar günlerinde yaşadığım köyün kırlarında elimde fotoğraf makinesiyle kır çiçeklerinin fotoğraflarını çekmek için dolaşıp duruyorum. Kır çiçeklerinin sadece fotoğraflarını çekmekle kalmıyorum. Bu çiçekler hakkında araştırmalar yapıyor. Onların latince adlarını, yerel adlarını saptadıktan sonra özeliklerini öğreniyorum ve bu bilgilerle arşivliyorum. Artık neredeyse hangi tepede, hangi ağacın yanında hangi çiçek var bilebiliyorum. Bu uğraşım da  bana bu bahar aylarında doğrusu büyük keyif veriyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Bu çalışmalarımdan dört tanesini sizinle paylaşmak istiyorum.  Kır çiçeklerinden bu küçük derlememi Hıdırellez armağanı olarak kabul edin lütfen…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 6 MAYIS 09&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sf6nFZMxh4I/AAAAAAAACJE/bNMuar5KuzM/s1600-h/Chrysanthemum+coronarium.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 260px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sf6nFZMxh4I/AAAAAAAACJE/bNMuar5KuzM/s400/Chrysanthemum+coronarium.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331882719958894466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sf6ncVPQzOI/AAAAAAAACJM/han5sT8R_Vc/s1600-h/Lupinus+angustifolius.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 279px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sf6ncVPQzOI/AAAAAAAACJM/han5sT8R_Vc/s400/Lupinus+angustifolius.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331883114032581858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sf6n0liSNyI/AAAAAAAACJU/AkWYRkNMx0c/s1600-h/Onasma+nanum.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 294px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sf6n0liSNyI/AAAAAAAACJU/AkWYRkNMx0c/s400/Onasma+nanum.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331883530724194082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sf6oNYxoEvI/AAAAAAAACJc/g4S_3V9oYdI/s1600-h/Verbascum+lydium.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 275px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sf6oNYxoEvI/AAAAAAAACJc/g4S_3V9oYdI/s400/Verbascum+lydium.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331883956795609842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-6583179433672186023?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/6583179433672186023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=6583179433672186023&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6583179433672186023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6583179433672186023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/05/kir-cicekleri.html' title='&lt;strong&gt;KIR ÇİÇEKLERİ&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sf6nFZMxh4I/AAAAAAAACJE/bNMuar5KuzM/s72-c/Chrysanthemum+coronarium.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-6117455501823553966</id><published>2009-04-29T13:01:00.000+03:00</published><updated>2009-04-29T13:01:55.001+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SfgldSSpd1I/AAAAAAAACI8/Og-KHSNmtCs/s1600-h/1mayis.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 346px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SfgldSSpd1I/AAAAAAAACI8/Og-KHSNmtCs/s400/1mayis.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330051344049469266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-6117455501823553966?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/6117455501823553966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=6117455501823553966&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6117455501823553966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6117455501823553966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/04/blog-post_29.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SfgldSSpd1I/AAAAAAAACI8/Og-KHSNmtCs/s72-c/1mayis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1724219468169235785</id><published>2009-04-27T13:25:00.001+03:00</published><updated>2009-04-27T13:28:10.836+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt; AÇIKLAMA&lt;br /&gt;“ Erzurum’dan ABD’ye bir yol hikayesi&lt;br /&gt;  Fethullah Gülen’in önlenemez yükselişi “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Başlığıyla başladığım yazı dizisinin blogumda çok yer kaplayacak olması,bu arada güncel gelişmelerden uzaklaşmamak ve de yazının bütünlüğünü de düşünürek ilgilenen arkadaşlar için  bu yazının İngilizce ve Türkçe linklerini vermek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Türkiye’de olup biteni, ergenekon dalgalarını, cemaat ve iktidar yanlısı medyanın yazılarını anlamak açısından okunmasında yarar olan bir yazı. Yazının tümüne katılmak mümkün değil. Bu nedenle tartışmaya açık, herkesin kendince değerlendireceği bir yazı… Cemaat medyasının bu yazıdan çok rahatsız olmasının bir anlamı olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bilgilerinize sunarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.meforum.org/2071/fethullah-gulenin-buyuk-ihtirasi&lt;br /&gt;http://www.meforum.org/2045/fethullah-gulens-grand-ambition&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Linklerin orijinali " BAĞLANTILARIM" bölmündedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1724219468169235785?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1724219468169235785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1724219468169235785&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1724219468169235785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1724219468169235785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/04/aciklama-erzurumdan-abdye-bir-yol_27.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-5820857975528306517</id><published>2009-04-27T01:24:00.004+03:00</published><updated>2009-04-27T01:38:40.507+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Erzurum’dan ABD’ye bir yol hikayesi&lt;br /&gt; Fethullah Gülen’in önlenemez yükselişi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yazı Dizisi  :  ( 1 ) GİRİŞ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Son haftalardaki yazılarımda kısa kısa da olsa “Takkeli Herkül” Fethullah Gülen’den söz ettim. Son 20 yılda Türkiye’nin hem içeride hem dışarıda en çok tanınan, ulusal ve uluslararası basında hakkında en çok yazı yazılan kişisi, aynı zamanda en çok sevilen, en çok nefret edilen, kısacası en çok tartışılan kişisi hiç kuşkusuz Fethullah Gülen’dir…Bir zamanlar vaaz kasetleri elden ele dolaşır, her akşam bir televizyon konalında yeni bir kasedi ortaya çıkardı. Sonra dünyanın bir çok ülkesinde açtığı “Türk Okulları” ile de gündem oluşturdu. Son iki yıldır da Türkiye’nin gündemini oluşturan “Ergenekon Davası ve operasyon dalgaları” ile bağlantılı olarak adı devamlı gündemde olan Fethullah Gülen’i savunan televizyonları, gazeteleri ile özel medyası var. Kendisine “Hocaefendi” olarak hitap edilen ve 98 yılından beri ABD’ de yaşayan Fethullah Gülen hakkında bu yılın Ocak ayında &lt;strong&gt;Amarikan Middle East Quarterly &lt;/strong&gt;dergisinde &lt;strong&gt;Rachel Sharon-Krespin &lt;/strong&gt;imzalı “ &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Fethullah Gülen'in Büyük İhtirası - Türkiye'deki İslamcılık Tehlikesi” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; başlıklı uzunca bir yazı yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SfTfSUkipXI/AAAAAAAACGo/NarNaRYpFbY/s1600-h/133789.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 296px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SfTfSUkipXI/AAAAAAAACGo/NarNaRYpFbY/s400/133789.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329129764938753394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bu yazıyı &lt;strong&gt;Cumhuriyet Gazetesi &lt;/strong&gt;15 Ocak 09 tarihinde `&lt;strong&gt; Gülen imparatorluğu`&lt;/strong&gt; manşet haberi ile okuyucularına duyurdu. &lt;strong&gt;Milliyet Gazetesi &lt;/strong&gt;de “&lt;strong&gt;Gülen cemaati devleti ele geçirdi  &lt;/strong&gt;“ başlığını kullanıyordu. Aynı gün başta &lt;strong&gt;Zaman Gazetesi &lt;/strong&gt;olmak üzere Hocaefendi medyası “ &lt;strong&gt;Cumhuriyet Fethullah Gülen’e Saldırdı&lt;/strong&gt;” başlıklı aynı haberi ortak kullanıyorlardı. 17 Ocak’ta Zaman Gazetesi Washington Temsilcisi Ali H. Aslan “&lt;strong&gt; ABD’de yazılan her şeye neden itibar edilemez ?&lt;/strong&gt;” başlıklı haberi ile Rachel Sharon-Krespin’in yazısının etkisini kırmaya çalışıyordu. Hocaefendinin müritleri ise Amerikan dergisinde çıkan yazıyı haberleştiren başta Cumhuriyet Gazetesi olmak üzere kendileri dışındaki herkese “Ergenekon” sopasını göstererek inanılmaz tehditler savuruyorlardı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bir yandan da Mehtap Tv.den Ali Ünal gibi Hocaefendi’yi yüceltiyorlardı… “  &lt;em&gt;120'ye yakın ülkeye yayılmış hizmetleri, müesseseleri görmeyerek, bütün dünyada iletişim koridorları açan ve günümüzde İslâmî-insanî hizmetlerin en temel zeminini oluşturan hoşgörü ve diyaloğa, bunu benimseyen insanlara ve Hocaefendi'ye bir defa daha saldırı adına kullanabilmektedir.&lt;/em&gt; “ Kısacası Rachel Sharon-Krespin’in Fethullah Gülen yazısı medya dünyasını karıştırmaya yetiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 98 yılından beri Türkiye’ye gelemeyen, Suudi Arabistan ve İran gibi İslam ülkelerine gidemeyen Fethullah Gülen ABD’den beyaz takkesi ile Herkül.org internet sitesinden kendi imparatorluğunu ve Türkiye’yi yönetmeye çalışıyor… Fethullah Gülen’i anlatan Rachel Sharon-Krespin’in bu uzun yazısının Türkçesini İznik DOĞUŞ okurlarına ve blogumdaki okurlarıma bölümler halinde sunmak istiyorum. Daha önce ulusal basında yayınlanan, internet ortamında dolaşan bu yazıdaki görüşlerin tümüne katıldığımı söyleyemem. Bu yazıyla Fethullah Gülen’i biraz daha tanımış olacaksınız. Bu giriş bölümünden sonra buyurun ilk bölümü okumaya…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fethullah Gülen'in Büyük İhtirası&lt;br /&gt;Türkiye'deki İslamcılık Tehlikesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Türkiye'nin iktidar partisi AKP, yonetiminin yedinci yılına girerken Türkiye artık bu partinin ikitidarı eline geçirdiği yıldaki laik ve demokratik ülke değildir. AKP bürokrasiyi kendi kontrolü altına geçirerek Türkiye'nin temel kimliğini değiştirmiştir. AKP'nin yükselişinden önce Ankara'nın yüzü Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'ya çevriliydi. Bugün, Avrupa Birliği'ne katılma retoriğine karşın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırıp Rusya ve İran'a yaklaştırmış ve Türk dış politikasının Orta Doğu'daki pozisyonunu yeniden şekillendirerek, İsrail'e duyulan sempatiden vazgeçip Hamas, Hizbullah ve Suriye'ye yönelik dostlukları geliştirmiştir. Amerikan karşıtı, anti-Hırıstiyan ve anti-Semitik duygular artış göstermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Türkiye'nin bu radikal dönüşümün ardında sadece AKP'nin siyasi makinası değil, gizemli Hocaefendi Fethullah Gülen tarafından yönetilen sinsi İslamcı tarikat da vardır. Bu İslamcı tarikat, kendini hoşgörü ve uzlaşma savunucusu olarak göstermeye çalışıyor olsa da, tam tersi birtakım karanlık işlerin peşinde koşmaktadır. Bugün Fethullah Gülen ve takipçileri, yani Fethullaçılar, sadece iktidarı etkilemekle yetinmiyor, iktidarı ele geçirmeye çalışıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bugün Türkiye'de 85 bin cami var. Yani, her 800 vatandaşa bir cami düşüyor. Bunu bir de hastane sayısıyla karşılaştıralım: Her 60 bin vatandaşa bir hastane. Türkiye'de kişi başına düşen cami sayısı dünyadaki en büyük orandır. Bir de 90 bin imamı düşünün. Doktor ve öğretmen sayısından daha çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Türkiye'de medrese benzeri binlerce imam-hatip okulu ve sayısı 4.000'i aşan devlet destekli resmi Kuran kursları var-bu rakama gayri resmi Kuran kursları dahil değildir. Onları da eklerseniz, en az on kez daha büyük bir rakamla karşılaşabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Diyanet İşleri Başkanlığı'nın harcamaları beşe katlanmıştır. 2002'de 553 trilyon Türk lirası (yaklaşık 325 milyon Amerikan doları) harcama yapmış olan başkanlık, harcamalarını AKP'nin ilk dört buçuk yıllık iktidarı sırasında 2.7 katrilyon liraya çıkarmıştır. Bu başkanlığın bütçesi diğer sekiz bakanlığın toplam bütçesinden daha büyüktür.[1] (*) Yazıdaki bu dipnotları son bölümde yayınlayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Türkiye'de Cuma namazına katılım oranı, İran'ınki aşıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay'ın hükümlerine karşın, devlet okullarında zorunlu Sünni İslam eğitimi devam ediyor.[2] Hem Başbakan Erdoğan, hem Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu "ulemaya danışalım"a karşı gösterilen tepkileri eleştirmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           Bütün bu gelişmeler arasında, Fethullah Gülen Türkiye'nin siyasi platformunu şekillendirmeye çalışan bir aktör olarak ortaya çıkıyor. Bunu yaparken de hem AKP'nin içindeki yandaşlarını kullanıyor, hem de cemaatin inanılmaz derecede büyük medya imparatorluğunu, finans kurumlarını, bankalarını, işletme birimlerini, binlerce okul, üniversite, ışıkevleri ve benzeri kurum ve kuruluşlardan oluşan uluslararası ağını harekete geçiriyor. Fethullah Gülen bir finans imparatorudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          En iyi tahminlerle, 25 milyar dolarlık kontrol dışı ve karanlık bir bütçesi var.[3] Fethullahçı cemaatin AKP'yi doğrudan destekleyip desteklemediği, AKP'yi iktidara getiren güç olduğu henüz tam anlamıyla kanıtlanmamış olsa da, detaylar o kadar da önemli değil. Her ne olursa olsun, Fethullah hareketi AKP'nin iktidara gelmesini sağlayan en büyük güçtür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;/// Devam edecek///&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 29 NİSAN 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-5820857975528306517?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/5820857975528306517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=5820857975528306517&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5820857975528306517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5820857975528306517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/04/erzurumdan-abdye-bir-yol-hikayesi.html' title=''/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SfTfSUkipXI/AAAAAAAACGo/NarNaRYpFbY/s72-c/133789.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-3080325102120377215</id><published>2009-04-19T14:42:00.002+03:00</published><updated>2009-04-19T14:48:12.514+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>İki Yıl Önce ve Bugün…NE ŞERİAT NE DARBE</title><content type='html'>&lt;strong&gt;İki Yıl Önce ve Bugün…&lt;br /&gt;        NE ŞERİAT NE DARBE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu haftalık yazımı yazmak için Pazartesiyi beklemeden Pazar günü yazıyorum. Hafta başında ne olur ne olmaz… Türkiye’de gündem yine bir dalga ile değişebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen hafta Pazartesi günü yazımı yazarken bir yandan da televizyonlardan Ergenekon’un 12.dalgasını izliyordum. Türkiye bir hafta boyunca bu dalgayı konuştu, yazdı, okudu ve tartıştı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu 12.dalga adı verilen operasyonun sonucu gözaltına alınan kırktan fazla kişiden çoğunluğu ÇYDD ve ÇEV çalışanları iki-üç günün sonunda serbest bırakılırken Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, Uludağ Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, İnönü Üniversitesi eski rektörü Prof.Dr.Fatih Hilmioğlu, 19 Mayıs Üniversitesi eski rektörü Prof.Dr.Ferit Bernay, Van 100.Yıl Üniversitesi eski rektör yardımcısı Prof.Dr.Ayşe Yüksel ve Prof.Dr.Erol Manisalı tutuklanarak cezaevine konuldu. Cezaevinde rahatsızlanan dünyanın ünlü cerrahlarından Prof.Dr.Mehmet Haberal İstanbul Üniversitesi Hastanesi yoğun bakım üniversitesinde yaşam mücadelesi veriyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof.Dr. Türkan Saylan ise zaten hastanede kanser tedavisi gördüğü için gözaltına alınmamıştı. Ancak Türkan Hoca’nın evi, ÇYDD Genel Merkezi ve Şubeleri saatlerce aranmış, tüm bilgisayarlara, evraklara el konulduğundan derneğin burs verdiği 40 bin öğrenci bu ay burslarını alamadı. Türkan Hoca ilerlemiş hastalığına ve yaşına karşın hafta boyunca dik durdu. Her televizyon programına katılarak olup biteni anlattı. Ancak hafta sonunda kendi deyimiyle onun da pili bittiğinden pilini şarj etmek ve son nefesine kadar mücadelesini sürdürmek için tekrar hastaneye döndü… Geçen haftanın en kısa özeti bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu 12.dalganın tepkilerinden de birkaç satırbaşı vereyim…Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in gözaltına alınarak Ankara’dan İstanbul’a götürülen Prof.Dr.Mehmet Haberal’ı havaalanında uğurlaması ve bu uğurlamaya Milli Eğitim Bakanının eleştirisi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin burs verdiği öğrencilerine burs vermek için halktan gelen müthiş destek… Fazıl Say ve Genco Erkal başta olmak üzere diğer sanatçılardan gelen destekler. Dün de yüzbinlerin Ankara’da Anıtkabir buluşması. Bunlar olumlu tepkiler. Bir de ulusal basındaki tepkiler var. Vakit Gazetesi’nin aşağılık saldırıları Türkan Hoca’nın hastalığını bile kullanarak daha da iğrençleşerek sürdü. Taraf Gazetesi’nin “ Postallı Profesörler” başlığı kendi yazarlarının bile tepkisini çekti. Aklı başında hukukçuların bu dalgadaki hukuka karşı usulsüzlük vurgulamalarına da değindikten sonra siyasilerin tepkilerine ve tepkisizliklerine hiç değinmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu konu ile ilgili olarak bugünden iki yıl öncesine 07 yılına bir geri dönüş yapıyorum. İki yıl önce bahar aylarında Türkiye’nin gündeminde Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Cumhuriyet mitingleri vardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu gazetede yani İznik DOĞUŞ Gazetesi’nde o günlerde yazdığım yazılarımın ikisinden alıntı yaparak o günleri anımsıyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 28 Mart 07 tarihli DOĞUŞ’taki  “&lt;strong&gt; CUMHURBAŞKANI ADAYIMI AÇIKLIYORUM &lt;/strong&gt;“ başlıklı yazımın son paragrafı şöyleydi :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “&lt;em&gt; Siyaset oyununu terk etmiş bir seyirci, bir yurttaş olarak gönlümdeki adayı  açıklayarak bu yazıyı bitireyim.  Bir kere zaman zaman sigortası atan, Cumhuriyetin temel ilkelerine inanmayan, bana göre çağdışı görüşleri olan Sayın Başbakanı asla Çankaya’da görmek istemiyorum… Gönlümdeki aday çağdaş bir yaşamı savunan, bu ülkenin temel meselesini eğitim olarak gören bu konuda yüreklice çalışan güzel insan Sayın Türkan SAYLAN’ı Çankaya’da görmek istiyorum. Bir yurttaş olarak benim görüşüm ve isteğim de bu. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 2 Mayıs 07 tarihli yazımın başlığı ve alt başlıkları ise şöyleydi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ 27 NİSAN ÖNCESİ VE SONRASI&lt;br /&gt;Uzlaşma-İnatlaşma ve Cumhuriyet’i korumak...** Ne haki yeşili- Ne türbe yeşili- En güzeli demokrasi çiçekleri... *** 29 Nisan Cumhuriyet Bayramı “&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İşte  bu yazımın  son bölümünü de buraya aynen alıyorum… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Ama siyasal düşünceleri 40 yıldır solda olan bir insan olarak asla bir askeri darbeyi savunamam.Türkiye’nin sorunları asla askeri darbelerle askeri yönetimlerle çözülemez. Cumhuriyet’in koruyucusu da sadece askerler değildir.Türkiye’nin sorunları demokrasi ile çözülür. Cumhuriyet’i korumak ta 14 ve 29 Nisan’da olduğu gibi halkın görevidir. Halk bu görevinin de bilincinde olduğunu da göstermiştir.&lt;br /&gt;Cumhuriyet’e ve Demokrasiye sahip çıkan milyonlarca insan 14 ve 29 Nisan’larda yazımın ikinci alt başlığı olan sloganı atmıştır ki aynen katılıyorum...&lt;br /&gt;Ne haki yeşili-Ne türbe yeşili-En güzeli demokrasi çiçekleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             29 Nisan Pazar günü İstanbul Çağlayan Meydanı’ndaki Cumhuriyet mitingindeki milyonlarca insandan biriydim. O bayrak selini, o coşku selini, Cumhuriyet’i korumadaki o kararlılığı, insanca korkuyu, güveni, mutluluk göz yaşlarını görmeliydiniz, yaşamalıydınız... O mitingi hiç bir siyasi parti düzenleyemez. O kendiliğinden bir mitingdir. O mitingte AKP iktidarının uygulamaları, laiklik ve Cumhuriyet’e karşı siyaseti eleştirilmiştir.&lt;br /&gt;             Ama aynı zamanda muhalefet partilerine “BİRLEŞİN !” mesajı verilmiştir.&lt;br /&gt;             Benim için İstanbul Çağlayan Cumhuriyet mitingi bir Cumhuriyet Bayramı’dır. Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun !&lt;br /&gt;          1 Mayıs İşçi Bayramı’nı da kutluyorum...30 yıl önce 1 Mayıs 77’de katledilen insanlarımızı da saygılarımla anıyorum.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl önce o Cumhuriyet mitinglerinin düzenleyici ve konuşmacılarından biriydi Prof Dr. Türkan Saylan… Basından öğrendiğimize göre Ergenekon’un 12.dalgasında tutuklananlara bu mitingler soruluyormuş… Ne diyelim ? Bu Ergenekon savcılarının işi de çok zor. O kadar insanı sorgulamak kim bilir kaç yıllar sürer. O kadar insanı içine alacak hapishaneler yapmak ta ülke ekonomisini bayağı sarsar… IMF’den gelen para da yetmez…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta  Ergenekon’un 12. dalgasının gölgesinde kalan bir haber gözlerden kaçtı. Beni de yalanlayan bir haber bu… Geçen haftaki yazımda ben “ takkeli herkül “ Fethullah Gülen’in ABD’de CIA ve FBI korumasında yaşadığını yazmıştım ya meğer öyle değilmiş… Bakın geçen hafta ajanslara düşen ve gölgede kalan haberin başlığına… &lt;em&gt;“Vakit Gazetesi Yazarı Abdurrahman Dilipak'tan Fethullah Gülen ve cemaatini çok kızdıracak sözler: "Gülen cemaatini sadece ABD"den ibaret görmemek gerek. Vatikan’ la da ilişkisi var"&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl yazmak istediğim konu olan Ergenekon dalgaları – Fethullah Gülen – Türkan Saylan ilişkisine yer darlığı nedeniyle değinemiyorum. Bir yanda kadını türbanı, çarşafı ile evine kapatmak, toplumsal hayattan çekmek isteyen, eğitimi de Taliban zihniyetiyle sadece Fethullah Gülen okullarında okutmak olarak gören bir  zihniyet var. Bir yanda da “Baba Beni Okula Gönder” gibi kampanyalarıyla kızları okutmaya, özgürleştirmeye çalışan Türkan Saylan’ın öncülük ettiği çağdaş yaşam zihniyeti var… Bu iki zihniyetin çatışması olan bu gündem maddesini izlemeye devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ben kendi adıma iki yıl önceki durduğum yerdeyim. Aynı Türkan Hoca gibi iki yıl önce de bugün de haykırıyorum… &lt;strong&gt;NE ŞERİAT NE DARBE !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 22 NİSAN 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-3080325102120377215?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/3080325102120377215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=3080325102120377215&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/3080325102120377215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/3080325102120377215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/04/iki-yl-once-ve-bugunne-seriat-ne-darbe.html' title='&lt;strong&gt;İki Yıl Önce ve Bugün…NE ŞERİAT NE DARBE&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-896687309310322765</id><published>2009-04-13T11:39:00.000+03:00</published><updated>2009-04-13T11:41:46.120+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>RÜZGAR VE DALGALAR</title><content type='html'>&lt;strong&gt;RÜZGAR VE DALGALAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu gazetede ve blogumda yayınladığım yazılarımı Pazartesi sabahları yazıyorum. Bir hafta öncesinin olaylarını değerlendirmek ve haftanın gündemi olabilecek olaylar hakkında düşüncelerimi aktarıyorum. Ben 13 Nisan Pazartesi sabahı 6-12 Nisan haftasının olaylarını değerlendirmek için bilgisayarımın başına oturduğumda televizyonlar Ergenekon’un 12. dalgasının haberlerini canlı olarak veriyor. Televizyonların canlı yayınlarında  Ankara- İstanbul- Bursa- Adana- Samsun ve Van gibi 18 ilde 50 kişi hakkında operasyon düzenlendiği, bu kentlerdeki eski üniversite rektörlerinin gözaltına alındığını izliyorum. Arama yapılan noktalardan biri de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Merkez ve şubeleri ile Genel Başkan Prof.Dr. Türkan SAYLAN’ın evi… Şu aşamada söylenecek ve yazılacak hem çok şey var hem de yok… Anlaşılan bu dalgalar devam edecek… İzlemeye devam ediyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen hafta 6 Nisan Pazartesi sabahı yazdığım “GÜNDEMDEN KISA KISA” başlıklı yazımda ABD’den fetva ve talimatlar gönderen Fetullah Gülen için “takkeli herkül” tanımlamasını yapmıştım. Çünkü bir süredir Fetullah Gülen’in vaaz ve yandaşlarına talimatlarını “www.herkul.org “ sitesinden izliyordum. F.Gülen’i bu konuşmalarında beyaz takkesi ile görünce ve sitesini adı ile birleştirince doğal olarak bu tanım ortaya çıktı. Benim Pazartesi bu tanımlamayı yapmamdan üç gün sonra Çarşamba akşam üstü bu “herkül” sitesinin adı ve F.Gülen’in yeni açıklamaları ulusal basın haber ajanslarına düştü. Perşembe günü gazetelerde okumuşsunuzdur. Neden takke ? Neden “Herkül” ? Herkül denilen eski Yunan tanrısı müslüman mıydı acaba ? Gelecek hafta F.Gülen’e bir mektup ta ben yazıp soracağım… Takkeli Herkül herhalde bana da bir yanıt verir… ABD’de özgür yaşamaya devam eden F.Gülen fetva ve talimatları ile Türkiye’yi yönlendirmeye devam ediyor… Nasıl olsa kimse onun CIA ve FBI tarafından korunan evini sabahın köründe arayamıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen hafta Türkiye’den Obama geçti… Hani o ünlü roman ve filmin adı gibi. “Rüzgar Gibi Geçti”… Geçen haftaki yazımda Obama’nın gelişinde bu ziyareti protesto edenlerin haberlerine ulusal basında yer verilmediğini yazmıştım. Bu protesto eylemleri dış basında yer alınca bizim ulusal basın da yer vermek zorunda kaldı. Bu protesto eylemlerinden en çok ses getireni Greenpeace isimli çevreci örgütün Boğaz Köprüsü’ndeki pankart eylemi idi. Üç dilde yazılan pankartta ne yazıyor du ? “ BARIŞ İÇİN İKLİMİ KORU”. Başkan Obama Türkiye’den İslam dünyasına ve Türkiye’ye mesajlar verdi… Şimdi bu mesajlar tartışılıyor. Türkiye de zaman zaman kullanılan bir halk deyişi vardır. Hani şu baldız – enişte muhabbetine dair… “ Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü ?”  ABD’nin yeni Başkanı Barack H. Obama şirin bir adam… Ama bu şirin adamla yapılan makyaj da ABD emperyalizminin dünya üzerindeki çirkin yüzünü gizlemeye yetmez…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen haftaki yazımın bir bölümünde İstanbul Beşiktaş’ta polisin Beşiktaş taraftarlarına “orantısız güç” kullandığına değinmiştim. Uzun süredir futboldan biraz soğumuştum. Maçlara gitmediğim gibi televizyonlardan bile izlemiyordum. Geçen haftanın önemli gündemlerinden biri de GS - FB arasında oynanacak derbi maçtı. İki takım arasındaki derbi rekabetinin 100.yılı olması nedeniyle hadi televizyondan izleyeyim dedim. Keşke izlemez olaydım… Futbol maçı gibi başlayan futbolun oynanmadığı maçta 93.dakikada boks maçı olarak sona erdi… Hakemin sadece 4 kırmızı kartla geçiştirdiği bu maçtan sonra boksör futbolcuların açıklamaları ise tüyler ürperticiydi… Futbol maçı yerine boks maçı yapanlar izleyenlerden, taraftarlarında özür dileyeceklerine sahte dostluklarını ve kinlerini savunuyorlardı. Herhalde bu hafta en çok konuşulacak olaylardan birisi de bu maç sonrası yaşananlar olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu haftaki yazımı da geçen haftaki yazımın son paragrafı ile bitiriyorum :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;“ Bu haftalık ta bu kadar… Siyasetin, ekonominin gündemi çok yüklü. Bu gündemi izlemek sıkıcı ama bir başka gündem daha var… İzlemesi çok keyifli. Doğanın bahar gündemi… Çiçekler, kuşlar, yağmur, güneş… Baharda yaşamak ve doğayı izlemek öyle keyifli ki… “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 15 NİSAN 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-896687309310322765?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/896687309310322765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=896687309310322765&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/896687309310322765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/896687309310322765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/04/ruzgar-ve-dalgalar.html' title='&lt;strong&gt;RÜZGAR VE DALGALAR&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-5372844622576145823</id><published>2009-04-06T11:58:00.003+03:00</published><updated>2009-04-06T12:09:00.355+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>GÜNDEMDEN KISA KISA…</title><content type='html'>&lt;strong&gt;GÜNDEMDEN KISA KISA…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bazı bilim insanlarına ve yazarlara göre  “İletişim Çağı” ndayız ya ondan olacak dünyanın ve Türkiye’nin gündemi öylesine hızlı değişiyor ki yetişebilene aşk olsun… Bu nedenle bu hafta tek bir konu yazmak yerine hızla değişen bu gündemin haberlerinden gözümüze takılanlara ve aklımızda kalanlara kısa kısa değinmek istedim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 6 Nisan Pazartesi sabahı bu yazıyı yazarken bir yandan gözüm televizyonda…Euronews kanalından haberleri izliyorum. En sıcak gündemden başlayarak geriye doğru gideyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bizim ulusal basının “ &lt;strong&gt;WELCOME MR. PRESIDENT  &lt;/strong&gt;- Hürriyet “ , “ &lt;strong&gt;Hoşgeldin Hussein &lt;/strong&gt;! – Taraf”, “ &lt;strong&gt;Hüseyin mi Barac mı &lt;/strong&gt;– Anadolu’da Vakit “,  gibi başlıklarla karşıladığı ABD’nin yeni başkanı Barack H.Obama dün gece Ankara’ya geldi. Ulusal basının önde gelen 28 gazetesinin birinci sayfalarında benzer başlıklarla Obama selamlanıyor ama hiç birinde Obama’nın gelişini protesto edenlerin &lt;strong&gt;“Obama Evine Dön !” &lt;/strong&gt;diyenlerin haberi yok… Televizyon kanalları da aynı durumda… İyi ki haberleri Euronews’ dan izliyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Obama nedeniyle bugün (Pazartesi) Ankaralılar, yarın (Salı) İstanbullular trafik çilesi çekecekler… Kısacası bu hafta Türkiye’de Obama rüzgarı esecek… Gelecek hafta da Obama’nın Türkiye’den İslam dünyasına vereceği mesajları tartışacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Pazartesi’den geriye doğru gidersek haftasonunda aynı rüzgar Avrupa’daydı… Önce hafta sonuna doğru Londra’da G-20 zirvesi… Kapitalizmin evrensel ekonomik krizine çare aramak için yapılan toplantılarda IMF ve Dünya Bankası’na 1 Trilyon Dolarlık kaynak aktarılarak krize çare aranırken Londra sokakları da protestolarla renkli ve hareketliydi… Bizim Başbakanımız bu evrensel krizin bizim ülkemizi teğet geçerken  birazcık etkilediğini, ancak IMF ile anlaşmaya varıldığını da Londra’da açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hafta sonu  AB’nin çekirdek ülkeleri Almanya ve Fransa NATO’nun 60.Yılını kutlamak için Obama’lı doğum günü partisi düzenlediler. Aynı toplantıda NATO’ya yeni genel sekreter seçimi de yapıldı. Danimarka Başbakanı Rasmussen bu göreve adaydı. Ama bizim Davos Fatihi Başbakanımız bu kez yine “one minute…” diyerek Rasmussen’in adaylığına iki yıl önceki karikatür krizi ve PKK’nın yayın organı Roj Tv nedeniyle karşı olduğunu açıklayınca AB telaşlandı… Berlusconi-Erdoğan telefon şovu ve araya Obama’nın girmesiyle bu itiraz geri çekildi ve Rasmussen yeni NATO genel sekreteri olarak İstanbul’a gelebildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Cumartesi günü başta Fransa’nın Strasbourg kenti olmak üzere Avrupa’nın bir çok kenti ve İstanbul’da  “ &lt;strong&gt;NATO’YA HAYIR &lt;/strong&gt;!” “&lt;strong&gt;60 YIL YETER &lt;/strong&gt;!” diyenlerin sesleri yankılandı… Bu “&lt;strong&gt;NATO’YA HAYIR &lt;/strong&gt;!” pankartı beni 34 yıl öncesine götürdü… 75 yılında bir dernek kongresinden sonra yayınladığım basın bildirisinde “ &lt;strong&gt;NATO’YA HAYIR &lt;/strong&gt;!” demiştim ve bu ulusal basında yer almıştı. 34 yıldır bir şey değişmemekle birlikte ben halâ aynı noktadayım… Bugünün gençleri gibi “&lt;strong&gt;NATO’YA HAYIR &lt;/strong&gt;!” diyorum. 60 yıl öncesinin “Soğuk Savaş” örgütü olan NATO için yapılan harcamalar dünyanın açlıkla boğuşan insanlarına ve yok olan doğamızı kurtarmaya harcansa daha iyi olmaz mı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Pazar günü ise Obama Prag’daydı… Oradan AB üyelerine net bir çağrı yaptı. Türkiye’yi AB’ne alın… Bizim ulusal medyanın alkışlarla karşıladığı bu çağrıya Sarkozy ve Merkel’in olumsuz yanıtı gecikmedi… Obama’nın Prag’dan verdiği diğer bir mesajda “nükleer silahsız bir dünya” idi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         09 yerel seçimleri bitti… İtirazları, tartışmaları bitmedi… Bazı seçim tartışmaları ise ölümle bitti. Bu seçim tartışmalarında 20 kişi yaşamını yitirdi… Bu kadar hilenin, itirazın yapıldığı seçimler üzerine yapılan yorumlar da çok ilginçti…  Bu yorumlara girmeye hiç niyetim yok… Bu seçimin gözdelerinden Adana’da Aytaç Durak ve Ankara’da Melih Gökçek’in kaç parti değitirdiğini biliyor musunuz ?  Buradan İznikli okurlarıma da benzer bir sorum var… İznik’in eski belediye başkanı Zeynel Abidin Turan kaç parti değiştirdi, kaç parti eskitti ? Şimdiki başkan Kadri Eryılmaz AKP’de başladı, bu seçim öncesi DP’nin kapsını çaldı, MHP’den tekrar seçildi. İznik’te CHP’liler seçimi kazanamadık diye hiç üzülmesinler gelecek seçimlerde Kadri Başkan CHP’nin adayı olur ve onlarda seçimi kazanırlar… Maksat sadece seçim kazanmak olduktan sonra neden olmasın ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Geçen hafta Arama-Kurtarma çalışmaları bağlamında helikopter kazasına değinmiştim… Özellikle de gazeteci İsmail Güneş’in kurtarılamamasına... Bu helikopter kazası Türkiye’nin gündeminde kalmaya devam ediyor… Arama-Kurtarma çalışmalarındaki aksaklıklar şimdi başka boyutta tartışılıyor. Tartışmanın talimatı uzaklardaki halifeden gelince yandaş medya yön değiştirdi… Amerika’da yaşayan “ takkeli herkül ” Fetullah Gülen’in “bam teli” ne dokunmasıyla bu kazanın da Ergenegon örgütünün bir eylemi olduğu iddiası gündeme düştü… 15 gün önce açıklanan Ergenekon’un 2. iddianamesinden gizli telefon dinlemeleri yayınlanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bu helikopter kazasında yaşamını yitiren TBMM önünden tekbir sesleri ile ulusal kahraman gibi uğurlanan ve Ankara’da bir tarikat dergahına defnedilen Muhsin Yazıcıoğlu üzerine efsaneler anlatılıyor… 12 Eylül 80 öncesi başta Ankara’da 7 TİP’li gencin (üçü Yenişehirliydi…) boğularak öldürülmesi olmak üzere bir sürü faşist cinayetten sorumlu olan ve bu nedenle 7,5 yıl hapis yatan Muhsin Yazıcoğlu’nun efsaneleri daha uzun sürer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bu sütunlarda Muhsin Yazıcoğlu’nun adı daha önce yayınladığım &lt;strong&gt;“TARİKATLAR VE DEMOKRASİ”&lt;/strong&gt; başlıklı yazı dizisinde geçmişti. 10 Eylül 08 tarihli yazımda 22 Temmuz 07 seçimlerinde hangi tarikatın hangi siyasetçiyi desteklediğini yazmıştık… O yazımdaki paragrafı tekrarlamak isterim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     &lt;em&gt;“ Gülen Cemaati : AKP listelerinde 30’dan fazla milletvekili adayları var. AKP’den sadece Cemil Çiçek’e destek yok… Sivas’ta BBP’li Muhsin Yazıcıoğlu ’na destek var. Milli Görüş’e destek yok…”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Gelecek haftalarda da tartışılacak olan bu gündem maddesi ile ilgili haberleri izlerken “takkeli herkül” Fetullah Gülen – Muhsin Yazıcıoğlu – Ergenekon ilişkisi aklınızda kalsın… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen haftanın ve hafta sonunun çok yoğun gündemi içinde bir olay daha var ki değinmeden geçemeyeceğim… Cumartesi günü Beşiktaş taraftarlarının futbol takımına destek için meşaleli yürüyüşüne İstanbul polisinin “orantısız güç kullanarak” müdahalesi, tekme-tokat yetmeyince su sıkması ve  biber gazı atması ile ortaya çıkan görüntüler benim aklıma aynı polisin geçen yıl ki 1 Mayıs  gösterilerindeki orantısız güç kullanmasını anımsattı… Bu yıl ki 1 Mayıs yaklaşıyor ya İstanbul polisi Beşiktaş seyircisi üzerinde hazırlık çalışması yapmış anlaşılan… Pazar günü ise aynı polis teşkilatının 164.yılı nedeniyle içlerinde İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’nün de bulunduğu Polis-Halk yürüyüşü Şişli’den Taksim’e yapılıyor… İstanbul’un Taksim Meydanı 5 Nisan’da da 1 Mayıs’ta da polise açık ama bu ülkenin işçilerine, emekçilerine yasak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu haftalık ta bu kadar… Siyasetin, ekonominin gündemi çok yüklü. Bu gündemi izlemek sıkıcı ama bir başka gündem daha var… İzlemesi çok keyifli. Doğanın bahar gündemi… Çiçekler, kuşlar, yağmur, güneş… Baharda yaşamak ve doğayı izlemek öyle keyifli ki… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ - 8 NİSAN 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-5372844622576145823?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/5372844622576145823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=5372844622576145823&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5372844622576145823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5372844622576145823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/04/gundemden-kisa-kisa.html' title='&lt;strong&gt;GÜNDEMDEN KISA KISA…&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1099239873018659696</id><published>2009-03-30T14:12:00.003+03:00</published><updated>2009-03-30T14:20:37.210+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>SEÇİM BİTTİ…İSMAİL HALÂ KARLAR ALTINDA…</title><content type='html'>&lt;strong&gt;SEÇİM BİTTİ…&lt;br /&gt;İSMAİL HALÂ KARLAR ALTINDA…&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftaki “  &lt;strong&gt;SEÇİM ve GEÇİM &lt;/strong&gt;“ başlıklı yazımı seçimden bir hafta önce Pazartesi günü yazmıştım ve seçim sonuçları ile ilgili olarak şu tahminde bulunmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;“Peki ne olacak Pazar günü ? Kim, ne kazanacak, hangi belediye kimin olacak ? Anketler bir aşağı bir yukarı sonuçları veriyor zaten… Meydan meydan dolaşan, senin benim paramla Tunceli’de buzdolabı,çamaşır makinesi gibi beyaz eşyayı seçim rüşveti olarak dağıttıran Başbakanının iktidar partisinin oyları 3-5 puan düşecek, Baykal’ın oyları adayları sayesinde 3-5 puan artacak… Sonuçta son anda olabilecek sürpriz gelişmeler olmazsa : Yolsuzluk bataklığında boğulmaya devam eden İstanbul ve Ankara’yı iktidar partisi adayları, İzmir’i ise Baykal’ın zoraki olarak aday gösterdiği şimdiki başkan kazanacak… Başbakanın iki yıl önceden hedef gösterdiği İzmir, Diyarbakır ve Çankaya eski sahiplerinde kalacak… Diğer yerler teferruat zaten…" &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir hafta sonra bu Pazartesi sabahı bu yazıyı yazarken seçim sonuçlarına televizyonlardan ve ulusal gazetelerden bakıyorum. Sandık sonuçları bir hafta önce öngördüğüm tablodan farklı değil…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen haftaki yazımın sonunda İznik seçimlerine kısaca değinmiştim. İznik seçimlerinin sonucuna da bu yazımın sonunda yine kısaca değineceğim… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yine geçen haftaki yazımın ilk cümlesi şöyleydi : &lt;em&gt;“Oh bee… Nihayet bu hafta sonu seçim kampanyası işkencesi bitiyor…  “&lt;/em&gt; Yaşamın olağan akışı içinde böyle olması gerekiyordu… Ama yaşamın içinde bazen olağanüstü olaylar da var. Geçen hafta yaşadığımız trajik bir helikopter kazası nedeniyle seçim kampanyaları Çarşamba günü bitti… Mart ayında seçim kampanyalarının seviyesizliği üzerine seçim ve siyaset yazıları yerine ulusal ve uluslararası  sorunlarımız konusunda yazılar yazmaya başlamıştım. Planladığım yazı konuları içinde insan ve doğa kaynaklı kazalar ile doğal felaketlerdeki arama-kurtarma çalışmaları da vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Arama-Kurtarma nedir ? Doğal afet ya da kazalar ; İnsan kaynaklı ve doğal kaynaklı olabilir ama ne zaman, nerede meydana geleceği, ne kadar insana zarar vereceği önceden bilinemez ve de engellenemez. İşte önceden öngörülemeyen ve önlenemeyen kaza ve afetlerden dolayı yaralı ya da ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olan ve bu durumdan kendi olanaklarıyla kurtulamayan insanları kurtarılması etkinliğine Arama-Kurtarma denir… Arama-Kurtarma konusunu gündeme getiren kazalar ve doğal afetler dünyanın her yerinde meydana geldiğinden evrensel bir sorundur. Bu evrensel sorunun tüm dünyada kabul edilmiş evrensel değerleri de vardır. Bu değerler kısaca şunlardır :  Kurtarma gönüllü bir etkinliktir. Kişisel çıkar sağlanamaz. Maddi kazanç sağlanamaz. Bir operasyonda en öncelikli konu kazazedenin kurtarılmasıdır. Kurtarma uzman kişilerce gerçekleştirilmelidir. Kurtarma bir ekip çalışmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gönüllülük esasına dayalı bir ekip çalışması olan Arama – Kurtarma çalışmalarının önemli noktalarından biri de bu etkinliğin örgütlenmesi ve planlanmasıdır. Bu etkinliğin örgütlenmesi ve planlamasının iki düzeyi vardır. Ulusal düzeyde örgütlenme ve planlama. Yerel düzeyde örgütlenme ve planlama. Bu etkinliğin örgütlenme ve planlamasında en önemli unsurların başında ise bu etkinlik içinde yer alacak sivil, resmi görevli kişilerin eğitimlerinin yapılması, donanımlarının tamamlanması ve  pratiklerinin geliştirilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Arama-Kurtarmanın bu temel değerlerinin ışığında son aylarda ulusal düzeyde yaşadığımız birkaç olayı anımsayalım ve de son trajik helikopter kazasına da kısaca değinelim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Bu olaylardan ilki Uludağ’da daracık bir alanda bir gencin Arama-Kurtarma organizasyonundaki eksiklikler ve yanlışlıklar nedeniyle kurtarılamayarak donarak ölmesi olayıdır. Bu olayda GSM şirketlerinin paradan başka hiçbir şeye önem vermemesinin ve de  resmi kurumların eşgüdüm sağlayamaması önemli etkendir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Biz de öncelikle devletin resmi kurumlarında bürokrasinin hantal yapılanması ve siyasi kadrolaşma sonucunu en son Hollanda’daki uçak kazasında gördük… Kazadan haberi olmayan, aralarında hiçbir eşgüdüm bulunmayan “&lt;em&gt;hamdolsuncu&lt;/em&gt;” siyasi kadroların Bakanın ve Genel Müdürün acele ile yaptıkları “ &lt;em&gt;uçak düştü ama ölen yok.” &lt;/em&gt;açıklaması unutulabilir mi ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen Çarşamba günü BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını taşıyan ve K.Maraş’ın Göksun ilçesindeki Döngel Köyü yakınlarında Keş Dağı’na düşen helikopter kazası sonrası yaşananlar  ise Arama-Kurtarma adına unutulmayacak, utanç verici ve ders çıkarılması gereken bir örnektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Düşen helikopterden yaralı olarak çıkan ve 112 Acil Yardım numarasını telefonla arayan gazeteci İsmail Güneş’in bu servis yetkilisi ile yaptığı telefon görüşmesinin ses kayıtları televizyonları yayınlandı… Bu servis yetkilisinin eğitimsizliği sonucu kaza anında gazeteci İsmail Güneş’le yaptığı konuşma insanı çıldırtacak boyutta idi… Sonra medyanın haber yarışı ve haber kirliliği  yaşanmaya başladı. Medya muhabirlerinin bölge valilerine dayanarak yaptığı açıklamalara göre yaralılara ulaşılmıştı ve hastanelere naklediliyordu… Oysa yapılan açıklamaya göre devlet birimleri  bir kriz masası kurmuştu. Bürokratlardan oluşan kriz masasına bağlı olarak  12 helikopter, 1 uçak ve 3 bin asker ve sivil   görevli yaralılara ulaşmak ve onları kurtarmak bir yana henüz kaza mahallini bile saptayamamıştı… Saatler geçiyordu… 6 saat, 12 saat, 24 saat, 36 saat, 48 saat… Artık hiçbir umut kalmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Devletin kriz masasına bağlı olmayan duyarlı köylüler dağa çıkıyor ve 47 saat sonra dağın açıklık bir bölgesine düşen helikopteri ve kazada ölenlerden 5 kişiye ulaşıyordu… Kazada ölen 5 kişinin cenazesi Cuma günü kaza mahallinden indirildi ve bugün toprağa verilecek… Kazadan yaralı kurtulan gazeteci İsmail Güneş ise hala kaza mahallinde. Kriz masasına bağlı yüzlerce görevli aramaya devam ediyor… İnanılmaz ama gerçek… Bugün Pazartesi saat 10.00… İsmail halâ karlar altında…(*)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;* Bu yazıyı yazdıktan sonra saat 14.00 te İsmail’e nihayet ulaşıldığı haberleri geliyor…&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu Arama-Kurtarma konusunun ulusal ve yerel örgütlenmesi, depreme hazırlık bağlamında yine döneceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yazımın son bölümünde İznik seçimleri… Geçen haftaki yazımda Kadri Eryılmaz hariç tüm adaylara başarılar dilemiştim. Ama İznik’te seçimleri Kadri Eryılmaz kazandı… Hem geçen haftaki yazılarımda hem de önceki yazılarımda Kadri Eryılmaz’ın çalışmalarının İznik yararına olmadığını açıklamıştım. Benim bu düşüncelerimde değişen bir şey yok. İznik’te seçimi Kadri Eryılmaz kazandı ama İznik bir beş yıl daha kaybetti… Yazık oldu İznik’e… Yerel seçimlerde partiler değil adaylar önemlidir. Geçen haftaki yazımda ve önceki yazılarımda ben sadece Kadri Eryılmaz’a neden karşı olduğumu açıkladım. Şimdi diyorum ki İznik’te  MHP Kadri Eryılmaz’ı transfer edeceğine keşke kendi içinden bir adayla seçimlere katılıp ta kazansaydı. Örneğin bir Kamil Özbek, o makama Kadri Eryılmaz’dan daha fazla yakışırdı… Kadri Eryılmaz yerine Kamil Özbek seçimleri kazanmış olsaydı İznik’e kadar gelir ve kendisini kucaklayarak kutlardım. Seçilmesini dilemediğim Kadri Eryılmaz’ı niye kutlayayım ? Artık iktidar nimetleri de yok… Çalışkan Kaymakam Hüseyin AVCI’ da yok… Du bakali n’olcek ?! Golfçü Başkan İznik’te n’etçek ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 01 NİSAN 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1099239873018659696?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1099239873018659696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1099239873018659696&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1099239873018659696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1099239873018659696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/03/secim-bittiismail-hala-karlar-altinda.html' title='&lt;strong&gt;SEÇİM BİTTİ…İSMAİL HALÂ KARLAR ALTINDA…&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1666960720125289045</id><published>2009-03-23T10:38:00.001+02:00</published><updated>2009-03-23T10:41:58.038+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>SEÇİM ve GEÇİM</title><content type='html'>&lt;strong&gt;SEÇİM ve GEÇİM&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Oh bee… Nihayet bu hafta sonu seçim kampanyası işkencesi bitiyor… Bu sütunlarda Şubat ayında yazdığım yazılarda 09 yerel seçimlerinde siyasi partilerimizin açılımlarını değerlendirmiştim. 25 Şubat tarihinde yazdığım            &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ SİYASET BATAKLIĞI &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;“ ve 04 Mart tarihinde yazdığım &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ SORU SORMAK “&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; başlıklı yazılarımda ise bu yerel seçimde kentlerin, beldelerin sorunlarının konuşulmadığı, tartışılmadığı sadece üç parti liderinin meydanlardaki seviyesiz atışmalarından  sıkıldığımı ifade etmiştim… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu yazıyı yazdığım 23 Mart Pazartesi sabahı televizyonlarda ve ulusal gazetelerde dün İstanbul’da yapılan 5 mitingin detayları var. Meydanların büyüklüğü, metrekareye düşen insan sayısı hesapları, kim daha kalabalık topladı, kimin mitingi daha coşkuluydu, hangi lider diğerine ne dedi, bu mitinglere katılan parti (tarikat) ve lider (şeyh)  müritleri neler dedi ? Dün televizyonlardan ara sıra zorunlu olarak bir kısmını izlemiştim… Tekrar izlemek gerçekten tam bir işkence. O meydanlardaki parti bayraklarının yarattığı görüntü kirliliği, yüksek volumle yapılan ve kulakları sağır eden müzik işkencesi ve ses kirliliği… Aman Allahım dayanılır gibi değil… Bu nedenle ben bu kalabalıkları da, liderleri de, kampanyaları da anlamıyorum. Kimse bana bunun demokrasinin gereği olduğunu filan anlatmaya kalkmasın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin aslına bakarsanız benim bu mitinglerden fazla şikayet etme hakkım yok... Çünkü benim yaşadığım köyde bir tek parti bayrağı bile asılı değil. Bir tek yüksek sesle müzik çalan parti aracı da yok. Ben televizyonlardaki görüntülerden ve seslerden sıkıldığımı anlatmaya çalışıyorum. Sonuç olarak üç gün sonra  Pazar günü bu işkence bitecek… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah televizyonlarda  ( gazetelerde olmayan ) iki görüntü dikkatimi çekti… Birincisi Sakarya’da çöp kutularından kullanım süresi geçtiği için çöpe atılmış gıda maddelerini toplayıp evine götüren kadının görüntüsü… Kapitalizmin küresel krizinin “ hamdolsun teğet geçtiği “ ülkemizden yürek burkan, düşündüren bir insan manzarası… Diğeri de anneleri, babaları işsiz kalmış lise öğrencilerinin İstanbul’daki eyleminden görüntüler… Kimisi harçlıklarının düştüğünden, azlığından söz ediyordu, kimisi de kriz nedeniyle okulu bıraktığından…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne olacak Pazar günü ? Kim, ne kazanacak, hangi belediye kimin olacak ? Anketler bir aşağı bir yukarı sonuçları veriyor zaten… Meydan meydan dolaşan, senin benim paramla Tunceli’de buzdolabı,çamaşır makinesi gibi beyaz eşyayı seçim rüşveti olarak dağıttıran Başbakanının iktidar partisinin oyları 3-5 puan düşecek, Baykal’ın oyları adayları sayesinde 3-5 puan artacak… Sonuçta son anda olabilecek sürpriz gelişmeler olmazsa :  Yolsuzluk bataklığında boğulmaya devam eden İstanbul ve Ankara’yı iktidar partisi adayları, İzmir’i ise Baykal’ın zoraki olarak aday gösterdiği şimdiki başkan kazanacak… Başbakanın iki yıl önceden hedef gösterdiği İzmir, Diyarbakır ve Çankaya eski sahiplerinde kalacak… Diğer yerler teferruat zaten…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada İznik için bir paragraf açmalıyım. İznik’te olsaydım oyumu kime verirdim ? Bir kere geçen hafta bu gazetede yayınlanan karikatüründen dolayı dostum Hüseyin ACAROL’u kutluyorum. Ben de onun gibi düşünüyorum. İznik’in ortasına, tarihine, talihine bir hançer gibi saplanan o kazığı oradan kim kaldıracaksa  o adaya verirdim… Bir de İznik’te Kent Müzesi açmayı kafasına koyan, programına yazan adaya oy verirdim. İznik’ten bir kutlama da İznik siyasetinin duayeni Erdoğan SAVAŞ’ a. Başka partiden aday olmak, küsmek ona yakışmazdı. Kendisine yakışanı yapıp Dündar KOYUTÜRK’ün yanında yer aldığ için kendisini kutluyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İznik’te 5 yıldır hiçbir iş yapmayan, İznik sokaklarını plastik çiçeklerle donatacak kadar zevksiz, güzelim sahil bandımızı güzelleştirmek yerine doğal yapısını tahrip eden, üstüne üstlük kime ne getireceği belli olmayan  golf sahası adına sahilimizi birilerine peşkeş çeken, İznik’e Kent Müzesi yapmayı aklının ucundan bile geçirmeyen, İznik’in kalbine o kazığı çakan, partisince aday gösterilmeyince kapı kapı dolaşan ve sonunda MHP’ye kapılanan Kadri ERYILMAZ hariç tüm adaylara başarılar diliyorum… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bir seçim daha  Pazar günü bitecek… Kazanan sevinecek, kaybeden üzülecek, küsecek ama her şey Pazartesi sabah unutulacak… Çünkü Pazartesi sabahı geçim derdi kapımızı çalacak… Seçim bitti sıra geçimde. Geçimin içinde  ise işsizlik, açlık, yoksulluk var. Bu ülkede seçim sıkıntısı biter ama geçim sıkıntısı bitmez…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 25 MART 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1666960720125289045?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1666960720125289045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1666960720125289045&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1666960720125289045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1666960720125289045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/03/secim-ve-gecim.html' title='&lt;strong&gt;SEÇİM ve GEÇİM&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-5761927137195094750</id><published>2009-03-16T10:42:00.004+02:00</published><updated>2009-03-16T10:56:28.989+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>“ SU HAYATTIR SATILAMAZ ! “</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sb4RJRjvy7I/AAAAAAAAB-Q/9A7G3YahH2g/s1600-h/29873.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 295px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sb4RJRjvy7I/AAAAAAAAB-Q/9A7G3YahH2g/s400/29873.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313703461373594546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                       &lt;strong&gt; “ SU HAYATTIR SATILAMAZ ! “&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yerel seçimlerin liderlerin seviyesiz söylemleriyle anlamsızlaşması karşısında seçim ve siyaset yazmak yerine dünyanın evrensel sorunlarına ilişkin görüşlerimi açıklamaya geçen hafta başlamıştım. Bu bağlamda geçen haftaki yazımın başlığı &lt;em&gt;“ KÜRESEL ISINMA VE İKLİM DEĞİŞİMİ  &lt;/em&gt;“ idi. Bu evrensel sorunla bağlantılı olarak geçen hafta Türkiye’de bir olay yaşadık… Bu hafta da yine evrensel bir başka sorun Türkiye’nin gündeminde. Önce geçen haftaki olaya kısaca değinelim ve bu haftanın olayına geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Evrim tartışması  ve TÜBİTAK’ın Darwin sansürü geçen haftanın en önemli olayıydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; TÜBİTAK’ın bu gerici sansürü ile ilgili yapılan bir açıklamayı sizlerle paylaşmak istiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        &lt;em&gt;“ Biyolojide ve bütün bilimlerde devrim yapan Charles Darwin’in doğumunun 200. Türlerin Kökeni’nin ilk basımının 150. yılı nedeniyle Unesco tüm dünyada 2009′u Darwin yılı ilan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bilimle az ya da çok ilgili her basın organı, her dergi tüm dünyada bu anma etkinliğini kapağa taşımakta gecikmedi. Türkiye’de 42 yıldır Tübitak tarafından yayınlanan bilimsel ve teknolojide yaşanan gelişmeleri Türk okuyucusuna taşıyan Bilim ve Teknik Dergisi de Mart/09 sayısını Darwin’e ayırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Dergi ekibi için son derece normal bir bilimsel refleksti yaptıkları. Tüm dünyada ilan edilen Darwin yılını kapağa taşımaktan daha doğal bir şey olabilir miydi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Ama Tübitak’ın yeni yönetimi Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası garabetini okullara dağıtmakta sakınca görmeyen bir zihniyetin uzantısıydı ve derginin genel yayın yönetimi Çiğdem Atakuman’ın bilimsel refleksi başına iş açmakta gecikmedi. Tübitak Başkan Yardımcısı Ömer Cebeci derginin hazırlanan taslağını veto etti. Darwin ve Evrim Teorisine ayrılan 15 sayfa ile birlikte hazırlanan kapak, derginin genel yayın yönetmeni Çiğdem Atakuman’la birlikte dergiden atıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Yerine konan kapak Küresel İklim Değişikliği oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bu anlayışın hayatın her anında bizi kuşatmasına karşı çıkmak her aydının, her demokratın öncelikli görevidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Tüm duyarlı insanları bu uygulamayı protesto etmeye çağırıyoruz. Çiğdem Atakuman’lar sahipsiz değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bilim ve Teknik dergimizden çekin elinizi…” &lt;/em&gt;        &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bu kısa açıklama her şeyi özetliyor sanırım. Daha fazla söze gerek yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bu haftanın olayı ise bu yazıyı yazdığım tarih olan 16 Mart günü İstanbul’da başlayan ve 22 Mart’a kadar sürecek olan 5.Dünya Su Forumu… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        &lt;em&gt;“ Farklılıkların Su İçin Birleştirilmesi&lt;/em&gt;” ana teması ile toplanan foruma yurt dışından ve yurt içinden binlerce kişinin katılacağı belirtiliyor. Foruma katılanlar uluslararası şirketler, bazı devlet ve siyaset adamları var ama halktan ve sivil toplum kuruluşlarından kimse yok… Kısacası ekonomi için Davos’ta bir araya gelen kapitalizmin temsilcileri su için İstanbul’da bir araya geliyor… Forum’un programını inceledim.. Bu forumun gündeminde çok cafcaflı sözlerle aktarılan alt gündem maddeleri var. Ancak su kaynaklarının korunması, su gereksinimi olan insanlara ve diğer canlılara suyun nasıl verileceği gibi insani konular yok. Forumun amacı dünyadaki mevcut suları belli ulusların ve şirketlerin malı gibi görüp suyun ticarileştirilmesi, suyun ticari mal olarak satışından  elde edilecek kârların nasıl paylaşılacağının pazarlığını yaparak kararını vermek…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;        Dünya Su Forumu’nun bu gerçek yüzünü gören, bu forumun su üzerindeki kirli rant paylaşımına karşı çıkanlar ise dün yani 15 Mart Pazar günü Kadıköy Meydanında  &lt;strong&gt;Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu&lt;/strong&gt; öncülüğünde &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ Su Hayattır Satılamaz ! &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;“ pankart ve sloganları ile yürüdüler. Ulusal medyada pek yer bulmayan bu yürüyüşün haberini biz yayınlayalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        &lt;em&gt;“15.00’de başlayan yürüyüş kolunun en önünde “Su yaşamdır, yaşamlarımız satılık değildir” pankartıyla Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Ardından sırasıyla, Bursa Su Platformu, Marmara Çevre Platformu, Temiz Enerji Platformu, Türkiye Çevre Platformu eylemdeki yerini aldı. Ege Çevre ve Kültür Platformu “Su haktır sattırmayız, su yaşamdır kirlettirmeyiz” pankartıyla, ALLIANOI Girişim Grubu, “Tarih cinayeti: ALLIANOI çamurla boğuluyor, faili meçhul değil, yaşatacağız” pankartıyla eylemdeki yerini aldı. Fındıklı Dereleri Korumu Platformu, “Geleceğimizi sattırmayacağız”, “Bu ülke, bu halk, bu doğa, bu dereler satılık değil” pankartlarıyla eleme katılırken, Derelerin Kardeşliği Platformu “Abu dereler özgür akacak” pankartıyla eyleme katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Çevre örgütlerinin ardından DİSK’e Bağlı Birleşik Metal-İş, KESK İstanbul Şubeler Platformu, KESK Ankara Şubeler Platformu ve Enerji ve Sanayi Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) eyleme katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Onları İstanbul Tabip Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası, TMMOB ve “Çoruh, Dereler, Munzur, Çeşmeler özgür akacak” pankartıyla Emo-Genç izledi.&lt;br /&gt;Odaların arkasından, üyeleri işçi değil gerekçesiyle kapatılan Çiftçi-Sen “Tarım Şirketlere terk edilemez üretmek istiyoruz” ve “Çiftçilerin örgütlenme hakkı engellenemez” pankartlarıyla alandaki yerini aldı. Ardından “Genetiği değiştirilmiş organizmalara hayır” pankartıyla GDO'ya Hayır Platformu yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Ekoloji Kolektifi ise “Ya Ekososyalizm Ya barbarlık” pankartıyla eyleme katıldı. Ardından Tüketicileri Koruma Derneği ve İstanbul Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası eylemdeki yerlerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Halk Cephesi “Haklıyız kazanacağız, Su halkındır sattırmayız” pankartını taşırken hayatın her alanında hak mücadeleleri veren Halkevleri “Su hayattır sattırmayız” pankartıyla eyleme katıldı.Öğrenci Kolektifleri ise “Suyunu satanın Suyunu Sık” pankartıyla eyleme katıldı. Öğrenci Kolektiflerin arkasından Kaldıraç ve İşçi Cephesi eyleme katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        EMEP “Su yaşamdır yaşam satılık değildir” pankartıyla, ESP “Suyun özelleştirilmesine hayır” pankartıyla, ÖDP “Su haktır satılamaz” pankartıyla eylemdeki yerlerini aldı. BDSP ise “Bir bardak su için bile sosyalizm” pankartıyla eyleme katıldı. TKP “Dünya su formunu durdurun” pankartıyla eyleme katıldı.  “&lt;/em&gt;         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Su, yaşam, insan, doğa üzerine söylenecek o kadar çok söz var ki… İnsan ve doğadaki tüm canlılar için yaşamsal öneme sahip suyumuzu kapitalist patronlara bırakmayalım. Her gün giderek kuruyan derelerimize, göllerimize ve su kaynaklarımıza sahip çıkalım. Sularımız mal değildir. Kullanım hakkı şirketlere devredilemez. Su doğanın hakkıdır. Su, yaşamakiçin ona ihtiyaç duyan tüm canlı ve cansız sisteme aittir… Bu düşüncelerin özeti yazımın başlığını oluşturan slogandadır. Unutmayın… &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ SU HAYATTIR SATILAMAZ ! “&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 18 MART 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-5761927137195094750?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/5761927137195094750/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=5761927137195094750&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5761927137195094750'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5761927137195094750'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/03/su-hayattir-satilamaz.html' title='&lt;strong&gt;“ SU HAYATTIR SATILAMAZ ! “&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/Sb4RJRjvy7I/AAAAAAAAB-Q/9A7G3YahH2g/s72-c/29873.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-7057783074951345965</id><published>2009-03-08T17:18:00.002+02:00</published><updated>2009-03-08T17:25:22.657+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>KÜRESEL ISINMA VE İKLİM DEĞİŞİMİ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;KÜRESEL ISINMA VE İKLİM DEĞİŞİMİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;        Geçen hafta &lt;strong&gt;“SORU SORMAK…“ &lt;/strong&gt;başlıklı yazımı &lt;em&gt;“Önümüzdeki haftalarda dünyanın ve ülkemizin “evrensel” ve “ulusal” sorunları üzerine soru sormaya, düşünmeye devam edeceğiz.   “&lt;/em&gt; diye bitirmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 21. Yüzyılın başında dünya krizlerle boğuşuyor. Küresel ekonomik kriz, enerji krizi, küresel ısınma ve iklim değişikliği… Bu krizlerin birbirleriyle bağlantıları var. Ayrıca bu krizlerin bir başka yönü ise dünyayı kasıp kavuran savaşlar, işgaller, terör eylemleri olarak da karşımıza çıkıyor. İşte bunlar dünyanın evrensel sorunlarını oluşturuyor. Bu dünyada yaşayan herkesin olağan koşullarda bu evrensel sorunlara ilgi duyması, bu konularda yapılanlar hakkında bilgi sahibi olması, çözüm için soru sorması, düşünmesi, araştırması, tepki göstermesi gerekir ama gerçekte hiç de böyle olmuyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Açlıkla boğuşan ülkelerin insanları da, ekonomik kriz nedeniyle işsiz kalan kapitalist ülke yurttaşları da dünyanın bu can alıcı sorunlarına ne yazık ki bir futbolcunun transferine, bir sinema yıldızının eşinden ayrılmasına duyduğu ilginin binde biri kadar bile ilgi duymuyor… Bu ilgisiziliğin nedeni nedir diye sormak gerekiyor… Dünya insanlarının dünyanın evrensel sorunlarına ilgisizliğinin nedeni bu konulardaki   bilgi eksikliğidir. Dünya yurttaşlarının bu konulardaki bilgi eksikliğinin sorumlusu ise dünya kitlesel iletişim araçlarını, haber kaynaklarını, ajansları, televizyonları, yazılı medyayı elinde tutan uluslararası kapitalist şirketlerdir… Dünyanın bu evrensel sorunu ile ilgili bilgiler ve çalışmalar akademik çevreler ve bu konulara ilgi duyan çevreci hareketlerle sınırlı maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Küresel ısınma nedir ? Sera gazları, sera etkisi nedir ? İklim değişikliği nedir ? Küresel ısınma ve sera gazlarının iklim değişikliği üzerindeki etkileri nedir ? Küresel ısınma ve iklim değişikliği dünyayı ve insanları nasıl etkliyor ? Bu konularda bilim adamları ne yapıyor ? Ya devletler ve siyasi liderler ne yapıyor, ya da yapmıyor ? Dünyayı nasıl bir gelecek bekliyor ? Küresel ısınma ve iklim değişikliğinde Türkiye ne kadar ve nasıl etkilenecek ? Bu konularda bireysel olarak neler yapabiliriz ? Buna benzer yüzlerce soru sormak mümkün… Ancak bütün bu soruların yanıtlarını bu sütunlarda vermek ise takdir edersiniz ki mümkün değil. Bu konularda çok kısa özetler vererek gündelik yaşamın sorunlarından evrensel sorunlara dikkat çekmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda çalışma yapan bilim insanlarının saptamaları ve ön görüleri kısaca şöyle… Bir web sayfasından özet alıntılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt; “ Küresel ısınma nedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         İnsan tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda, dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor. İklim sisteminde vazgeçilmez bir yere sahip olan sera gazları, güneş ve yer radyasyonunu tutarak, atmosferin ısınmasında başlıca etkendirler. Sera gazlarının bulunmaması durumunda yeryüzünün sıcaklığının bugüne göre 30oC daha soğuk olacağı hesaplanmıştır. Son yıllarda atmosferde çeşitli insan aktivitelerinden kaynaklanan nedenlerle karbondioksit, metan, ozon ve di azot monoksit gibi gazlardan oluşan sera gazları, yeryüzü sıcaklığında belirgin artmalara sebep oluyor. Sera etkisinin artması, troposferin ısınmasında, stratosferin de soğumasında en önemli etken olarak gösteriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Dünya sıcaklığı değişiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Küresel ısınmanın etkisi, hava sıcaklıklarının dünyanın her yerinde artması biçiminde olmayacak. Sıcaklığın artış oranı, orta enlemlerde ve ekvatorda, kutuplardakinden daha farklı olacak. Örneğin ekvatorda, bu artışın, dünya ortalamasının çok altında olacağı tahmin ediliyor. Aslında bu ısınma, dünya iklim sisteminde köklü değişimlere ve aşırılıklara yol açacak. Öyle ki, dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınlar gibi hava olaylarının şiddeti ve sıklığı artarken, bazı bölgelerde de uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme olayları etkili olabilecek. Bunun yanında, sıcaklık artışının kışları, yazlara göre birkaç derece fazla olması bekleniyor. Benzer bir durum, geceyle gündüz arasında da görülecek. Gece sıcaklarındaki artış, gündüz sıcaklıklarındaki artıştan fazla olacak. Bu durumda karalar, geceleri eskisi kadar soğumaya fırsat bulamayacak. Yazla kış, geceyle gündüz arasındaki sıcaklık farkının azalması, bütün dünyadaki rüzgâr çeşitlerini etkileyecek; fırtınaların yoğunluğu, gücü ve rotaları değişecek. &lt;br /&gt;Yağış dönemleri, miktar ve türlerinin değişmesiyle artan sıcaklık, daha çok buharlaşmaya ve buna bağlı olarak da daha çok bulut oluşmasına yol açacak. Kısaca söylemek gerekirse, dünyanın iklimi daha sıcak, daha nemli ve bol yağışlı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Yeni yağış düzeni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Küresel ısınmanın önemli etkilerinden olan iklim kuşaklarının kayması sonucu, yağmur kuşağı kuzeye doğru genişleyecek. Ancak bu genişleme sonunda yağışlar her bölgede artmayıp, belli bölgelerde yoğunlaşacak. Güney Avrupa'daki yaz yağmurları azalırken, Amerika, Avrupa ve Asya'nın 55 Kuzey enleminin yukarılarında kar yağışı artacak. Daha güneyde kar yağışı azalırken, yağmurlarda bir artış olacak; karın toprakta kalma süresi azalacak. Şiddetli yağmurlar daha sık yağacak ve daha çok su bırakacak.Sağanak yağışların artışı, yüzey nemliliğini ve bitki örtüsünü etkileyecek. Bunun sonucunda suyun toprakta süzülmesi azalacak, seller artacak. Yeni yağış düzeni, ekilebilecek alanların kuzeye doğru genişlemesine yol açacak. Dağlardaki buzullar ve kar örtüsünün azalmasından dolayı, hidrolojik sistemler ve toprak yapısı çok etkilenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     İnsan da tehlikede&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Küresel ısınma, kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve diğer bazı hastalıklara sebep olacak. Sürekli sıcak hava, seller, fırtınalar gibi hava olayları, psikolojik rahatsızlıklar, hastalıklara ve ölümlere yol açacak. Yeni alanlara yayılan böcekler ve diğer hastalık taşıyıcılar, bulaşıcı hastalıkların çoğalmasına neden olacak. Hava sıcaklığının artması ve su kaynaklarındaki azalma, kolera tipi hastalıkları yaygınlaştıracak. Üretimdeki bölgesel azalmalar sonucu, açlık ve kötü beslenmede artışlar görülecek. Böcek yumurtalarının ölmesini sağlayan gece ve kış soğuklarının hafiflemesi, önemli bir sorun olacak. Kimi bölgelerde şiddetli kuraklık dönemlerinin ardından gelecek aşırı yağışlar, virüs mutasyonlarının artmasına, buna bağlı olarak da sıtma gibi hastalıkların yayılmasına neden olacak. Öte yandan tarım bitkilerinde görülen hastalıklarda da sıcaklıkla birlikte artış gözlenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Buzulların erimesi ve sıcaklık artışı, okyanuslardaki suları genleştirip, denizlerin seviyesini yükseltecek. Deniz seviyesinin yükselmesi, kıyılardaki toprak kaybının yanı sıra, kıyılara yakın temiz su kaynaklarının denizle birleşmesine neden olacak. Artan buharlaşma yüzünden göl ve ırmaklarda meydana gelecek su kaybı, 21. yüzyılın en önemli meselelerinden biri olacak. Tatlı su kaynaklarının kalitesinde, tuzlu su karışımı nedeniyle azalma olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Tarım, turizm ve diğer ekonomik aktiviteler bu durumdan olumsuz etkilenecek; gelişmekte olan birçok ülkede yerli halkın beslenme ve yakıt kaynakları yok olacak. Yüksek deniz seviyesi, yüksek gel-git, kuvvetli dalga ve tsunami gibi riskli doğa olaylarına sebep olacak. Deniz seviyesindeki yükselmesiyle düz alanlar seller altında kalarak, kıyılardaki üretim alanları zarar görecek. Bunun sonucu milyonlarca insan kıyı alanları ve küçük adalardan göç edecek. Kurak bölgelerdeki çiftçiler daha çok sulama yapıp, daha fazla tarım ilâcı kullanacaklarından, bu bölgelerde tarımsal etkinliklerin maliyeti artacak. Gelişmekte olan ülkelerin kurak ve yarı kurak alanları, bazı kıyı alanları, deltalar ve küçük ada gibi bölgeleri tehlike altında kalacak. Kırsal alanlarda doğal kaynakların verimliliğindeki gerileme sonucu, kırsal alandan kente göç hızlanacak “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;(http://www.iklim.cevreorman.gov.tr/Gazi/kuresel_isinma.htm)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Son yıllarda Biyologlar Derneği tarafından her yıl başka bir üniversitede düzenlenen Ulusal Ekoloji ve Çevre Kongrelerine katılıyorum. Bu kongrelerde bu konuda çalışma yapan bilim insanlarının bildirilerini dinliyorum ve çok şey öğreniyorum. Bu konudaki yayınları izlemeye çalışıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Bu konulara merak duyacak okurlarıma &lt;strong&gt;Prof. Dr.  Mikdat KADIOĞLU’nun &lt;/strong&gt;iki kitabını tavsiye ediyorum… “ &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bildiğiniz Havaların Sonu-Küresel İklim Değişimi ve Türkiye” “ 99 Sayfada Küresel İklim Değişimi”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 11 MART 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-7057783074951345965?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/7057783074951345965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=7057783074951345965&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7057783074951345965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/7057783074951345965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/03/kuresel-isinma-ve-iklim-degisimi.html' title='&lt;strong&gt;KÜRESEL ISINMA VE İKLİM DEĞİŞİMİ&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-6871629584386369897</id><published>2009-03-02T12:22:00.005+02:00</published><updated>2009-03-02T12:37:26.226+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>SORU SORMAK…</title><content type='html'>&lt;strong&gt;SORU SORMAK…&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Bu sütunlarda Şubat ayı içinde üç hafta üst üste 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimler ve siyasi partilerin açılmaları, saçılmaları üstüne yazılar yazdık. Sizler televizyonlarda her akşam liderleri izliyorsunuz… Zaten bu yerel seçimleri liderler götürüyor. Liderlerin konuştukları da ortada… Bırakın dünya ve ülke sorunlarının tartışılmasını… Meydanlara gel… Sen televizyona gel… Ne üslup, ne seviye, ne hoş görü, ne uzlaşma… Sizi bilmem ama galiba sonu karakolda bitecek bu kayıkçı kavgası bana hiç zevk vermiyor… Bu nedenle Mart ayı içinde bu kısır siyaset gündemi konusunda yazı yazmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Siyasetin bu kısır döngüsü dışında yaşam devam ediyor… Dünyamızı ve ülkemizi ilgilendiren evrensel ve ulusal sorunlarımız var. Ne yazık ki başta siyasilerimiz olmak üzere yurttaşlarımızın büyük bölümü bu yakıcı sorunların farkında değil.  Ulusal medyada arada sırada tek sütunluk, üç beş satırlık haberler çıksa da onlarında gündemi bu evrensel sorunlar değil… Evrensel ve ulusal düzeydeki bu sorunların neler olduğuna önümüzdeki haftalarda değineceğiz. Bu sorunlara girmeden önce bu sorunları anlamanın temeli olan “&lt;strong&gt;soru sormak&lt;/strong&gt;…” kavramını biraz açmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu sütunlarda 29 Ağustos 07’de “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;NELER OLUYOR ?” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;başlıklı yazıma “&lt;em&gt; Bizler genellikle soru sormayan, soru soranı sevmeyen bir toplumun bireyleriyiz.” &lt;/em&gt;diye başlamış ve “&lt;em&gt;Toplumun çoğunluğu soru sormayınca, doğal olarak beyinleri de soru sormaya, yanıt almaya, sorulara alınan yanıtlar arasında bağlantı kurmaya da alışık olmadığından ortaya bazı sorunlar çıkıyor. Onun için biz toplum olarak aklımızla düşünerek değil, duygularımızla hareket ederiz.&lt;/em&gt;” diye devam etmişim… Yazının sonunda ise      “  &lt;em&gt;Ama arada anlamadığınız olaylar olursa beyninizi soru sormaya alıştırsanız iyi olur. Soru sormak her zaman iyidir. Düşünmeyi gerektirir. Soru soran insan düşünen insandır. Düşünen insan farklı olur. Benden hatırlatması&lt;/em&gt;…” demişim. Kendi yazımdan bu alıntıyı yapmamın nedeni “&lt;em&gt;soru sormak&lt;/em&gt;” kavramı üzerinde daha önce de durduğumu anımsatmak içindi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İnsan dediğimiz varlık varoluşundan beri yaşadığı çevreye uyum sağlamak için diğer canlılardan farklı olarak düşünme yetisine sahip olmasıyla sorunlarını çözmüştür. Tarihsel sürecin ilk yıllarında insanın çevresi tümüyle bilinmezliklerle doluydu. İşte o dönemdeki doğanın bu bilinmezlikleri ile  insanın gereksinmeleri arasındaki yaşamsal mücadelede insanın en önemli silahı ve organı beyni olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bilinmezliği çözmek için beyni ile düşünmeye başlayan, soru soran, sorusuna yanıt arayan ilk insanın bu eylemi ile felsefe de başlamıştır. Bu nedenle bir soru sorma bilimi, bir düşünme bilimi olan felsefenin temeli soru sormaktır diyebiliriz. Sorduğu sorulara sınırlı deneyimleri ile yanıt bulabilen ilk insan evrenin ve doğanın sırlarını çözmeye çalışmıştır. Ancak sırrını çözemediği olayları tabu olarak görmüş ve tümüyle insani bir eylemle tabulardan korkmuştur. Giderek bu korku tapınmaya dönüşmüştür. Orta çağda ortaya çıkan dinler de bu korku temeli üzerinde insana düşünmeyi, soru sormayı yasaklamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ancak doğanın ve insanın “&lt;strong&gt;evrim”&lt;/strong&gt; ini yasaklarla durdurmak mümkün değildir. Bu evrimin sonucu ortaya çıkan “&lt;strong&gt;bilim”&lt;/strong&gt; ve “&lt;strong&gt;sanat”&lt;/strong&gt; insanın soru sorma yetisini özgürleştirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Düşünen insanın felsefi eylemi olan soru sormak kavramı sayesinde bugün geldiğimiz noktada durum nedir ? İnsanın düşünmesini, soru sormasını yasaklayan dinler giderek daha karanlığa ve bilinmeze gömüldüğü gibi insan üzerinde daha baskıcı bir konuma gelmiştir. Buna karşılık insanın düşünmesini, soru sormasını teşvik eden bilim ve sanat ise özgür, soru soran, araştıran, düşünen insanlar sayesinde gelişmesini sürdürmektedir. Bu nedenle günümüzün en önemli sorunlarından birisi ortaya çıkmaktadır. Düşünen, soru soran, &lt;strong&gt;“özgür insan&lt;/strong&gt;” mı ? Düşünmeyi, soru sormayı yasaklayan dinlerin kölesi &lt;strong&gt;“tutsak insan&lt;/strong&gt;” mı ? Yani özgürlük mü, tutsaklık mı ? “&lt;strong&gt;ak&lt;/strong&gt;” mı, “&lt;strong&gt;kara&lt;/strong&gt;” mı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bildiğiniz gibi çocuklar dünyayı, yaşadıkları çevreyi algılamaya başladıkları dönemlerde ne kadar çok soru sorarlar… Bazen anaları, babaları zor durumda bırakan, bunaltan sorular… Çocukların sorularına açıklıkla yanıt veren ailelelerin ve öğretmenlerin yetiştirdiği çocuklar büyüyünce de soru sormayı sürdüren kişilikleri gelişmiş özgür bireyler olarak topluma katılırlar. Çocukların sorularına yanıt vermeyen, onların soru sormasını yasaklayan, onları baskı ile uysal, pısırık, kişilik problemleri olan bireyler olarak toplumun içine salanların eserleri ise ortadadır. Onlara ya gazetelerin üçüncü sayfalarında ya da baskıcı, tutucu tarikatların şeyhlerine teslim olmuş müritleri arasında rastlarsınız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sonuç olarak yaşamın ve felsefenin temel olan soru sorma kavramı ilk çağlardan günümüze kadar insanın köleleşmesi ya da özgürleşmesi sorunudur. Özgürlüğünden ödün vermek istemeyenler düşünmeye ve soru sormaya devam etsinler lütfen… Müritler ise hayallerindeki cennet ve cehennemlerinde hallerinden memnun nasılsa… Bu dünyanın sorunlarından onlara ne…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Önümüzdeki haftalarda dünyanın ve ülkemizin &lt;strong&gt;“evrensel&lt;/strong&gt;” ve “&lt;strong&gt;ulusal&lt;/strong&gt;” sorunları üzerine soru sormaya, düşünmeye devam edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 04 MART 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-6871629584386369897?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/6871629584386369897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=6871629584386369897&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6871629584386369897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/6871629584386369897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/03/soru-sormak.html' title='&lt;strong&gt;SORU SORMAK…&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-2368937019822560345</id><published>2009-02-23T12:11:00.002+02:00</published><updated>2009-02-23T12:18:24.292+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>SİYASET BATAKLIĞI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;SİYASET BATAKLIĞI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 29 Mart 09 yerel seçimlerine şunun şurasında bir ay kaldı… Bu yerel seçimleri kazanmak için siyasi partilerimiz harıl harıl çalışıyor… Hem de ne çalışma… Ortalık toz duman… Partilerimizin bu çalışmaları sanmayın ki kentlerimizin, beldelerimizin sorunlarını çözmek için… Yok canım kimsenin ne ülke sorunu, ne kent sorunu, ne belde sorunu var… Varsa yoksa satılığa çıkarılmış Belediye Başkanlığı, Belediye ve İl Genel Meclis Üyeliklerine ait koltuklardan birini kapabilmek için kıyasıya bir yarış, kıyasıya bir kavga… İşte bu yarış ve kavganın tozu dumanı ortalığı kaplamış durumda. Bu yarış ve kavganın hiçbir kuralı da yok… İstediğin yerden vur. Kafasına, gözüne… Hatta belden aşağısına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu kuralsız, vahşi yarış ve kavga bana bir şey hatırlatıyor… Hani bazı mağazalar satışlarını arttırıp ekonomik krizden kurtulmak için fiyatlarını yarı yarıya düşürüp açılışlar yapıyorlar ve bizim gözü aç tüketicilerimiz de akşamdan mağaza önünde beklemeye başlıyor. Sabahın 05’inde açılan mağazadan bir mal kapabilmek için birbirlerini eziyorlar, 15 dakika içinde mağazanın mallarını yağmaladıkları gibi kapı pencerelerini de kırıyorlar… Mağazada yağmalanacak mal bulamayanlar vitrindeki cansız mankenleri bile kucaklayıp sokağa fırlayınca ortaya çıkan görüntülerini televizyonlardan izlemiş olmalısınız… Bana bu yerel seçimler  işte bu vahşi yağmayı anımsatıyor… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bir Belediye Meclis üyeliği koltuğu kapmak için  parti arkadaşını, mahalle komşusunu kırıp geçirenler, parti ilkesi filan tanımayanlar sağdan sola bir parti rozeti kapmak için türbanlı, çarşaflı ailelerini de arkalarına takıp ortalığa döküldüler… Bu tür kişilerin o Belediye Meclis üyeliği koltuğunu kapınca kentlerine, beldelerine hizmet getirmek için çalışacaklarını mı sanıyorsunuz ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Ülkemiz iktidarlar tarafından satılıyor… Kentlerimiz, beldelerimiz yerel yönetimlerdeki Belediye Başkanları ve Belediye Meclis üyeleri tarafından yağmalanıyor… İşte Ankara’daki, İstanbul’daki imar yolsuzlukları adına ortaya saçılan pis kokular nereden geliyor ? Belediye Başkan adayları son dakikada istifa ediyor. Belediye Meclis üyelikleri için parti genel merkezi ile kavga eden il başkanları istifa ediyor. Ne var bu Belediye Meclis üyeliğinde ? Ne yağlı börekmiş&lt;br /&gt;bu… Herkes onun peşinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu yarışa kentlerine, beldelerine hizmet için  katılan birkaç istisna dışındakiler alınmasın ama maalesef çoğunluk kendi kesesini doldurmak için oradalar… Bu konuda parti ayırımı da yapmıyorum… AKP’lisi de, CHP’lisi de, MHP’lisi de, DSP’lisi ve DTP’lisi de aynı. Kimse kimseyi kandırmasın. Bu koltuk kavgasının diğer adı da “&lt;em&gt;benden öncekiler yükünü tuttu, sıra bende&lt;/em&gt;…” kavgasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ha bu arada buna “demokrasi yarışı” diyorsanız, ya da “siyaset budur” diyorsanız bana göre yanılıyorsunuz… Bu Belediyede bir koltuk kapma kavgası ne demokrasi için ne de siyaset için yapılıyor… Yasalara, kurallara uyulmadan yapılan bu kavgayı demokrasi ve siyaset olarak görmek ancak saf dillik olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ben yıllardır ülkemizde izlediğim bu kör döğüşünü hiçbir zaman siyaset olarak görmedim. Bunun adı olsa olsa siyaset bataklığıdır. Bu insanı insanlığından çıkaran, insanlığından utandıran kavganın tozu dumanı, siyaset bataklığından gelen kokunun görüntüsüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu hafta bu siyaset bataklığını yazmaya günler öncesinden karar vermiştim. 22 Şubat Pazar günü Sayın Başbakanımız Adıyaman’da bakın ne diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;“ Onlar kendi çamurları içerisinde kaybolmaya başladılar. Bize çamur atmak isterken, kendileri boğazlarına kadar batağa gömüldüler. Şimdi, çırpındıkça batıyorlar. Hem kendileri çamura saplandı hem de yandaş medyaları çamura saplandı. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sayın Başbakan kendisi ve ekibinin de aynı siyaset bataklığının içinde olduğunun her halde farkındadır. Yani bu sözler biraz da kendini tarif ediyor. Bu siyaset bataklığına saplanıp da orada temiz kalmak mümkün mü ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Daha önce de yazdım… Tarikatlara dönüşen siyasi partiler, tarikat şeyhlerine dönüşen siyasi parti liderleri ve şeyhin her dediğini yapan , şeyhine her şeyiyle teslim müritlere dönüşen siyasi parti üyelerinin bu kavgasının yarattığı siyaset bataklığından elbette böylesi pis kokular gelecek. Siyaset bataklığında nilüfer çiçekleri açmaz ki …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     ***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 23 Şubat Pazartesi sabah saatlerinde bu yazıyı yazarken eski İznik Kaymakamı Hüseyin AVCI’nın vefat haberini aldım. İznik’te bulunduğum sırada tanıma olanağı bulduğum, zaman zaman çok iyi anlaştığımız, zaman zaman tartıştığımız Hüseyin AVCI’nın ailesine ve İzniklilere baş sağlığı dileklerimi sunarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 25 ŞUBAT 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-2368937019822560345?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/2368937019822560345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=2368937019822560345&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2368937019822560345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2368937019822560345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/02/siyaset-batakligi.html' title='&lt;strong&gt;SİYASET BATAKLIĞI&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1598568040153782903</id><published>2009-02-16T09:07:00.003+02:00</published><updated>2009-02-16T09:17:34.301+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>“AÇILIMLAR” NEREYE KADAR ?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;“AÇILIMLAR” NEREYE KADAR ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen hafta bu sütunlarda 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde siyasi partilerin seçim malzemesi olarak ortaya koydukları “açılımlar” ı irdelemeye başlamıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        İktidar partisi AKP’nin açılımlarını anımsayalım… Kara kömür açılımı, alevi açılımı, Kürtçe açılımı, Hamas ve Davos açılımı ve Tunceli’de beyaz eşya açılımı… Bütün bu açılımlara bu partinin her gün bir yenisi açılan “yolsuzluk dosyaları açılımı” nı da eklemek gerekiyor… Bu partinin önceki açılımları ve Ergenekon dalgaları ne güzel şu Deniz Feneri hırsızlığını ( bu olaya yolsuzluk demek hafif gelir ) unutturmuştu… Başbakan’ın çocuklarının altın ve gemi şirketlerindeki ortaklıkları zaten açılımların dışında… Bu kapitalist sistemde çocuklar ticaret yapmayacak ta ne yapacak yani ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Şimdilerde Ankara’da ve İstanbul’daki “imar ve rant yolsuzlukları” dosyalarının açılmasıyla bu partinin denetimindeki Büyükşehir Belediyelerinde daha ne yolsuzluk dosyaları olduğunu düşündürüyor… Seçim öncesi belde belediyelerindeki yolsuzlukları ise jandarma operasyonları olarak sürüyor. Buralarda neler olduğu tam olarak ortaya çıkmış değil… Ancak görünen o ki iktidar partisi AKP’nin “iktidar olanaklarının beldeye getirilmesi” eşe, dosta ihale vermek, arsa tahsis etmek, imar planı değiştirmek olarak yerine getiriliyormuş… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       CHP’nin ve diğer partilerin açılımlarına geçmeden önce İznik için bir parantez açalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Şimdilerde titreyerek aslına dönen ve MHP’de “surlara dikilecek bayrak edebiyatı” yapan Kadri Eryılmaz 5 yıl önce “İznik’e iktidar nimetlerini getirmek” için oy almamış mıydı ? Acaba 5 yıl içinde sayesinde hangi iktidar nimetleri İznik’e geldi ? Ne oldu bizim iktidar nimetlerine… Bu arada MHP iktidar mı oldu ? Kadri Eryılmaz gelecek dönemde MHP’nin hangi iktidar nimetlerini İznik’e getirecek acaba ? 5 yılda sur diplerindeki hızarcılara ve sandıkçılara bir çöp kaldırtamayan eski Başkan İznik’in Bizans surlarına ha Türk bayrağı dikmiş ha 3 hilalli MHP bayrağı… Kimin umurunda… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        İznik hiçbir kent hizmetinden yararlanamayarak giderek gerileyerek yoksul bir köy haline geldikten sonra Bizans dönemine kadar gerileriz ve İznik’i yeniden fethederiz. Bu kafayla ancak Bizans surlarına bayrak dikerek yeni haçlılara ( AB’ciler, IMF’ciler ) karşı İznik’i savunuruz… Bu arada sormak gerek… Yeni haçlılar gelmezse göl kenarındaki golf sahasında kim golf oynayacak ? Başkanın yeni döneminde orada golf oynanmayacaksa bari bir otağ çadırı kuralım da ata sporumuz karakucak güreş şampiyonaları düzenleyelim… Benden önermesi Kadri Başkan… Gerisi sana kalmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bu sütunlarda 3 Aralık 08’de yayınlanan “KÖMÜR VE ÇARŞAF KARASI “ başlıklı yazımda CHP’nin “kara çarşaf açılımı”  için ne yazmıştım ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        &lt;em&gt;“ Sol ve sosyal demokrat değerlerden bütünüyle uzaklaştığı için işçilerden, köylülerden, emekçilerden umudu kesen ve üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal üyeliğinden atılma noktasına gelen Deniz Baykal’ın CHP’si geçen seçimlerde MHP ile milliyetçilik yarışına girmişti. Bu yetmedi şimdi AKP ile “kara çarşaf ve türban” yarışına giriyor. Yani Atatürk’ün CHP’si AKP’lileşerek seçim kazanacağını sanıyor…”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; O günlerde kara çarşafların üzereine takılan CHP rozetleri feodal ağamız beldede aday gösterilmeyince yine törenle söküldü… Tam bu olay tartışılıp Deniz Baykal’ın açılımları fiyasko ile sonuçlanacak iken Baykal’ın imdadına İzmit’ten Sefa Sirmen yetişti. CHP’de yeni açılımın adı “ &lt;strong&gt;her mahalleye Kur’an Kursu açılımı &lt;/strong&gt;“&lt;br /&gt; oldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Burada bir kelimeyi ilk kez kullanacağım. Yeni nesil Türkçeye yeni kelimeler kazandırıyor. Yeni nesil çok kullandığı için medya aracılığı ile çabuk yayılıyor. Bu yeni kelimemiz “&lt;strong&gt; çakma &lt;/strong&gt;“ Türkçedeki &lt;strong&gt;“sahte&lt;/strong&gt;” kelimesinin yerine kullanılıyor… CHP’nin “kara çarşaf açılımı” nın arkasından “ her mahalleye Kur’an Kursu “ açılımı gelince şimdilerde CHP’ye “ Çakma AKP” deniyor… CHP’nin açılımları burada kalmıyor. Şimdi sırada “Tarikat açılımı” var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Bu konuda ben ne mi diyorum ? Ben ;  Yaşamı boyunca CHP’den başka hiçbir partiye oy vermeyen rahmetli babam iyi ki bu günleri görmedi… diyorum ve çakma CHP’nin Genel Başkanı Deniz Baykal’a da bir “açılım önerisi” nde bulunuyorum… Sıkıştıkça CHP’yi “Atatürk’ün Partisi” diye tanımlayan Sayın Baykal acaba &lt;strong&gt;“Türkçe Ezan – Türkçe Kur’an “&lt;/strong&gt; açılımını gündeme getirebilir mi ? Böyle bir açılımı bugün gündeme getirmek adamın arkasının her anlamda sıkı olmasını gerektirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          CHP’nin mahalle Kur’an kurslarında Arapça Kur’an yerine Türkçe Kur’an öğretilecekse açılım o zaman açılım olur. Yoksa bu ( çakma yetmiyor…) sahte bir açılım olur. Bu sahte açılımlar da CHP’ye de ülkeye de hiçbir şey kazandırmaz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;         Geçen hafta Yeni Bursa Gazetesi’nde &lt;strong&gt;Yılmaz Akkılıç &lt;/strong&gt;ağabeyim &lt;strong&gt;“Gençliğe Hitabe ve Bursa Nutku”&lt;/strong&gt; konusunu tekrar anımsattı… Başta Deniz Baykal olmak üzere CHP’lilerin bugünlerde hem Yılmaz Abi’nin yazısını hem de bu iki metni yeniden okumalarını öneririm… O zaman belki duyarlar ve anlarlar 95’lik Çılgın İhtiyar &lt;strong&gt;İlmiye ÇIĞ’ın çığlığını&lt;/strong&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         AKP ve CHP bu yerel seçimlerde “açılım” yarışına girince diğer partiler de onlardan geri kalmıyor… Ama onların açılımları aday düzeyinde kalıyor… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Örneğin kendisini CHP’ye alternatif gören DSP İstanbul’da futbolcu Sergen’in bütün takımları dolaşması gibi bütün partilerden aday olan MHP’li Ahmet Vefik Alp’le İstanbul seçmeninin karşısına çıkıyor. Yetmedi Levent Kırca’ya İstanbul sokaklarında tiyatro yapma imkanı veriyor… Kendisine çıkacak televizyon kanalı kalmayan Zekeriya Beyaz Hoca’ya da sokaklarda program yapma olanağı veriyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         DTP’nin sokakların şiddetinden başka seçmenine vereceği hiçbir yeni açılımı olmadığı anlaşılıyor. Oysa ben onlardan bölge partisi olmak yerine Türkiye partisi olmak için bir açılım bekliyordum… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Devrimin ve aşkın partisi diye bir zamanlar umut bağlanan ÖDP’nin eski genel başkanı ve tek milletvekili Ufuk Uras’ın Ahmet Türk’ün sağ kolu olarak Türk Solu’nu ne kadar temsil ettiğini ise kendi partisi ve seçmeni değerlendirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bu sütunlarda 21 Ocak’taki “&lt;strong&gt;AHTAPOTUN KOLLARI”&lt;/strong&gt; başlıklı yazımda dediğim gibi bu yerel seçimlerde kentlerin ve beldelerin sorunları konuşulmuyor bile… Kapitalizmin küresel krizinin işsiz bıraktığı milyonların açlık sorunları da seçimin gündeminde yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Yine sütunlarda 3 Aralık 08’de yayınlanan “&lt;strong&gt;KÖMÜR VE ÇARŞAF KARASI &lt;/strong&gt;“ başlıklı yazımda dikkatiniz çektiğim bir bölümü tekrarlayarak şu açılım konusunu bitireyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ Bir de işin “ DEMOKRASİ VE TARİKATLAR” yönü var. Bu başlıkta yayınladığım yazı dizisinde anlatmaya çalıştığım gibi Türkiye’deki dini tarikatlar artık sadece siyasi partileri etkilemekle kalmıyor. Siyasi partilerimiz birer tarikat haline, parti liderleri şeyhlere, parti üyeleri ve seçmenleri de müritlere dönüşüyor. Dini tarikatların yerini siyasi tarikatlar alıyor. Asıl tehlike burada…”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ - 18 ŞUBAT 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1598568040153782903?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1598568040153782903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1598568040153782903&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1598568040153782903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1598568040153782903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/02/acilimlar-nereye-kadar.html' title='&lt;strong&gt;“AÇILIMLAR” NEREYE KADAR ?&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-8280613547151785960</id><published>2009-02-09T11:05:00.006+02:00</published><updated>2009-02-09T11:23:03.141+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>YEREL SEÇİM 09 ve “AÇILIMLAR”</title><content type='html'>&lt;strong&gt;YEREL SEÇİM 09 ve “AÇILIMLAR”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu sütunlarda 03 Aralık 08 tarihinde yazdığım &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ KÖMÜR VE ÇARŞAF KARASI “&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; başlıklı yazımın başlangıcı şöyleydi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;“ Yerel seçimlere dört aydan az bir zaman kaldı… 29 Mart 09 tarihinde yapılacak yerel seçimler için partilerin seçim kampanyaları, seçmen tavlama çalışmaları sınır tanımıyor. Seçime sayılı günler kala partiler akıl almaz işlere imza atıyorlar. Bu akıl almaz işleri televizyon kanallarında canlı canlı izliyorsunuz… “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; O yazımda AKP, MHP ve CHP’nin açılımlarından söz etmiştim. Bu yazının üzerinden iki ay geçti. Gerçekten bu yerel seçimlerde AKP ve CHP’nin açılımları sınır tanımıyor. MHP, SP ve DSP’ de de yeni açılımlar var. Bu hafta  bu yerel seçimlerde en akıl almaz açılımlar yapan AKP’den başlayarak şu açılımlara kısa kısa değinelim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ay önceki yazımızda değindiğimiz AKP’nin &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Alevi açılımı”, “ Kara kömür açılımı”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; seçimleri kazanmaya yetmeyeceği anlaşıldığından bu parti seçim kampanyasında yeni açılımlar geliştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce TRT’nin 6.kanalından “Kürtçe TV” yayını başlatılarak DTP’ nin elindeki Doğu ve Güneydoğu oylarına göz dikildi… Bu &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ Kürtçe açılımı”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; AKP’ye Diyarbakır’ı geri getirir mi 30 Mart sabahı göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geçen yılın son haftasında İsrail yıllardır abluka altında tuttuğu Filistin’in  Gazze kentini uçakları ve fosfor bombaları ile vurdu. Bu bombardımanın hedefinde sivil halk vardı. Hastanelerde, okullarda ve sokaklarda ödürülen yüzlerce çocuğun görüntüleri yürekleri yaraladı ve tepki çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Kasımpaşalı Başbakanımız bu katliamların başlamasından üç gün önce İsrail Başbakanı ile Ankara’da saatlerce görüşmesini unutturmak için Davos’ta katıldığı bir paneli &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Davos Fatihi”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; olarak terkediyordu. Ertesi gün İstanbul’da ve Gazze’de nasıl karşılandığını geçen hafta yazdık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP tabanının gerçek mecrası olan SP’ye kaymasının önüne geçmek için seçim malzemesi olarak kullanılan Davos şovu ve &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Hamas açılımı”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; nın ilk günlerde bir çok tv kanalında ve gazetede “Bu seçimi AKP şimdiden kazandı” yolunda yorumlar gördük ve okuduk… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Hamas açılımı”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; bize bir şeyi gösterdi. AKP’nin hedefinde ve programında AB filan yoktur. Onların hedefi Orta Doğu’da liderlik savaşıdır. Bir Lübnan Gazetesi bu hedefi açıkladı… &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ Tayyip Erdoğan  Halife Olsun ! “&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; ABD’deki halife izin verirse neden olmasın ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yerel seçimlerde AKP’nin en renkli açılımı bence Tunceli’de yapılan &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Beyaz eşya açılımı”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;… Tunceli’de devletin valisi olduğunu unutan bir AKP valisi Tunceli ilçe ve köylerinde, mezralarında buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın, bilgisayar, yatak, kanape gibi eşyalar dağıtıyor &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“seçim rüşveti”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; olarak… Seçimleri yürütmekle görevli Yüksek Seçim Kurulu’nun bunun yasak olduğunu açıklamasına karşın AKP Valisi bu yardımları dağıtmakta kararlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yardımlar devletin yurttaşa bir “sosyal yardım” ıymış gibi savunuluyor… O zaman neden sadece Tunceli’de dağıtılıyor ? Bu eşyalara diğer 80 ildeki yurttaşların ihtiyacı yok mu ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece Tunceli’de dağıtılıyor çünkü AKP’nin milletvekili çıkaramadığı tek il Tunceli… Tunceli’de Kamer Genç gerçeği var. Kamer Genç Tunceli’de hangi partiden seçime girse seçimi kazanır. Hatta son seçimde olduğu gibi bağımsız da girse kazanır. TBMM’de diğer muhalefet partilerinin hepsinden daha iyi bir muhalefet yapan Kamer Genç’e AKP tahammül edemiyor. Bu da Tunceli’deki &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“beyaz eşya açılımı”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;nın amacını açıkça ortaya koyuyor. &lt;strong&gt;AKP Kamer Genç’e karşı…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet kullananlar bilir. İnternette &lt;em&gt;“Yurdum İnsanı”&lt;/em&gt; adı altında bizim yurttaşlarımızın garip,komik davranışlarını gösteren fotoğraflar yayınlanır. O fotoğraflardan biri iki gündür gazetelerin baş sayfasında… Tunceli’de dağıtılan beyaz eşyalar öylesine hesapsız, kitapsız dağıtılıyor ki akar şebeke suyu olamayn köylere çamaşır makinesi dağıtılmış. Yurttaş bir de “suyumuz olsa” diyor. Herhalde AKP’nin teknik uzmanları ağılda keçilerin yanına konulan çamaşır makinelerinin taşıma suyla nasıl çalışacağını da bu köylülere öğretirler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP’nin açılımlarına ve CHP’nin açılımlarına gelecek hafta devam edelim… Bu hafta yerimiz bu kadar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     *&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İznikli ve İzniksever dostlarıma bir öneri…. ATLAS Dergisi’nin Şubat sayısını mutlaka alsınlar ve okusunlar… “Selçuklu Yolu-Anadolu “ başlıklı yazı serisinin bu ayki yazısı “ Ve Haçlılar Geçemez” başlıklı yazı İznik tarihi ile ilgili. İznikli hemşehrimiz Hüseyin Demircan’dan “Tarihten sıfır” almak istemeyenlere Atlas Dergisi’ndeki bu yazıyı okumalarını öneririm.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ - 11 ŞUBAT 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-8280613547151785960?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/8280613547151785960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=8280613547151785960&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/8280613547151785960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/8280613547151785960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/02/yerel-secim-09-ve-acilimlar.html' title='&lt;strong&gt;YEREL SEÇİM 09 ve “AÇILIMLAR”&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-67309080258160489</id><published>2009-02-01T13:44:00.004+02:00</published><updated>2009-02-01T14:00:05.630+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>" BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN ! "</title><content type='html'>&lt;strong&gt;BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türkiye geçen Perşembeden beri Davos’la yatıp Davos’la kalkıyor… &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Her yıl İsviçre’nin bir dağ köyü olan Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda kapitalist dünyanın sorunları uluslararası şirket yöneticileri, siyasiler, akademisyenler ve medya mensupları tarafından tartışılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yılki Davos zirvesinde kapitalist devletler geçen yıl ABD’de başlayıp tüm dünyayı saran kapitalizmin küresel krizini aşmak için  önlem  paketlerini tartışacaktı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası kapitalist şirketlerin ve bankaların krizi iflasları beraberinde getirmişti. Bu iflaslar işçilere işsizlik ve açlık olarak olarak yansıdı. Ama Davos’ta patronların gündeminde işçilerin açlığı tartışılamazdı. Çünkü işçiler Davos’a giremezdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yılki Davos’un gündeminde yılın son günlerinde İsrail’in Gazze’ye saldırması, çoğu çocuk 1400 kişiyi öldürmesi de vardı… Bu toplantıda ABD’nin Irak’ta, İsrail’in Gazze’de öldürdükleri çocukların, bu iki  katil devletin işledikleri cinayetlerin nasıl örtbas edileceği konuşulacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu amaçla Davos’ta Perşembe günü düzenlenen bir panelin konuşmacıları arasında BM Genel Sekreteri, Arap Birliği Sekereteri, İsrail Devlet Başkanı Nobel Barış ödüllü Şimon Perez ve Başbakan R.T. Erdoğan vardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panelde olup bitenleri, özellikle panelin son bölümünü televizyonlar binlerce kez gösterdiği için herkes biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasımpaşalı Başbakanımız &lt;em&gt;“ Benim için Davos bitmiştir. Bir daha Davos’a gelmem…” &lt;/em&gt;diyerek masadan kalktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanımızın bu tavrı ve hareketi hemen tartışılmaya başlandı. Tartışan taraflar Başbakanı çoğunlukla haklı buluyor ve &lt;strong&gt;“Davos Fatihi”&lt;/strong&gt; olarak övgüler yağdırıyorlardı. Karşı çıkanlar da Başbakana hak veriyor ancak &lt;strong&gt;“ ama”&lt;/strong&gt; diyerek üslubunu sert buluyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Davos Fatihi”&lt;/strong&gt; Başbakanımız sabaha karşı 03.00 te İstanbul’da büyük coşku ve&lt;strong&gt; “Dünya Lider Görsün !” &lt;/strong&gt;pankartları ile karşılanıyor ve yollarına gül dökülüyordu… Başbakanımız yandaşlarını Cuma namazından sonra Şişhane’deki metro açılışına davet ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişhane ile aynı saatlerde Gazze’de de Hamas isimli örgüt Başbakanımıza destek toplantısı yapıyordu. Artık bizim Davos Fatihi Başbakanımız Arap ve İslam dünyasının İsrail’e kafa tutabilen, dik durabilen tek lideriydi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama o Şişhane’de &lt;em&gt;“ vur de vuralım, öl de ölelim…” &lt;/em&gt;diyen taraftarlarına hitaben Atatürk’ün Çanakkale’de söylediği bir sözü &lt;em&gt;“ Ben size ölmeyi emrediyorum.” &lt;/em&gt;sözünü hatırlatarak sözü yerel seçimlere getiriyor… Özellikle de CHP’nin İstanbul adayına yükleniyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki konuşmalarında Davos’taki hareketinin ve muhatabının İsrail olmadığını, toplantıyı yöneten gazeteci olduğunu açıklayan Başbakanımızın asıl niyetinin ise Davos’u yerel seçimlerde &lt;strong&gt;“malzeme”&lt;/strong&gt; olarak kullanmak olduğu anlaşılıyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yerel seçimlerin kampanyasında artık ne bu yerel yönetimlerde yapılan diz boyu yolsuzluklar, ne kentlerin, beldelerin sorunları, ne ekonomik krizin işsiz ve aç bıraktığı işçiler, ne Deniz Feneri’nin hırsızlıkları konuşulmayacaktı… Tek malzeme &lt;strong&gt;“Davos” &lt;/strong&gt;tepe tepe kullanılacak ve bu sayede yerel seçimler kazanılacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada dağıtılan kara kömürler ve erzaklar, geçen yıl yüzde 82 zam yapılan ve şimdi yüzde 17 ‘lik  indirim uygulanan doğal gaz kozları da ek malzeme olarak kulanılan kampanyanın sonunda zafer yine AKP’nin olacaktır. Çünkü bizim yurttaşımız genellikle aklı ile değil duyguları ve heyecanı ile hareket eder. Doğrusu Başbakanımız bizim yurttaşımızı çok iyi tanıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Perşembe’den beri en çok Başbakanımızın Davos’taki şu sözlerine taktım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“ Benim için Davos bitmiştir. Bir daha Davos’a gelmem…”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahiden Başbakanımız ve Türkiye gelecek yıllarda Davos’a gitmeyecekse acaba nereye gidecek ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daha Davos’ta kapitalistlerin düzenlediği Dünya Ekonomik Forumu’na katılmayacak olan Başbakanımız ve Türkiye  &lt;strong&gt;“ Başka Bir Dünya Mümkün !” &lt;/strong&gt;sloganıyla ilki 01 yılında &lt;strong&gt;Porto Allegre’de &lt;/strong&gt;bu yıl dokuzuncusu &lt;strong&gt;Belem&lt;/strong&gt; kentinde düzenlenen &lt;strong&gt;Dünya Sosyal Forumu’ &lt;/strong&gt;na mı katılacak acaba ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Başbakanımızı kapitalistlerin yanında değil işçilerin, köylülerin, yoksulların, azınlıkların yanında mı göreceğiz ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Davos’taki kapitalist Dünya Ekonomik Forumu’nun alternatifinin her yıl Davos’la aynı tarihte dünyanın değişik ülkelerinde toplanan Dünya Sosyal Forum’u olduğunu herkes biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl Davos’u terkederek Türkiye’ yi, arap dünyasını ve islam dünyasını ayağa kaldıran Başbakanımız R.T. Erdoğan Davos yerine Dünya Sosyal Forumu’na katılırsa ; Kesinlikle tüm dünya ayağa kalkacaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başbakan sizin için Davos bittiyse Belem var… Bekliyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Başbakanın Davos’taki dik duruşunu ABD’ye, AB’ne ve Hamas’a da göstermesini de bekliyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu beklentinin  benim bir fantezim olarak kalacağını çok iyi biliyorum. Bakmayın siz benim hayallerime…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü  &lt;em&gt;“ Benim için Davos bitmiştir. Bir daha Davos’a gelmem…” &lt;/em&gt;diyen Başşbakanımız bu yıl da yerel seçimleri kazanınca gelecek yıl yine Davos’ a koşa koşa gidecektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek yıl bizim Başbakanımız gelmese de Davos’la aynı tarihte toplanacak &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Dünya Sosyal Forumu’ &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;nun sloganı yüzbinler tarafından hep bir ağızdan tekrar söylenecek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“ Başka Bir Dünya Mümkün !”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SYWMBzAPFVI/AAAAAAAAB4U/lmTuA8bfHOw/s1600-h/afrika_yoksulluk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 288px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SYWMBzAPFVI/AAAAAAAAB4U/lmTuA8bfHOw/s400/afrika_yoksulluk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297794499170211154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SYWLoMQB6nI/AAAAAAAAB4M/-z_bLzVRL3o/s1600-h/Ba%C5%9Fka+bir+d%C3%BCnya+m%C3%BCmk%C3%BCn+!.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 319px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SYWLoMQB6nI/AAAAAAAAB4M/-z_bLzVRL3o/s400/Ba%C5%9Fka+bir+d%C3%BCnya+m%C3%BCmk%C3%BCn+!.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297794059270744690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 04 ŞUBAT 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-67309080258160489?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/67309080258160489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=67309080258160489&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/67309080258160489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/67309080258160489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/02/baska-bir-dunya-mumkun.html' title='&lt;strong&gt;&quot; BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN ! &quot;&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SYWMBzAPFVI/AAAAAAAAB4U/lmTuA8bfHOw/s72-c/afrika_yoksulluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-4439097050565778965</id><published>2009-01-25T22:46:00.007+02:00</published><updated>2009-01-26T02:12:17.154+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>“ BUGÜN NE YAZSAM ? “</title><content type='html'>&lt;strong&gt;“ BUGÜN NE YAZSAM ? “&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Bugün ne yazsam ? “…&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok yazıma bu soruyla ve benzer sorularla başladığımı anımsıyorum.&lt;br /&gt;Bu hafta da öyle oldu. İnsanın içinden yazı yazmak gelmezse böyle olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün 24 Ocak’tı…&lt;br /&gt;Uğur Mumcu’yu andık 16. katlediliş yıldönümünde…&lt;br /&gt;Yıllar geçiyor…&lt;br /&gt;Unutuluyor çekilen acılar…&lt;br /&gt;Dün tarih oldu.&lt;br /&gt;Bugünü yaşıyoruz.&lt;br /&gt;Yarını yaşar mıyız bilmiyoruz…&lt;br /&gt;Ama çocuklarımız yaşayacak.&lt;br /&gt;Çocuklarımız tarihi okumalı, tarihi öğrenmeli, tarihi bilmeli, tarihi sevmeli.&lt;br /&gt;Çocuklarımız, gençlerimiz gelecekte mutlu yaşamak istiyorlarsa;&lt;br /&gt;Yarını kurmak  ;&lt;br /&gt;Bugünü anlamak için ;&lt;br /&gt;Dünden başlamalılar tarihi okumaya…&lt;br /&gt;Çocuklarımız bilmeliler ki tarih dediğimiz; &lt;br /&gt;Ezenleri kahraman ilan eden, ezilenlerden, öldürülenlerden, yenilenlerden hiç söz etmeyen ; Okullarda okutulan tarih dersi değildir.&lt;br /&gt;Tarih halkın belleğinde yaşayan ezilen halkların , savaşlarda ölüleri bile sayılmayan , adları sanları bilinmeyen sıradan insanların, işçilerin, köylülerin, kölelerin isyan tarihidir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih üzerine düşüncelerimi açıklayan bir yazı mı yazsam ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, hayır bugün tarih yazmayacağım… Siyaset, seçimler, adaylar… İnsanlar televizyon izliyor nasılsa…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz Amerika’ya siyah başkan… B.Hüseyin OBAMA’yı mı yazsam ? 60 yılda ırkçılığın geldiği nokta filan… Hiç sırası değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uğur MUMCU…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazabilirim ki &lt;strong&gt;Uğur MUMCU &lt;/strong&gt;hakkında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;83 yılında Paris’teki tanışıklığımızı…Bana neden &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“asker arkadaşım”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; dediğini… Asker arkadaşımla ellerimizi omuzlarımıza atarak ve de saatlerimizi göstererek çektirdiğimiz askerlik hatırası fotoğrafımızdan mı söz etsem… Ama bunlar özel anılarımız bizim… Sırası değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün ve bugün tekrar tekrar okuduğum ve  dinlediğim 25 Ağustos 75’te Cumhuriyet’te yayınlanan &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Sesleniş”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; isimli yazısını mı yayınlasam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi “&lt;/em&gt; diye başlayan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Vicdan sustu.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hukuk sustu.&lt;br /&gt;İnsanlık sustu.&lt;br /&gt;Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.&lt;br /&gt;Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.&lt;br /&gt;Uydurma davalarla kapattılar hücrelere.&lt;br /&gt;Hastaydık.&lt;br /&gt;Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.&lt;br /&gt;Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.” &lt;/em&gt;,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diye devam eden &lt;em&gt;“Sesleniş”&lt;/em&gt; i bugünün gençleri bir kere daha okumalı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;um:ag&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;(Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı)&lt;/em&gt; Vakfı Yayınları’nın ilk kitabı olan “&lt;em&gt;Vurulduk Ey Halkım”&lt;/em&gt; kitabını açıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitapta &lt;em&gt;“Sesleniş”&lt;/em&gt; yazısı &lt;strong&gt;Nuri KURTCEBE’nin &lt;/strong&gt;çizgileriyle anlatılmış. Bu kitaptaki diğer yazıları okuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o yazılardan birinin başlığı : &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Kır Çiçekleri…” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;Cumhuriyet’te 5.12.81’de yayınlanmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yazıdan buldum ben de yazımın başlığını…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asker arkadaşım Uğur MUMCU’nun &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Kır Çiçekleri…” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;yazısından bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"Kır Çiçekleri..."&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Bugün daktilomun başında yıllardan beri ilk kez, ne yazacağımı düşünerek dakikalarca durdum. Elim bir türlü tuşlara varmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne yazayım bugün?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, içindeki sıkıntılarla boğuştu mu sözcükler, bir dönme dolap gibi beyninizde döner durur. Öyle ki, sözcükleri beyninizden, yüreğinizden ve dilinizden çekip, daktilo şeridine vuramaz, ak kâğıt üzerine siyah harfleri, siyah sözcükleri dizemez, noktaları, virgülleri koyamazsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, sözcüklerin kendi dünyaları vardır; bu dünyalar, güneş çevresinde dönen küreler gibi beynimizde, vicdanımızda, yüreğimizde döner dururlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözcükler, gün olur, uzanamadığımız yıldızlar kadar uzak, gün olur, hoyratça ezip, geçtiğimiz kır çiçekleri gibi, bizlere yakın olurlar. Ve biz çoğu kez bu uzaklığı da, bu yakınlığı da ölçüp biçemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sözcükler, yüreklerimizde, vicdanlarımızda, beyinlerimizde ve de atar damarlarımızda döner, dururlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün hiç yazı yazmasam diyorum, gitsem bir dağ başına, gitsem, kır çiçekleri toplasam, bunları bir demet yapsam; desem ki, bu çiçeğin adı, "Erdem", bunun "Onur", bunun "İnanç"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne yazayım bugün?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne yazsam bugün?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski dosyaları mı çıkarsam? Hayır çıkarmayacağım!.. Geçmiş olaylarından vicdan muhasebelerine sayfalar mı açsam? Hayır, açmayacağım! Düne, önceki güne, daha öncesine mi uzansam? Hayır uzanmayacağım!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne yazsam bugün?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canım bir dağ başında kır çiçekleri toplamak istiyor. Kıbrıs'tan kopup gelen ılık güney rüzgârları ile Ege'nin güneşli sabahlarından kaçamak gelen ışıklarla, ülkemin dört bir yanından toplayacağım kır çiçeklerini bir vazoya yerleştirip, "işte" desem, işte yıllarca yazmak isteyip de yazamadığım bunlar, işte bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçekler yan yana, çiçekler aynı topraktan gelme ve aynı suyun içinde; biri "İnanç", biri "Erdem", biri "Onur"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün ne yazsam, ne yazsam acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daktilomun başında yıllardan beri ilk kez yazacağım yazının soru işaretine takılıp dakikalarca düşünüp duruyorum. Sözcükleri, daktilonun tuşlarından kara şeride bir türlü çarpamıyorum. Yanıma oğlum "Özgür" geliyor. "Ne düşünüyorsun baba?" diyor. Sonra ekliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Beni yaz baba, beni yaz, benim adımı yaz baba, benim adımı yaz, benden söz et baba, benden söz et... Duruyorum, düşünüyorum, düşünüyorum, yine düşünüyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dağ başına gitsem, kır çiçekleri toplasam ve sonra, evet ve sonra... ve... ve... ve...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün ne yazsam?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uğur Mumcu&lt;br /&gt;Cumhuriyet, 5.12.1981&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili asker arkadaşım ; Seni özlemle anarak bu yazıyı bitirdim…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Senin yaşayamadığın ama benim şimdilerde yaşadığım şirin bir Ege köyü olan Mazı’da kır çiçeklerinin fotoğraflarını çekmeye çıkıyorum…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Eğer yaşasaydın seni mutlaka bu köye getirirdim… Sana kır çiçeklerinin nasıl fotoğrafının çekildiğini gösterirdim…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sana &lt;em&gt;“Kır çiçeklerinin fotoğrafı otel defterinin fotoğrafı çekildiği gibi çekilmez…” &lt;/em&gt;derdim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu sözü söylediğimde atacağın kahkahanın yankılarını duyuyorum Gökova üstünde… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak işte bir kır çiçeği… Bu iki papatyanın biri sen olmalısın…Biri de ben olmalıyım… Biri Patnos’tan biri Siirt’ten gelmiş ve Mazı’da buluşmuşlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ege’de bahar Ankara’da kar var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SXzP7UlAr0I/AAAAAAAAB3o/QRK4_flMQec/s1600-h/%C4%B0ki+Papatya.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 281px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SXzP7UlAr0I/AAAAAAAAB3o/QRK4_flMQec/s400/%C4%B0ki+Papatya.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295335879924035394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 28 OCAK 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-4439097050565778965?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/4439097050565778965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=4439097050565778965&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4439097050565778965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/4439097050565778965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/01/bugn-ne-yazsam.html' title='&lt;strong&gt;“ BUGÜN NE YAZSAM ? “&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SXzP7UlAr0I/AAAAAAAAB3o/QRK4_flMQec/s72-c/%C4%B0ki+Papatya.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-2354542171612453578</id><published>2009-01-19T10:08:00.004+02:00</published><updated>2009-01-19T10:28:56.241+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>AHTAPOTUN KOLLARI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;AHTAPOTUN KOLLARI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Önceki yıllarda yazdığım gibi Ocak ayı yaşadığımız alışılmadık ölümler nedeniyle bir “hüzün ayı”… Bu ayda belleğimize kazınan isimler ve onların ölüm günleri vardır. Bu nedenle  hüzün ayı Ocak’ta yazı yazmakta da, söz söylemekte de hep zorlanmışımdır… Bu ayda o tarihleri ve isimleri düşünmeden gündemdeki diğer konuları yazmak içimden gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Onları bir kez daha hüzünle, özlemle anarak başlayayım bu haftaki yazıma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 13 Ocak 08 Sevgili Dostum Yücel ÖZEL,&lt;br /&gt; 19 Ocak 07 Hrant DİNK,&lt;br /&gt; 24 Ocak 93 Uğur MUMCU,&lt;br /&gt; 31 Ocak 90 Muammer AKSOY…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hiçbirinin yeri doldurulamıyor. Beynim çalıştığı sürece anılarımda ve yüreğimde yaşayacaklar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bundan böyle 09 yılının Ocak ayını da İsrail’in Gazze’de öldürdüğü çocuklarla anımsayacağız. İlk saldırı gününden gelen Gazzeli çocukların ölüm fotoğraflarını yaklaşık bir aydır blogumdan kaldırmadım. Üstüne daha yenileri eklendi. Bu ay fotoğraf sitelerinde neşeli çocuk fotoğrafı paylaşarak andım Gazzeli çocukları… Bugünlerde &lt;strong&gt;“geçici bir ateş kes”&lt;/strong&gt; var gibi görünüyor ama &lt;strong&gt;“Barış”&lt;/strong&gt; Filistin’e ve Irak’a henüz çok uzak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Dünya savaşla ve küresel ekonomik krizle boğuşurken biz Türkiye’de 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin aday şovları ve &lt;strong&gt;“bir deli”&lt;/strong&gt; ile uğraşıyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yerel seçimlerde kentin ya da beldenin sorunları konuşulmuyor… Varsa yoksa koltuğa kim oturacak, hangi partiden oturacak ? Partilerinden aday gösterilmeyen mevcut başkanlar koltuğu kaptırmamak için parti parti dolaşıyorlar. Kim kabul ederse… İlke milke hak getire… Beş yıl boyunca demediğini bırakmadığı rakip parti birden yeni parti oluyor… Beş yıl boyunca seçimlere bir programla hazırlanmayan ve kendi içinden bir aday bile çıkaramayan parti de hazır başkanla seçime girerse tarihin tekerrür edeceğini geçen seçimi diğer partiden kazanan başkanın bu seçimleri kendi partisinden kazanacağını sanıyor. Yerel seçimlerin bu &lt;strong&gt;“Zübük”&lt;/strong&gt; adayları bana &lt;strong&gt;Aziz Nesin’i &lt;/strong&gt;anımsatıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Çocukluğumdan anımsadığım bir halk deyişi var. &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Bir deli kuyuya bir taş atar kırk akıllı çıkaramaz.”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bırakın kırk kişiyi tam yetmiş milyon insan Tuncay Güney isimli bu “deli”nin Türkiye’de “Ergenekon” adı verilen kuyuya attığı taşı çıkarmaya çalışıyor ama nafile…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bütün medya bu deliden söz ediyor…Devletin televizyonu bile bu delinin saçmalıklarını dört saat yayınlayabiliyor… Bu Ergenekon soytarılığının temelinde bu deli var da “akıllı” olması gereken devlete ve medyaya ne demeli… Bu delinin saçmalıklarını ciddiye alan Vakit, Taraf ve diğer yandaş medya bırakın olayı haber yapmayı yeni operasyon dalgalarında kimlerin evini basılacağını, kimlerin gözaltına alınacağını bile söylüyorlar. Haklarında hukuka uygun bir iddianame bile olmayan, henüz yargılanmayan insanları bile yargılayıp hükümlerini veriyorlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Meğer biz farkına varmadan Türkiye’de hukuk sistemi değişmiş. Artık yeni sistemde yargılamayı yargıçlar değil yandaş medya yapıyor, hükümleri de  yargıçlar değil bu medyanın yazı işleri kadrosu veriyor. O zaman Silivri’deki mahkemeye ne gerek var ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sonuç olarak bu Ergenekon’un ne operasyon dalgası biter, ne bu davası biter… Kısacası “&lt;strong&gt;ömür biter bu dava bitmez&lt;/strong&gt;…” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu arada biz TRT 2’de  bir delinin hikayelerini aval aval dinlerken TRT 3  Meclis TV, AKP’li vekillerimizin ormanlarımızı talancılara peşkeş çekmek anlamına gelen &lt;strong&gt;“ 2 B “ &lt;/strong&gt;yasal değişikliğinin yapıldığı haberini vermiş. Haberiniz var mı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Deniz dibinin  esrarengiz sürüngen canlıları ahtapotlar hakkında ne biliyor sunuz ? &lt;br /&gt; Ahtapot deyince benim aklıma önceleri sadece bu deniz canlısından yapılan salatası ve de Beşiktaş’ta sık sık gittiğim Ahtapot Restaurant gelirdi… Sonraları deniz canavarı olarak tanımlandıkları mitolojik öyküler ve &lt;strong&gt;“ Ahtapotun kolları”&lt;/strong&gt; deyimi.&lt;br /&gt; Bilgi paylaşınca değerlenir… Size ahtapotlar hakkında edindiğim yeni bilgilerden bir kaçını kısaca aktarmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;“Ahtapotlar denizlerde yaşayan en esnek canlılar. O kadar esnekler ki, 2-2,5 cm'lik bir delikten geçebilirler. Gövdelerinde kılçık, iskelet olmadığı için çok küçük boyutlara büzebilirler kendilerini.&lt;br /&gt;Ahtapotların ömürlerinin kısa olması (yaklaşık 300 çeşit ahtapot var en uzun ömürlü tür 5 yıl, sıradan türler 6 ayda bu dünyadaki işlerini tamamlayıp gidiyorlar) onların bazı yetenekler geliştirmesine neden olmuştur. En güzel özellikleri oldukça iyi öğrenme yeteneğidir. Ömürleri kısa olduğu için ebeveynler yavrularına eğitim veremeden ölür böylece ahtapot bireyleri bütün davranışlarını kendi başlarına öğrenirler. Beden büyüklerine göre de oldukça güçlü hayvanlar oldukları için çok ilginç işler yapabilirler. Akvaryumdan kaçıp küvete giden, beslenmek için balıkçı teknelerine giren ahtapotların hikayeleri yaygındır. Ahtapotlar da hem kısa süreli hem uzun süreli hafıza bulunduğu da ispat edilmiştir.&lt;br /&gt;Ahtapotların sinirlerinin çoğu kollarında bulunur, bu yüzden şekilleri algılayamazlar. Durumları file dokunan körlere benzer. Asla tam şekli bilemezler. Ama dokundukları şeyin tadını alabilirler. Dokunma duyuları bu derece hassastır.&lt;br /&gt;Denizden ne çıksa yerim düsturu ahtapotların da yenebilir olduğunu gerektirir. Türüne göre kolları ve/veya kafaları pişirilir yenir. Ahtapotların kollarını düğümleyip, canlı canlı sosa batırıp yiyenler de var. Bu daha çok Kore’de yaygın bir yemek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ahtapotlar doğal ortamlarında köpek balıklarını bile yer yutabilir. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bilgilerin bir parçası olan &lt;em&gt;“Balıkçının karısı ve ahtapotlar”&lt;/em&gt; hikayesini de bir gün ayrıca anlatırım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ahtapot bilgisinin son cümlesinin kanıtı olan belgesel filmi ben internetten şu linkten izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;http://www.dailymotion.com/video/xax7_octopus-eats-shark&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternetteki blogumun okuyucularına kolaylık olsun diye blogumun &lt;strong&gt;“bağlantılarım”&lt;/strong&gt; bölümüne bu belgeselin linkini koydum. Bir tıkla izleyebilirsiniz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının başlığındaki &lt;strong&gt;“Ahatapotun kolları”&lt;/strong&gt; ne demek oluyor… Siz ne anladıysanız o… &lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SXQ1aXI3k5I/AAAAAAAAB2M/TL6AHtlN8Wo/s1600-h/Ahtapot+1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 285px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SXQ1aXI3k5I/AAAAAAAAB2M/TL6AHtlN8Wo/s400/Ahtapot+1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292914189071258514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 21 OCAK 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-2354542171612453578?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/2354542171612453578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=2354542171612453578&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2354542171612453578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/2354542171612453578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/01/ahtapotun-kollari.html' title='&lt;strong&gt;AHTAPOTUN KOLLARI&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SXQ1aXI3k5I/AAAAAAAAB2M/TL6AHtlN8Wo/s72-c/Ahtapot+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1119236959414582300</id><published>2009-01-10T13:26:00.004+02:00</published><updated>2009-01-12T06:52:48.381+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>İNEGÖL KENT MÜZESİ AÇILDI…İZNİK NE ZAMAN AÇILACAK ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SWiGObc7EnI/AAAAAAAAB0c/_75gACNr-S4/s1600-h/%C4%B0KM.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 245px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SWiGObc7EnI/AAAAAAAAB0c/_75gACNr-S4/s400/%C4%B0KM.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289625344792007282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İNEGÖL KENT MÜZESİ AÇILDI…&lt;br /&gt;İZNİK NE ZAMAN AÇILACAK ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İnegöl Kent Müzesi’nin 10 Ocak 09 tarihindeki açılışı ile ilgili İnegöl Belediye Başkanı Alinur Aktaş imzalı bu davetiyeyi aldığımda hem çok sevindim hem de içimi bir burukluk kapladı… Çok sevindim. Çünkü komşu ilçelerimizden İnegöl’ün bir kent müzesine kavuşmasının bu ilçeye getireceği artıları düşündüm. Bursa Kent Müzesi’nden sonra ilimizde 5 yıl içinde ikinci bir Kent Müzesi açılması mutluluk verici bir kültür olayıydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu davetiyeye karşılık İnegöl Belediyesi Kent Müzesi’ne aşağıdaki kutlama mesajımı gönderdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ İnegöl'e bir Kent Müzesi kazandıran başta Belediye Başkanı Alinur AKTAŞ olmak üzere emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum. İnegöl Kent Müzesi'nin İnegölümüze, Bursamıza ve ülkemize hayırlı olmasını dilerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir İznikli olarak İnegöl Kent Müzesi'ni kıskandığımı da itiraf etmeliyim. Maalesef biz İznik'te başaramadık... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü İznik tarihine, kültürüne ve doğasına değer verecek İznik'in tarihinden geleceği görecek vizyonu olan bir Belediye Başkanı bulamadık... İznik'in okuyan, düşünen, yazan insanlarına değer vermek, onları dinlemek bir yana onlara bir selamı bile esirgeyen bir Belediye Başkanı ile İznik'in bir 5 yılı daha uçup gitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke Alinur AKTAŞ  gibi bir Belediye Başkanımız olsaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnegöl Kent Müzesi'ni en kısa zamanda ziyaret edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İznik'ten selam,sevgi ve saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin AY&lt;br /&gt;İznik DOĞUŞ Gazetesi Yazarı “&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İnegöl Belediyesi Kent Müzesi’nin açılışını bir kez daha buradan kutluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Peki bu kadar sevindiğim bir olayla ilgili neden içim burkuldu ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kutlama mesajımda İnegöl Belediyesi Kent Müzesi’ni bir İznikli olarak kıskandığımı belirttim…Bu gazete sütunlarında İznik Kent Kimliği ve İznik Kent Müzesi ile ilgili yazdığım yazıları anımsadım.&lt;br /&gt; Bu yazılarımın sadece tarihlerini ve başlıklarını vereceğim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;02 Şubat 05  : “  İZNİK’İN KENT KİMLİĞİ “&lt;br /&gt;09 Şubat 05  : “  İZNİK’İN KENT KİMLİĞİ -2- “&lt;br /&gt;16 Şubat 05   : “ Kent Kimliği’nin  Güzel Bir Örneği  BURSA KENT MÜZESİ”&lt;br /&gt;07 Aralık 05  :  “YEREL TARİH-KENT BELLEĞİ VE İZNİK TARİHİ “&lt;br /&gt;10 Mayıs 06   : “MÜZELER, KÜLTÜR VE TURİZM (1)”&lt;br /&gt;17 Mayıs 06   : “MÜZELER, KÜLTÜR VE TURİZM (2)”&lt;br /&gt;24 Mayıs 06  : “MÜZELER, KÜLTÜR VE TURİZM (3)”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu sütunda 07 Haziran 06 tarihinde yayınlanan “ &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bir kere  daha…Bıkmadan, Usanmadan…“ İZNİK’İN KENT KİMLİĞİ ve İZNİK KENT ARŞİVİ &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;“ başlıklı bir yazımı ise bir kez daha yayınlıyorum. İznik Kent Arşivi’ne bir belge olarak kalsın diye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“ 2005 yılının 2 Şubat ve 9 Şubat günlerinde Çarşamba Sohbetleri Grubunda “Kentlilik Bilinci ve Kent Kimliği” konusunu konuştuk.Ben de bu sütunlarda 2 ve 9 Şubat tarihlerinde “ İZNİK’İN KENT KİMLİĞİ”, 16 Şubat günü ise  “ Kent Kimliği’nin Güzel Bir Örneği BURSA KENT MÜZESİ” başlıklı yazılar yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam saat 21.00 de Süleyman Paşa Medresesi’nin bahçesinde Bursa’dan gelen bu konuların uzmanı 3 konuğumuzla aynı konuları konuşacağız. Bir kere daha, bıkmadan, usanmadan İznik’in Kent Kimliği’ni ve İznik Kent Arşivi’ni İznik’in gündemine getiriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra da bu konunun ısrarla, inatla takipçisi olacağız. Çünkü İznik’i sevmenin lafla olmayacağını biliyoruz. İznik’in çağdaş bir kent olabilmesi için önce kent kimliğinin tanımlanması, sonra Kent Arşivinin oluşturulması, daha sonra da İznik Kent Müzesi’nin kurulmasından geçtiğini biliyoruz. Bunun gerçekleşmesi için uğraşımız sonuna kadar sürecek. Bunlar olmadan İznik için ne yaparsanız yapın İznik kasaba olmaktan kurtulamayacak, çağdaş bir kent olamayacaktır. 25 değil 100 metrelik aydınlanma direği dikseniz de, dört bir yana çevre yolu yapsanız da İznik’i aydınlığa, çağdaşlığa, geleceğe bunlarla taşıyamazsınız…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İznik tarihiyle, doğasıyla zengin bir kent. Ancak aynı İznik bu zenginliğini dünyaya tanıtamıyor, bu zenginliğinden nimetlerinden yararlanarak ileriye doğru bir adım atamıyor. Günden güne de geriye doğru gidiyor. Yukarıda belirttiğim gibi 9 Şubat 2005 tarihinde bu sütunlarda yazdığım yazımdan bir bölümü ( bir kere daha… ) burada tekrarlamak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İznik bu tarihi-kültürel zenginlikleri ile kent kimliğine adını “Müzekent” olarak yazdırmıştır. İznik, gölü ile, zeytini,üzümü ile süslediği bu kimliğini geleceğe nasıl taşıyacaktır? Önemli olan soru budur. Sorun da buradadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre İznik bu zengin kent kimliğine yerel yönetimi, sivil toplum kuruluşları, yerel basını, aydınları ve halkı ile sahip çıkmalı, bu kimliği bir marka olarak tanımlama sürecini başlatmalı, bu zengin kimlikten yararlanarak çağdaş kent kimliğini de tüm dünyaya tanıtmalıdır. Bunun da yolu kentlilik bilincinden geçer.Çağdaş İznik bir kültür kenti, bir turizm kenti, bir tarım kenti olacaksa sorunlarını da demokratik bir biçimde tartışabilmeli, sorunlarına çözüm yolları üretebilmelidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbiriyle sadece dedikodu yapmak için konuşanlar, düşüncelerini ifade edemeyince karalamaya, küfüre, küsmeye sığınanlar, tartışmayı bilmeyenler de bizim gündeme taşıdığımız bu kavramlara alışacaklar. Yavaş olacak ama olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kendinize konuşmayın, kendi kendinizi alkışlamayın. Gelin diğer insanlarla konuşun, dinleyin, bilmiyorsanız öğrenin. Sizden farklı düşünen insanların düşüncelerini dinleyin, farklı düşünceye hoşgörüyle yaklaşın, tahammül edin. Aynalar çoğunlukla yalan söyler,aynalara inanmayın. Bence bu akşamki sohbeti kaçırmayın. “&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda 07 ve 08 yıllarındaki yazılarımı bir kenara bırakıyorum… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi anlaşıldı mı İnegöl Belediyesi Kent Müzesi’ni neden kıskandığım ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer İnegöl Belediye Başkanı Alinur AKTAŞ gibi İznik Belediye Başkanı Kadri ERYILMAZ da İznik’in düşünen insanlarının düşüncelerine değer verseydi, onların yazdıklarını okusaydı biz İznikliler olarak İnegöl’den önce İznik Kent Müzesi’ni açardık… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak yapamadık… Çünkü İznik’in önünde İznik Belediye Başkanı Kadri ERYILMAZ gibi bir engel vardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İznik Belediye Başkanı Kadri ERYILMAZ, İznik Kent Müzesi açmak yerine ne yaptı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İznik Gölü’nün kuşlarının barınma yeri olan sazlıklarını yok ederek doğayı katlettiği yetmiyormuş  gibi İznik Gölü’nün en güzel yerine “golf sahası” açacağım diye birilerine peşkeş çekmeyi “icraat” saydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazık oldu İznik’in 5 yılına… AKP’nin sloganı gereği “ DURMAK YOK, YOLA DEVAM !” anlayışı sürecekse İznik bir 5 yılı daha şimdiden kaybetmiş demektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnegöl Belediyesi Kent Müzesi ile ilgili bilgilere şu linkten ulaşa bilirsiniz :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.inegol.bel.tr/kentmuzesi.php&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YEREL SEÇİME DOĞRU : SON DAKİKA…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haftalık yazımı Cumartesi günü yazıp gönderdikten sonra hafta sonunda Bursa’da ve Ankara’dan yapılan açıklamalarla 29 Mart 09’da yapılacak yerel seçimlerde İznik’in adayları da kesinleşti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP’nin “ Golfçü Başkan” Kadri ERYILMAZ’ a  “buraya kadar…” deyip İsmail YILMAZ’ ı aday göstermesine sevindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP’den  Dündar KOYUTÜRK’ ün adaylığı da bu parti adına umut vericidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belediye Başkan adayları belli olduğuna göre şimdi geçen hafta Recep BOZKURT Hocamın yazdığı gibi sırada “ortak akıl kullanarak yerel yönetimlerde takımı oluşturmak…” ilk görevdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İznik’in önümüzdeki 5 yıl içinde kaybettiği yılları telafi etmek ve zincirlerini kırarak atağa geçmesi için ben bir yurttaş olarak gönlümden geçen takımın oyuncularını, yani yeni dönemde İznik Belediye Meclisi’nde görmek istediğim arkadaşların isimlerini yazmak istiyorum. Hiç biri ile bu konuyu konuşmadım, görüşlerini almadım. Bu nedenle tamamen benim gönlümden geçen isimlerdir. Kuşkusuz daha başka isimler de vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dündar KOYUTÜRK’ &lt;/strong&gt;ün Başkanlığında ya da kaptanlığında benim yeni dönemde İznik Belediye Meclisi’nde görmek istediğim isimler :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Murat SÜRÜK, Tarık DEMİRAY, Hüseyin KURTAY, Hüseyin ACAROL, Hüseyin FIÇICIOĞLU, Mahmut ÇALIŞKAN, Şefik AKIN, Metin AYDEMİR, Serdar AYDIN  ve Mahmut USTA&lt;/strong&gt;…Bu listeye 3-4 kadın üyenin de katılması ile oluşturulacak yeni bir İznik yerel yönetimi ile kazanan siyasi partiler değil İznik ve İznikliler olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 14 OCAK 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1119236959414582300?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1119236959414582300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1119236959414582300&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1119236959414582300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1119236959414582300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/01/inegl-kent-mzesi-aildiiznik-ne-zaman.html' title='&lt;strong&gt;İNEGÖL KENT MÜZESİ AÇILDI…İZNİK NE ZAMAN AÇILACAK ?&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SWiGObc7EnI/AAAAAAAAB0c/_75gACNr-S4/s72-c/%C4%B0KM.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-1510063802223796221</id><published>2009-01-05T12:17:00.002+02:00</published><updated>2009-01-05T12:22:44.307+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>09 ‘ A “MERHABA” DERKEN…</title><content type='html'>&lt;strong&gt;09 ‘ A “MERHABA” DERKEN…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Haftalık yazılarımı genellikle Pazar günleri yazarım. Pazar günü yazdığım yazıyı önce DOĞUŞ ’a gönderir sonra da internet ortamında dost okurlarımla da paylaşmak için blogumda yayınlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ancak bu hafta öyle olmadı. Yazı yazma ve paylaşma işi Pazartesiye sarktı. Çünkü Pazar günü fotoğraf dostlarımla bir fotoğraf gezisine katıldım. Kırklareli’nin Vize ilçesine bağlı Kıyıköy ’de sürekli yağan yağmura karşın sıcak dostluklar paylaştığım yeni dostlar edindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yeni yılın ilk günü Ankara’da 7 üniversiteli gencimizi doğal gaz zehirlenmesinden yitirmekle yaşadığımız büyük acıyı bir nebze olsun unutabilmek adına da bu gezi benim için yararlı oldu. Gün boyu hiç gazete okumadan, televizyon seyretmeden yağmurda ıslanarak, karlara bata çıka Trakya’nın bu şirin köyünde doğa, tarih ve dostlarla iç içe yaşarken zaman zaman yazacağım bu haftaki yazımı da düşünmedim değil… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir yandan bir gece önce okuyup bitirdiğim gazeteci-yazar Ece TEMELKURAN ‘ ın &lt;em&gt;&lt;strong&gt; “AĞRI’ NIN DERİNLİĞİ”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; kitabının düşündürdükleri. “Soykırım” ı “kabul edenler - inkar edenler” den “özür dileyenler - özür dilemeyenler” basitliğine indirgenen tartışmalar… Sadece Türkiye tarihinin değil içine iki “ dünya savaşı” bile sığmış dünya tarihinin en önemli bir “kargaşa” “altüst” oluş dönemi olan 1820 – 1950 dönemini öyle bir-iki cümlelik metinlerle geçiştirmek mümkün mü ? Bu sosyolojik, kültürel ve ekonomik yönden gerçekten karmakarışık dönemin tarihine ve olaylarına ; Irkçılığa kadar varan “ milliyetçi fanatizm”in ve “dini fanatizm”in at gözlüğünden bakarsanız mümkün tabii ki… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Aynı at gözlüğünden bakış günümüz siyaseti için de geçerli. Bu yılın yerel seçimlerine üç aydan az bir zaman kaldı. Bu köşede bundan bir ay önce yani 3 Aralık 08 ’de yayınlanan &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“KÖMÜR VE ÇARŞAF KARASI”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; başlıklı yazımda bu yerel seçimlerle ilgili yazdığım yazımdaki şu cümlem geçerliliğini koruyor :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“ Kısacası yerel seçimler yaklaşırken siyasi partilerin “alevi açılımı”, “kara çarşaf açılımı”, “kürt açılımı” , “doğal gaza yüzde yüz zam, bedava kara kömür açılımı” gibi sahte açılımlarla Türkiye’nin bir yere varması mümkün değildir.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Siyasi partilerin bu sahte açılımlarının gölgesinde bu yerel seçimde adayların da    belli olmaya başladığı bugünlerde yerel yönetimlerin beldeler için tarihsel ve toplumsal önemine değinen enfes bir yazı okudum bu sabah… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Yine bu köşede 17 Aralık 08 tarihinde yayınlanan &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“ İznik Mavi Çini’den İznik Kültürü’ne…“ İZNİK Dün – Bugün - Yarın I ”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; “ başlıklı yazımda son kitabını tanıttığım sevgili dostum tarihçi, araştırmacı, yazar Recep BOZKURT’un İznik’teki yerel gazetelere ve yerel internet sitelerine gönderdiği yazısı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ YEREL YÖNETİMLERDE TAKIM ÇALIŞMASI VE ORTAK AKIL KULLANMANIN YARARI VE ÖNEMİ…” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;başlıklı yazısında &lt;strong&gt;Recep BOZKURT&lt;/strong&gt;, İznik yereli ve özelinde hiçbir siyasi hesabı ve beklentisi olmadan , hiçbir siyasi partiyi hedef göstermeden düşüncelerini aktarmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           &lt;em&gt;“ İş işten geçmeden ve tam bugünlerde, bu konuda aklı ve sağduyuyu her türlü düşüncenin ve siyasetin önüne koyalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Yoksa İznik yine yerinde sayacak !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Yine, “Bu İznik’ten adam çıkmaz!..” diyenler kazanacak…”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Recep Hocamın İznik’in bugününü ve geleceğini tarihin ışığında yaptığı değerlendirmelerine ve düşüncelerine tümüyle katılıyorum. Benim pek umudum yok ama umarım Recep Hocamın bu düşüncelerini İznikliler ve İznikli siyasetçiler anlar… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              Ocak aylarında neden yazı yazmak istemediğimi önceki yıllardaki yazılarımda belirtmiştim. Bu ruh halim bu yılın Ocak ayı için de geçerli. Ancak ne yazık ki yaşam devam ediyor… 30 yıl önce Ankara’da faşist kurşunlarla kaybettiğimiz 7 gencimize bu yıl doğal gazdan zehirlenen 7 gencimiz eklendi… Gençler açısından değişen bir şey yok… Ankara’yı yönetenler açısından da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              Yeni bir yıla, ölümlere inat yaşama &lt;strong&gt;“Merhaba !”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 07 OCAK 09&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-1510063802223796221?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/1510063802223796221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=1510063802223796221&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1510063802223796221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/1510063802223796221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2009/01/09-merhaba-derken.html' title='&lt;strong&gt;09 ‘ A “MERHABA” DERKEN…&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-3709383869198782701</id><published>2008-12-28T16:34:00.002+02:00</published><updated>2008-12-28T16:44:03.210+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>08’in son yazısı :“ÇILGIN İHTİYARLAR” DAN DERS ve "SAVAŞ VE BARIŞ" A DAİR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SVePUMIF0DI/AAAAAAAABzM/BQweb0u0sjU/s1600-h/%C3%87ILGIN+%C4%B0HT%C4%B0YARLAR+-sb.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 278px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SVePUMIF0DI/AAAAAAAABzM/BQweb0u0sjU/s400/%C3%87ILGIN+%C4%B0HT%C4%B0YARLAR+-sb.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284850264757882930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;08’in son yazısı :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ÇILGIN İHTİYARLAR” DAN DERS&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;“SAVAŞ VE BARIŞ”A DAİR…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bugün 28 Aralık 08… Bu gazetede 31 Aralık’ta yayınlanacak olan 08’in son yazısını yazmak için bilgisayarımın başına oturduğumda karmakarışık duygular içindeyim…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; 08’in son yazısının 09’a umut ve neşe taşıması için &lt;strong&gt;“neşeli bir yazı”&lt;/strong&gt; olmasını günler öncesinden kafamda tasarlamıştım. Özellikle de 24 Aralık günü Ankara’da TBMM önünde kar altında eylem yapan “&lt;strong&gt;Çılgın İhtiyarlar&lt;/strong&gt;” ı anlatacaktım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ama halkın deyimiyle her zaman &lt;strong&gt;“evdeki hesap çarşıya uymuyor…” &lt;/strong&gt;Önce tüm hafta boyunca gazetelerin üçüncü sayfalarındaki &lt;strong&gt;“vahşet&lt;/strong&gt;” haberleri… 11 yaşındaki çocuğu elektrikli testere ile kesip yakan canilerden, üç yaşındaki çocuğunu öldüren annelere kadar insanın kanını donduran haberler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şaibeli seçim listeleri ile 29 Mart’ta yapılacak yerel seçim öncesi siyasi partilerin “açılım” ve liderlerin “aday açıklama” şovlarından, yargı organlarının tepesindeki kavgadan, TBMM’deki yumruklara kadar iç karartan haberler… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Maraş Katliamı’nın 30. yılında TRT’den gelen ve bu kadarına da pes artık dedirten bir haber. Bu katliamın göstermelik davasında bir numaralı sanık olarak yargılanan ve sonrasında milletvekili bile olan katilin 30 yıl sonra olayı çarpıtmak adına sorumlu olarak Hrant Dink’i göstermesi sadece “rezalet” tanımı ile geçiştirilemeyecek kadar önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          İnsanı yılın bu son günlerinde karamsarlığa sürükleyen bu haberler yetmiyormuş gibi, dün katil İsrail’in Gazze’de bomba ve füzelerle ilk haberlere göre 225 Filistinliyi katlettiği haberleri geldi. Bugünkü gazetelerde o katliamın fotoğrafları var. Ortadoğu’da emperyalist ABD’nin korumasındaki katil İsrail devleti yıllardır Filistin’de sürdürdüğü katliamlarında dün yeni bir sayfa açtı. Bunun adı savaş veya savunma olamaz. İsrail’in bu Filistinli katliamı hiçbir gerekçeyle de savunulamaz. Savaşlarda bile yüzlerce masum sivilin öldürülmesinin yeri yoktur. İsrail’in bu insanlık dışı katliamına bazı devletler göstermelik de olsa tepki gösterirken ABD’den çıt yok… Çünkü aynı tür katliamları yıllardır Irak’ta sürdüren en büyük katil ABD ne diyebilir ki…Sadece katil İsrail’i alkışlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          27 Aralık günü Gazze ’ de 225 Filistinliyi katleden katil İsrail devletinin başbakanı Olmert bu katliamdan 5 gün önce yani 22 Aralık günü Ankara’da idi. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’la saatlerce görüştü… Katil devletin başbakanı 5 gün önce Ankara’da bizimkilerle ne görüştü ? Kim kiminle neden dans ediyor ? Bu soruların gerçekçi yanıtlarını kimden ve nasıl öğreneceğiz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Savaşın temel kaynağı kapitalizmdir. Bugünlerde küresel kriz yaşayan kapitalizmin bu krizin faturasını emekçi sınıflara ve yoksul ülke insanlarından çıkarmak istemesi tarihsel gerekliliğin bir sonucudur. Savaş makinesi canavar  kapitalist ve emperyalist sisteme karşı inadına barışı savunmak için dünya barış güçlerinin de kitlesel barış eylemlerini yoğunlaştırması gerekir. Gelecek yılın da temel gündem maddelerinden biri nettir. Savaşa karşı barış mücadelesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Kanlı savaşı şimdilik bir kenara bırakıp bir başka mücadeleye dikkatinizi çekmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          24 Aralık Çarşamba günü karlı bir Ankara gününde TBMM’nin önünde dondurucu soğuğa karşı battaniyelerine sarılmış iki insan sandalyelerinde oturuyor. Yanlarında iki pankart var : &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     &lt;strong&gt;“ ŞEHİT KANLARI İLE SULANMIŞ VATAN TOPRAĞINI SATAMAZSINIZ – ÇILGIN İHTİYARLAR “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         “ TARIM ALANLARI SATILAMAZ – ÇILGIN İHTİYARLAR “&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Kim bu “&lt;strong&gt;ÇILGIN İHTİYARLAR&lt;/strong&gt;” ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Biri 83 yaşındaki Tema Vakfı Onursal Başkanı &lt;strong&gt;Hayrettin KARACA&lt;/strong&gt;… Diğeri 94 yaşındaki Sümerolog &lt;strong&gt;Muazzez İlmiye ÇIĞ…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;           Bu çılgın ihtiyarlardan &lt;strong&gt;Hayrettin KARACA &lt;/strong&gt;bakın ne diyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bize ‘çılgın ihtiyarlar’ diyebilirsiniz. Soğukta oturacağız, bu ülkeyi seviyoruz. Gençlerimiz gelecekte aç kalacak. Biz toprak olacağız ama ortada vatan toprağı kalmayacak”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Çılgın İhtiyarlar’ın bu yaşta bu ülke toprakları için yaptığı ders gibi  bu eylemle vermek istedikleri mesajı kim anladı dersiniz ? Örneğin o TBMM’deki siyasi partilerin 550 milletvekili, hükümeti, muhalefeti anladı mı ? Ya da bu haberi bile magazinleştiren ulusal medya anladı mı acaba ? Ya da görsel ve yazılı basında kısacık yer alan bu haberi izleyen yurttaşlarımızdan kaç kişi ve ne anladı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Medya organları 08’de yılın adamı, yılın olayı gibi haberler yayınlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bana göre dünyada yılın adamı  ABD Başkanı Bush’a ayakkabı fırlatan Iraklı gazeteci… Avrupa’da Yunanistanlı gençler… Türkiye’de  ise bizim “&lt;strong&gt;Çılgın İhtiyarlar&lt;/strong&gt;”… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Görünen tablo karamsar ama her şeye karşın yarın başlayacak yeni yılda herkese sağlık, başarı ve mutluluklar dilerim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 31 ARALIK 08&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-3709383869198782701?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/3709383869198782701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=3709383869198782701&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/3709383869198782701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/3709383869198782701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2008/12/08in-son-yazs-ilgin-ihtiyarlar-dan-ders.html' title='08’in son yazısı :“ÇILGIN İHTİYARLAR” DAN DERS ve &quot;SAVAŞ VE BARIŞ&quot; A DAİR'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_f37vgRYLAJc/SVePUMIF0DI/AAAAAAAABzM/BQweb0u0sjU/s72-c/%C3%87ILGIN+%C4%B0HT%C4%B0YARLAR+-sb.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-5072585593400859863</id><published>2008-12-22T11:09:00.001+02:00</published><updated>2008-12-22T11:18:00.711+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZNİK DOĞUŞ YAZILARIM'/><title type='text'>52.HAFTA</title><content type='html'>&lt;strong&gt;52.HAFTA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yılın bu son haftasında eskiterek tarihin tozlu raflarına göndermeye hazırlandığımız 08 yılının kısa bir değerlendirmesini yapmak istedim. Önce bu yazıyı yazdığım gün yılın en uzun gecesini yaşamaya hazırlanıyoruz. Yarın da en kısa günü yaşadıktan sonra geceler kısalmaya, gündüzler uzamaya başlayacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bugünün tarihi belli başlı takvimlerde farklı gösteriliyor. &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ Miladi Takvim “ &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;e  göre ; 21 Aralık 08 , &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Hicri Takvim &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;“ e göre 23 Zil-Hicce 1429, &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Rumi Takvim “&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; e göre 8 Kanun-i Evvel 1424… Konuyu uzatmamak için bir zamanlar Türklerin de kullandığı &lt;em&gt;&lt;strong&gt;12 Hayvanlı Çin Takvimi’nden &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;ve &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Celali Takvimi’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;nden hiç söz etmeyeyim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; 08 yılının geride kalan 51 haftasında gelecek yıllarda anımsayacağınız dünya ve Türkiye olayları size göre hangileridir bilemem ama benim aklımda kalanlar şunlar olacak…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Öncelikle kapitalizmin küresel krizi…Bu konudaki düşüncelerimi daha önce yazdım. Başbakana göre tüm dünyayı derinden etkileyen bu kriz bizim ülkemizi etkilemeyecek teğet geçecekti… Eğer krizin teğet geçmesi buysa etkilemesi nasıl olurdu acaba ? Dün (yani 20 Aralık günü) Bursa’da her konuya değinen Başbakan ülkemizde krizden en çok etkilenen Bursa’da krizden ve işsizlikten hiç söz etmedi. Bursa’da tekstil sektöründe geçtiğimiz aylarda işsiz kalan binlere geçen hafta otomobil sektöründen de binlerce işsiz katıldı. Ama bunlar Başbakanımızın derdi değil… Onun derdi yerel seçimleri kazanmak için bedava  dağıttığı kara kömürün hava kirliliği yarattığını yazan gazeteler… Kapitalizmin 08’deki küresel krizinin asıl etkileri gelecek yıl ortaya çıkacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bence 08 yılının en önemli olaylarından biri de 6 Aralık günü Atina’da çocuk denecek yaşta bir gencin polis tarafından öldürülmesi ile başlayan ve Yunanistan’da tüm muhalefetin katılımıyla bütün kentlere yayılan olaylardı. Bizim ulusal basının birkaç istisna dışında derinlemesine hiçbir analiz yapmadan anarşik eylem diye geçiştirdiği ama tüm AB üyesi ülkelerin ciddiye aldığı ve yayılmasından korktukları olaylara sokaktaki insanların tepkisi de farklıydı…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Bizde her yıl onlarca insanın (30-40 dolaylarında) polis kurşunuyla, ya da karakollarda işkencede ölmesi, polisin her toplumsal olayda “orantısız güç kullanması” kanıksandığından ve de hiç tepki görmediğinden sokaktan &lt;em&gt;“ ne olmuş canım 16 yaşında bir çocuk öldüyse…”&lt;/em&gt; diyen yorumlar vardı. Yunanistan’daki bu son olayların çok farklı nedenleri olduğu kadar demokrasinin işleyişi, toplumsal tepki açısından örnek alınacak yönleri de vardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türkiye’de 08’in önemli siyasal ve toplumsal olaylardan biri de devam eden operasyonları ve davası ile &lt;em&gt;“Ergenekon”&lt;/em&gt; olayı idi. Gelecek yıl da bu davayı izlemeye devam edeceğiz. Bir başka dava ise Almanya’da görüldü bitti. Hatta neredeyse unutuldu. Deniz Feneri davası… Hırsızlar “bizden” olunca sorun yok. İlginç gelişmeleri ile izlemeye devam ettiğimiz bir dava da &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Hrant Dink Davası&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;”… Yasal nedenlerle bu davaların ayrıntılarına girmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 29 Mart 09 tarihinde yapılacak yerel seçimlerin hazırlıkları, şovları 08’in son aylarında hızlandı. Sokaklarda kara kömür dağıtan kamyonlardan geçilmiyor. Seçmen listelerine bir yıl içinde &lt;em&gt;“6 milyon seçmen&lt;/em&gt;” in nasıl ve neden eklendiğini kimse açıklayamıyor… Ya 22 Temmuz seçmen listeleri eksik ve yanlıştı… Ya da 29 Mart seçmen listeleri fazla ve yanlış… Sonuç olarak seçmen listeleri &lt;em&gt;“şaibeli”&lt;/em&gt; olan seçimlerin  &lt;em&gt;“şaibesiz”&lt;/em&gt; olması mümkün mü ? Bu seçimlerle ilgili olarak partilerimiz çeşitli &lt;em&gt;“açılımlar”&lt;/em&gt; yapıyorlar. &lt;strong&gt;AKP&lt;/strong&gt;’nin &lt;em&gt;“ alevi ve kürt açılımı”, &lt;/em&gt;&lt;strong&gt;MHP&lt;/strong&gt;’nin &lt;em&gt;“alevi açılımı”, &lt;/em&gt;ve &lt;strong&gt;CHP&lt;/strong&gt;’nin &lt;em&gt;“kara çarşaf açılımı”&lt;/em&gt; ndan sonra &lt;strong&gt;AKP&lt;/strong&gt;’nin Edirne’de &lt;em&gt;“ rakı açılımı”&lt;/em&gt; da geldi. Açılım yapmayan tek parti &lt;strong&gt;DTP&lt;/strong&gt;… Onlar da yakında bir &lt;em&gt;“ Türk”&lt;/em&gt; açılımı yaparlarsa şaşırmayın… Bu arada adayların şovları devam ediyor… Ankara’da Melih Gökçek mi balonları patlatıyor yoksa kendisinin balonu mu patladı, yanıtı bu hafta belli olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yılın bu son haftasının en keyifli haberi ise  emekli paşaların şiirli içki atışmaları idi… İşte o dizeler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Bir lafa bakarım laf mı diye / Bir de söyleyene bakarım adam mı diye"&lt;/em&gt;       &lt;br /&gt;                                                                           &lt;em&gt;&lt;strong&gt;(Hilmi Özkök – Mevlana)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Áyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.      Şahsın görünür   rütbe-i aklı eserinde"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;                                                                           &lt;strong&gt;&lt;em&gt;( İlhami Erdil – Ziya Paşa)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        08’in son haftasında bir başka tartışma da &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ özür dileme – özür dilememe”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; tartışması… Bu konuda yazılacak söylenecek çok şey var. Ama bu yazının ve gazetenin sınırlarını aştığı için giremiyorum. Ama ben bu olaylara &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ hain / inkarcı&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;” ikileminden farklı bakıyorum. Şimdilik &lt;strong&gt;Sezen Aksu’nun &lt;/strong&gt;15 yıl önceki bir şarkısının sözlerini aktarayım…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Eller günahkar &lt;br /&gt;Diller günahkar &lt;br /&gt;Bir çağ yangını bu &lt;br /&gt;Bütün dünya günahkar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masum değiliz hiçbirimiz &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1993- Söz : Sezen AKSU”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          08’in 52.haftasından düşünce kırıntıları bunlar&lt;em&gt;.”Gelen gideni aratır.” &lt;/em&gt;deyişi gibi 09’ da belki 08’i aratacak ama siz yine de umudu yitirmeyin. Çünkü umutsuz yaşanmıyor… Son umut belki de bir piyango biletidir. Ben de henüz almadım ama bu hafta içinde almayı düşünüyorum. 1966 yılında bir radyo programında &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Şevket Rado’nun &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;bana öğütü şuydu… &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Çalışmak esastır ama şans kapısını da açık bırakmak gerek ! “&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZNİK DOĞUŞ GAZETESİ 24 ARALIK 08&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2012984654231215530-5072585593400859863?l=huseyinay.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huseyinay.blogspot.com/feeds/5072585593400859863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2012984654231215530&amp;postID=5072585593400859863&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5072585593400859863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2012984654231215530/posts/default/5072585593400859863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huseyinay.blogspot.com/2008/12/52hafta.html' title='&lt;strong&gt;52.HAFTA&lt;/strong&gt;'/><author><name>HÜSEYİN AY</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03357058857316612925</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2012984654231215530.post-5888764040197918991</id><published>2008-12-14T18:17:00
